1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Herkes sarıklı ve cübbeli Said Nursi’ye koşuyordu
Herkes sarıklı ve cübbeli Said Nursi’ye koşuyordu

Herkes sarıklı ve cübbeli Said Nursi’ye koşuyordu

Mahmud Çalışkan ağabeyi vefat yıldönümünde rahmetle anıyoruz

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Mahmud Çalışkan ağabeyimizi 2. vefat yıldönümünde rahmet dualarımızla anıyoruz. Hüsnü Bayramoğlu ağabeyimizden önce Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin şoförlüğünü (1956-1958) yapan, zaman zaman hizmetlerini de gören Mahmud Çalışkan ağabey, 13 Eylül 2016 tarihinde Emirdağ’da vefat etmişti. 

Hizmet hatıralarını Ömer Özcan’a anlatan ve Ağabeyler Anlatıyor-7 kitabında yayınlanan bu kıymetli hatıralardan; Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ hayatıyla ilgili bir bölümünü Mahmud Çalışkan ağabeyin dilinden yayınlıyoruz: 

AMCA MAHMUT, YEĞEN CEYLAN’DAN YEDİ YAŞ KÜÇÜKTÜR

1944 yılında yabancı bir yere, gurbete, kimsesiz, yaşlı haliyle gönderilen Said Nursi’yi daha ilk Emirdağ gününden itibaren - Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle- ‘Çalışkanlar Hanedanı’ sahip çıkıyor ve bu tesahup son nefeslerine kadar sadakatle devam ediyor. Çalışkanlar Hanedanı yaş sırasıyla; Osman, Abdullah, Mehmet, Hasan, Ahmed ve Mahmut Çalışkan olarak altı kardeştirler. Bir de onların evlatları var... 

Mehmet Çalışkan’ın evladı Ceylan Çalışkan, varis ve vekil olarak Bediüzzaman Hazretlerinin en yakın talebelerindendir. Mahmut Çalışkan, Ceylan Çalışkan’ın amcasıdır. Fakat amca Mahmut, yeğen Ceylan’dan yedi yaş küçüktür. 

Mahmud Çalışkan anlatıyor:

ÜSTAD’IMIZ TERMOSUNU, ŞEMSİYESİNİ ALIYOR KIRLARA GİDİYORDU 

Emirdağ’ında hava güneşli oldu mu her sabah kırlara gidiyordu Üstad’ımız. İlk geldiğinde kırlara bırakıyorlar, gitmesine karışmıyorlardı. Yanına su termosunu, şemsiyesini alıyor yürüyerek gidiyordu kırlara. Öğlen sonlarına kadar kırlarda kalıyor, öğle namazını kıldıktan sonra tekrar geri dönüyordu.

DİKKATLİ BAKIŞLARLA GEÇİYORDU YOLLARDAN

Sarıklı, cübbeli, uzun boylu, keskin ve dikkatli bakışlarla geçiyordu yollardan... İnsanlar gördü mü büyük-küçük, kadın-erkek kim görüyorsa hemen koşuyor, Üstad’ımızın elini öpmek istiyordu. Üstad’ımız çocukların başlarını okşuyor, büyük insan gibi onlarla ilgileniyor, selamlarına karşılık veriyor, onlardan dua talep ediyordu. “Sizin günahınız yok, ben hastayım, bana dua edin” diye dua talep ediyordu. Ben de Üstad’ımızı böyle görüyordum hep.

FAYTONU MEHMED ÇALIŞKAN AĞABEYİM ALMIŞTI

Üstad’ımız Emirdağ’a ilk geldiğinde kırlara yayan giderdi. Sonra bir at temin edildi. Ata binmesi zor olduğu için, faytonla gitmeye başladı. Hatta Afyon mahkemesinde bu at ve fayton için, bunları kim aldı diye dava dosyası içine giriyor. Onları da tevkif ettiler. Faytonu Mehmed Çalışkan ağabeyim almıştı. Atı da orada Üstad’ımızı seven bir ağabey veriyordu.

KAYMAKAM ÜSTAD’IMIZIN CAMİYE VE KIRLARA GİTMESİNİ YASAKLADI

Üstad’ımız Cuma namazı için Emirdağ Çarşı Camii’ne geliyordu. Caminin üst katında kılardı namazını. Kış günleri çok soğuk oluyordu caminin üst katı. Mehmet Çalışkan ağabeylerim üst katta, mahvelde Üstad’ımızın oturacağı kadar tahtadan bir kulübe yapmışlardı. Bir de üşümesin diye içine bir mangal koyuyorlar. 

Sonra Kaymakam geliyor, hem Üstad’ımızın dışarı çıkmasını, hem de Cuma namazına gitmesini yasaklıyor. Üstad’ımız daha dışarı çıkamıyordu. O yapılan kulübe de yıkılıyor. Büyük sıkıntılar veriyorlar Üstad’ımıza. Kırlara gidiyordu, oraya da gidemiyordu artık. Mecburi evde kalacak. Bu şekilde epey bir zaman geçti. Üç sene böyle devam etti. 

RİSALE-İ NURLAR EMİRDAĞ’DA GİZLİ GİZLİ YAZILIYORDU 

Tabi bu arada Risale-i Nurlar Emirdağ’da gizli gizli yazılıyordu. Ağabeylerime ve Osmanlıca bilen diğer ağabeylere Üstad’ımız formalar halinde risaleler veriyor, onlar da yazıp tekrar Üstad’ımıza iade ediyorlardı. Üstad’ımız da yazılan risaleleri tashih ettikten sonra geri veriyordu. Yazılan risaleler dışarıya, başka yerlere de gönderiliyordu. Oralarda yazılanlar da tashih için Emirdağ’a Üstad’ımıza geliyordu. 

ÜÇ SENE SONRA KİMDE RİSALE-İ NUR VARSA, HEPSİNİ TEVKİF EDİYORLAR

Bu şekilde üç sene kadar hizmetler devam etti. Dışarıdan sivil polisler gelmiş, üç sene emniyet takip ediyor; kimler Üstad’ımızla ilgilendi, kimler geldi, kimler yanında bulundu, kimlere Risale-i Nur gidiyor takip ediliyor... Risalelerin gittiği yerler tespit ediliyor. Tabi bizim bir şeyden haberimiz yok.

İşte üç sene kadar sonra emniyet bir arama-tarama yapıyor... Aramalar sonunda kimde Risale-i Nur varsa, kim alakadarsa hepsini tevkif ediyorlar. (1948) Emirdağ’dan bizim Çalışkanlar ailesinden üç ağabeyim iki de oğlu beş kişi, diğer ağabeylerden de on beş kişi olmak üzere yirmi kişi tevkif edildi. 

İnebolu, Kastamonu, Safranbolu, Isparta, Aydın, Denizli civarlarından da tevkifler oluyor. Toplam seksen küsur kişi... Emirdağ’da Ağır Ceza Mahkemesi olmadığı için, Afyon Ağır Ceza Mahkemesine havale ediliyorlar. Üstad’ımızı ve ağabeyleri Emirdağ’ından Afyon Mahkemesi’ne kamyon kasasında götürüyorlar. (17 Ocak 1948)
 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum