Hal Lisanı ve bir ramazan hatırası

Geçmiş yıllarda bir ramazan ayında Amerikada idik.

Gelin adayımız Ashley ile birlikte yiyeceğimiz ilk yemekti. Ve ne güzel bir tevafuk ki, ilk yemeğimiz ilk iftar ile olmuştu.

Helâl restaurant için iki saatlik yol katetmemize kızcağız bir manâ verememişti. Ama bir şey demeye de çekindiği her halinden belliydi.

Neyse yemekler geldi.

O da bizimle bekliyordu.

Niye beklediğini bilmeden. Usulca oğluma sordu: "Su da mı içemezsiniz?”

“Evet” demişti oğlum. “İçemeyiz. Vakti gelmeden yiyip içmiyoruz.”

Tabi ezan sesi filan yok. Saate göre iftar ediyoruz. Önce elimizi açıp, sessizce iftar duamızı yaptık. Ashley de elini açtı. Biz avuçlarımızı yüzümüze sürdük. O da.

Yanımızda getirdiğimiz hurmayla başladık. O da aynısını yaptı.

Ben belli etmeden onu inceliyorum. Oğlum babasına hayran. Belli ki ondan çok bahsetmiş. Kızcağız pür dikkat eşimi takip ediyor. Yemek sıralamasını bile onunki gibi yaptığını gözlemledim.

Usulca; “dilediğinden yiyebilirsin veya beğenmediğin olursa yemeyebilirsin” demiştim.

Zeki kız. Eminim benim konuştuğum ingilizce, perfect bir ingilizce değildi ama ne demek istediğimi anladı.

Yemek sonrası namaz için birer birer arabaya gidip geldik. Gözünden kaçmadı ve onu da sordu.

Bunun bir ibadet olduğunu. Oruç ibadetiyle bütünleşen önemli bir kulluk vazifesi olduğunu, detaya girmeden anlattı oğlum. Ürkmesini, belki korkmasını istemezdik.

İslâmiyet hakkında hiç bilgisi yoktu. Hatta çok müslüman tanıdığı da yoktu. Sadece diş kliniğinin sahibi beyin Arap asıllı bir müslüman olduğunu söyledi.

fb-img-1660164341060.jpg

Ramazanın başlarında Türkiye’ye döndük. Orada bıraktığımız kızıma ve oğluma bazı nasihatlerde bulunmuştuk.

“Ashley’e sözlü anlatımdan çok, fiili tebliğ yapmaları konusunda hassasiyet göstermelerini, hal ve hareketlerinin bir müslümana yakışır izzet ve vekar çizgisinde olmasının önemine vurgu yaptık.”

Uzatmayayım.

Evlendiler…

O uzun süreçte, tabiki bir anne olarak bir takım endişelerim oldu.

Ama, Allah’a teslim ve tevekkül olmanın rahatlığı içindeydik.

Ve dualarımızla umut ettiğimiz güzel bir haber aldık.

Ashley gelin bir gün oğluma, “Seni böyle güzel ahlak sahibi yapan dinini merak ediyorum” demiş.

Ona bu cümleleri söylettiren örnekleri belki bir başka yazı konusu yaparız inşallah.

Amerika'da buldukları kitaplardan, bizim Türkiye’den gönderdiğimiz eski Nur The Light dergilerinden İslamiyeti didik didk araştırdı.

Geçmiş yılların Bediüzzaman Sempozyumlarının ingilizce tebliğleri çok işimize yaradı.

Ve nihayetinde

Bir Hadis-i Şerif'te "Bir tek adam seninle hidâyete gelse, sahrâ dolusu kırmızı koyun ve keçileri sadaka vermekten daha hayırlıdır" buyurulmuş.

Vesile olanların sevabından öte, bir insanın ebedî saadetinin kurtulmasına vesile olmak bambaşka güzelliktir.

İşte biz bu güzelliği göz yaşlarıyla yaşadık, şahit olduk. Adeta asr-ı saadet esintisiyle sevindik.

Kelime-i şehadeti elindeki kağıda bakarak dile getiren Ashley de, biz de gözyaşlarımızı tutamamıştık.

İslam ile şereflenen kızımızı, ailesi ve arkadaşları elbette onaylamamıştı ama “kişinin seçim ve tercihlerine” saygı ilkesine göre davrandılar.

Müjdeler ard arda geldi. O dövmeli, piercingli kız gitti, tam tesettürlü ve ibadetli bir müslüman hanımefendisi geldi.

Kimi zaman biz ona gıpta ettik. Kimi zaman sorduğu sorular karşısında cehaletimizden utandık.

Ama şunu anladık: Hal lisanı, tebliğde çok önemliydi. Biz farkında olmasak bile, o vazifesini yapmaktadır.

Sözü Bediüzzamanın şu ifadesiyle bitirelim…

"Bazan lisan-ı hal, lisan-ı kal’den daha tesirlidir.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.