Habibi Nacar YILMAZ
Muhtar Memiş Bey'in İştiyakı
Rize'nin Salarha Vadisi meşhurdur. Salarha Vadisi'nin tam da doğu tarafında Yenigüzel köyü var.1996-97'de Toprak ailesinin evlerinde iki sene okuma programı yaptığımız köyün, harika bir görünümü var. Köyü saran yeşilliğin bin bir türlü tonu ve köyün önünden geçen ırmağın özellikle sabahın sessizliğinde, zihni dinlendiren çağıltısı, köye ayrı bir güzellik katıyor. Talebe arkadaşlara köy için, burası tam bir cennet diyerek reklâm yapıyordum. Hava biraz yağmurlu olunca da bu sefer "Habip abinin cenneti güzel de biraz yağmurlu." esprisine muhatap oluyorduk.
Orada bulunduğumuz sürece, köyün Kur'an Kursu ile de irtibatımız ve orada sohbetlerimiz olmuştu. Kur'an Kursunun kadim emektârı Mustafa Kahveci Hocamız sevilen ve sayılan bir değer idi. Bir görüşmemizde, uzun süredir yatalak olan eşini ancak Hastalar Risalesi ile teskin edebildiğini anlatmıştı. Daha doğrusu, hocamızın şimdi rahmetli olan hanımı, Hastalar Risalesini bir şekilde keşfetmiş ve ağrılarından bir derece kurtulmak ve teselli bulmak için de hocamdan bu risalenin kendine sürekli okunmasını istermiş. Hastalar Risalesinin bu kadar şifadâr oluşunun nadir örneklerindedir bu hatıramız.
İşte, bu Kur'an Kursunun şimdiki başkanı Hüseyin kardeşimizin ve köyün eşrafı Toprak ailesinin de öncülük etmesiyle periyodik olmasa da bazen kursa gidip dersler yapıyoruz. O dersleri anlatan birkaç yazımız da olmuştu. Derslere, kursun hoca ve öğrencilerinin yanında, köyün muhtarı da katılıyor. Son dersimizi de haziran ayının ikinci haftasında gerçekleştirdik. Bu derse de yine kurs hocalarının ve kurstaki talebelerin yanında, birlikte gittiğimiz arkadaşlar ve muhtar Memiş Yazıcı da katıldı.
Deste, insanı Cenab-ı Hakk'a vasıl edecek, ulaştıracak yolların işlendiği 26. Söz'ün Zeylini okuduk. Evet, bir insan için Allah'a vasıl olmaktan daha üstün ve değerli bir hedef olabilir mi? Olamaz. İnsanın O'na ayine olan kendi mahiyetini çözmesi; onu dünyada nâzik ve nâzenin bir şekilde misafir eden; yüksek şefkat ve merhamet örneği olarak duvar gibi kuru topraktan bin bir nimetini insanın önüne seren Zât-ı Zülcelale ulaşması, en azından bu yolda olması, tarifsiz bir lezzettir.
Dalâlet ehlini düşünüyorum da bazen. Fıtratlarını tahrip ederek, sun'i lezzetlerle teneffüs etmeye çalışan, kendi Mâlik-i Hakikîlerinden gaflet için, her yola ram olmaya razı bir insanı anlamak ne mümkün. Afâkî şeylere dalıp esassız bazı itirazlarda bulunan bir arkadaşa "Eğer ölümü öldürüp zevali dünyadan izale etmek ve acz ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim." demiştim. Ulvî ve ahsen-i takvimdeki mahiyetini hiçe sayarak cevap olarak: "Hocam, bir böcek gibi yere düşüp gübreye döneceğiz." diye yazmıştı. Şimdi hayatının hesabını vermekle meşgul bir bedbaht da zamanında:
"Düşünme,
Arzu et sade,
Bak, böcekler de öyle yapıyor." diye karalamıştı.
"Hayat-fâniyeyi sas maksat yapan, kâinat içinde boğulup fanilerin tebessümlerine aldanarak onların kucaklarına atılan" başka bir nasipsiz de "Ot gibi yaşayıp toprağa düşeceğiz." paylaşımıyla derekesini göstermişti.
Kur'an Kursundaki derse, bu mealde bir giriş yaptıktan sonra, mevzuyu okumaya başladık. İnsanı Cenab-ı Hakk'a vasıl edecek yollar içinde "Kasır fehmimle Kur'an'dan istifade ettiğim acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür târikidir."cümlesinin üzerinde durmaya başladık. Acz meselesini izah ederken bir örnek verdik. Memiş Yazıcı muhtarımız verdiğimiz örnek karşısında hayretler içinde kalınca, mevzunun devamı için epeyce iştiyak gösterdi ve örnek karşısında hayretini ifade etti.
Evet, acizdik ama ne kadar acizdik? Önümüzde duran ve bizim olmayan bir bardağın içinde; bizim, yapmaya ve gazlarını birleştirmeye gücümüzün yetmediği, yani bizim olmayan suyu, yine bizim olmayan vücudumuza bağlı ve kolumuza takılı ellerimiz ve tefekkürünü bir sene seyredip incelesek bile bitiremeyeceğimiz parmaklarımızla tutup, yine bizim olmayan dudaklarımıza götürüyoruz. Yine suyu, bizim olmayan ağzımız yoluyla, bizim olmadığı gibi,çalışmasına da hiçbir şekilde müdahil olamadığımız midemize gönderiyoruz. Hâkimi olamadığımız midemizde, haberimiz olmayan istihale ve muamelelerden geçerek enerjiye inkılap eden su; elimizde fere, gözümüzde nura, ağzımızda harf ve seslere medar olan enerjiye inkılâp ediyor.
Biz bunları anlatırken Memiş muhtarımızın iştiyak ve heyecanı epeyce arttı ve bizim anlattıklarımızı tekrar etmeye başladı. Bu mealde belki dinlediği şeyler olmuştu. Ama 'acz' başlığı altında insanın acizliğini böyle anlatan bir ders dinlememişti. Bizim sandığımız cihazlar, enerjiler bizim değildi. Bunların sevk ve idaresinde de acizdik. Ama hayatımızın devamı da bunlara bağlıydı. Elimizde sadece bir 'meyil' vardı.
Küçük bir meyil ile de "kudret" ve "sahiblik" iddiasında bulunamazdık. İşte, bunu anlayan, idrâk ve izanla kabullenen bir insan, sonsuz ve merhametli bir kudrete uzanıyor. O'nu görüyor, anlıyor ve O'nunla rapt-ı kalp ediyor. "Acz"ini anlayan, bunu bilfiil gören, benlik sahiplik davasında bulunup da riya ve şirk hastalığına yakalanabilir mi? Riya pisliğini herhangi bir yerine bulaştırabilir mi?
Konuşmak, yemek, içmek, yürümek gibi kesretle iç içe olduğumuz fiillerimizin arkasında, kâinat projesi var. Yani kâinatın işlemesi sayesinde biz bu fiilleri yapıyor ve hayatımızı devam ettirebiliyoruz.Üzerimizdeki fiillerin sahibi ve mâliki olmadığımız gibi, kâinatta da hiçbir sözümüz geçmiyor. Bütün bunlar, hangi hakikati bize gösteriyor?
"Sen kendini kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır, kendi başına muhafaza edemezsin. Belalardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ızdıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem kadirdir hem rahimdir. Kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme."
Evet dostlar, benim olmayan elimle, malzemesi benim olmayan kalemle, benim olmayan gözü, aklı, enerjiyi kullanarak yazdığım bu yazıda ne kadar hissedârım? Sadece "Bu kelimeyi yazayım mı yazmayayım mı?" meyli ile, bu fiiller tümüyle benimdir, diyebilir miyim? Bu hakikati anlayan bir insan "Ben yazdım, ben ettim" diyebilir mi? Şimdi Said Nursi'nin "Bana yazdırıldı." demesinin arka cephesini anladık mı acaba?
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.