Mahşer ve Âhiret Hayatı İle İlgili Müteşâbih Hadisler

Müteşâbih Hadisler Konusunda Bediüzzaman’ın Görüşleri ve Tespitleri-4

3) Mahşer ve Âhiret Hayatı İle İlgili Müteşâbih Hadisler

Bediüzzaman İstanbul’a geldiği 1907 yılında kaldığı otelin kapısına “Burada her suale cevap verilir sual sorulmaz” yazarak bütün ehl-i ilme meydan okuduğunda İstanbul’daki hoca veya talebe her kesimden kişiler kendisine farklı konularda soru tevcih etmişlerdir. Bu sorulardan bir kısmı Âhirete dair müteşâbih hadislerdir. Âhiret hakkındaki müteşâbih hadisler konusunda Bediüzzaman’ın yaptığı te’villerden birkaç nümunesi şudur:

ÜÇÜNCÜ SUAL: Cehennem nerededir?

Elcevap: a1.gif a2.gif Cehennemin yeri, bazı rivâyatla, "tahte'l-arz" denilmiştir.[1] Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz.

Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur.

Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü'l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadise muvafık bir ateş bulunuyor.[2]

Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem-i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir. Âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder. Ehl-i İtizâlin bazı imamları "Cehennem sonradan halk edilecektir" demeleri, hâl-i hazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabâvettir.

Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. Ve'l-ilmü indallah, âhiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat bazı rivâyâtın işârâtıyla, âhiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine "min feyh-i Cehennem"[3] denilmiştir.”[4]

Bediüzzaman Cehennem hakkındaki hadislerin genelinden öncelikle “Büyük Cehennem ve Küçük Cehennem” ayrımını istihraç ediyor. Bazı hadislerde bahsedilen ve yer altında olduğu bahsedilen cehenneme, “cehennem-i suğra”; kıyamet sonrası görünecek cehenneme ise “cehennem-i kübra” ismini veriyor. Sonra diğer bir hadise anahtar olacak, ilm-i tevhid noktasında bir tespit yaparak “Her hararet cehennemdendir” diyor; dinin ve imanın temeli olan tevhid hakikatini hararet ve cehennem mevzusuna tatbik ediyor. Bu açıdan bakılınca hadis-i şerifin bahsettiği üzere tevhid-i cehennem noktasında yaz aylarının harareti de, cehennem sıcağından olmuş olur. Bu tevhidî mananın gereği “Her ateş, cehennemdendir; her nur ise, cennettendir” olur.[5] Bediüzzaman bu tevhidî hakikati metnin devamında yıldızlar hakkında şöyle tatbik eder:

“Demek, bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez. Fakat ism-i Hakîmin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:

Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir. Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i a3.gif‘a mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür’at-i seneviyesine yakın bir sür’atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü’ş-şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş’âl etsin, hararet ve kuvvet versin.

Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahpes yapsın.”[6]

Yıldızlar için geçerli olan bu hakikat insan için de aynen geçerlidir. Bu manada insanın ruhu, nûr âleminden olduğu gibi, insanın cismi ve cismâni kişiliği olan nefsi de nâr âlemindendir. İnsan vicdanı ve kalbi bu iki âlemin savaş alanıdır. Nûr cephesi hâkim olan kişinin hayatı cennete dönüşürken; ateşe dayanan madde cephesine esir olanın dünyası da bir cehenneme dönüşür. Bu noktada Bediüzzaman şu tespiti yapar: “Cehennem maddi olarak var olduğu gibi, manevi bir cehennem de vardır.” Bu manevi cehennemi Bediüzzaman şöyle anlatır:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın ba’delmevt, Hâlık-ı Rahmân ve Rahime rücûu hakkında ilânat yapan şu;

a4.gif

gibi âyetlerde büyük bir beşâret ve tesellî olduğu gibi, ehl-i isyana da büyük tehditleri imâ vardır.

Evet, bu âyetlerin sarahatine göre, ölüm, zeval, firak, adem kapısı ve zulümat kuyusu olmayıp ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle, kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur. Evet, küfrün tazammun ettiği cehennem-i mâneviyeye bak: a5.gif hadîs-i kudsîsi sırrınca, Cenâb-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalb eder. Sonra, iman ve yakîn ile, Cenâb-ı Hakkın likasından sonra, rızasından sonra, rüyetinden sonra mü’minler için hasıl olan lezzetlerin derecelerine bak.”[7]

İnsanın psikolojisi geçmişin üzüntüleri ve geleceğin korkuları ile zedelendiği ve hastalandığında dünyayı ona bir zindan gibi gösterir.[8] Bu hal, algıda seçicilikle insana dünya hayatının hep cehennem gibi yakıcı ve cüz’î manzaralarını göstermeye başlar. Bütün insanların sayısız tecrübeleri bu minval üzeredir. Dünyanın cennet gibi güzel konforu ve lezzetleri onun için görünmez olduğu gibi bilakis ızdırabını daha da artırır. Bu bozuk algı ile ölen kişi, berzah ve Âhiret âlemlerinde de aynı algıyı taşımaya devam eder. Çünkü insan algısından ibarettir. Bu cihetten onun bu algısı ve anlayışı bu dünyada olduğu gibi Âhirette de onun hayatının belirleyicisi olacaktır. Bu açılardan dünyada korkular ve hüzün cehenneminde yaşayıp ölen kişi Âhirette de korkular ve üzüntü Cehennemine girecektir, diye Bediüzzaman bir tespit yapıyor.

Bu tespit “Cehennem kâfirleri hakikaten çepeçevre kuşatmıştır”[9] âyetinin de bir tefsiridir. Bu âyetin başındaki inne-i tahkikiyenin bildirdiği üzere Cehennem de, cennet de birer hakikattir. Cehennem, Allah’ın celal ve gazabının; Cennet ise, Allah’ın cemal ve rahmet sıfatlarının tecellisi olup zaman-üstü surette tecelli ederler. Bu manada dünya hayatı ve insanın canlılığı bu İlâhî sıfatların beraber tecelli ettiği yerlerdir. İnançsızlar ve iman ettiği halde inançsızca yaşayanlarda dünyanın cehennemî yönü hâkim olup onu yuttuğu gibi; iman edip Âhiret için yaşayanlarda dünyanın nuranî ve cennetî yönü hâkim olur. Bu durumda dünya lüks ve refah içinde olmasa da bir saadet ve selamet memleketi haline gelir. Asr-ı Saadet’te olduğu gibi…

Bediüzzaman Cehennem ilgili diğer bir hadisi şöyle ele alır:

“Ve keza, bir hadîse göre, Cehennem matvîdir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. Demek Cehennemin, bir yumurta gibi, arzın merkezinde mevcut ve bilâhare tezahür edeceği, mümkinattandır.

İhtar: Cehennemin şimdi mevcut olmadığına Mutezileleri sevk eden, bu hadîs olsa gerektir.”[10]

Bediüzzaman bu hadis rivayetini, başka bir eserinde şu şekilde te’vil eder:

“Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki, dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte saklar. Elbette, o Zât-ı Zülcelâlin kudret ve hikmetinden uzak değildir ki, küre-i arzın kalbindeki Cehennem-i Suğrâ çekirdeğinde Cehennem-i Kübrâyı saklasın.”[11]

Dikkat edilirse her iki te’vilde de Bediüzzaman, kâinattaki matvîlik delilleri olan ve bilkuvve hali simgeleyen yumurta ve çekirdeği misal veriyor. Her çekirdeğin içinde ondan çıkacak ağaç dürülüp katlanmış olarak bulunduğu gibi, bir çekirdeğe benzeyen dünya gezegeninin içindeki ateşi, Hz. Peygamber’in (ASM) bir çekirdeğe benzettiğini ifade ediyor. Hz. Peygamber (ASM) bu dünya denilen çekirdekten cehennem denilen ebedî ateş ağacı çıkacak, diyor. Bu manada cehennemin dürülüp katlanması hadisi, müteşâbih hadisler sınıfına giriyor. Çünkü matvî kelimesinde iç içe benzetmeler var.

SONUÇ

Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatında bu makalede iktibas ettiğimiz ve etmediğimiz birçok müteşâbih hadisleri fen bilimleri, dinî ilimler, Arap dili ve edebiyatı çerçevesinde te’vil etmiştir. Bu te’villeriyle, ilimde derinlik sahibi olmak kayd u şartıyla, bütün müteşâbih hadislerin te’vil edilebileceğini göstermiştir. Hem müteşâbih hadislerin, muhkem hadisler gibi çeşitli konulara dair hakikatlerin bir hazinesi olduğunu ispat etmiştir. Bediüzzaman’ın müteşâbih ve muhkem bütün hadislerin de mahiyetini bildiren, hadis-i şerifler hakkındaki şu vecizesi bu makaleye son noktayı koyuyor: “Hadis, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattir.”[12]

KAYNAKÇA
Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail, el-Câmiu’s-Sahih, el-Mektebetu’s-Selefiyye. Kâhire: 1980-1400.
Hâkim en-Nisaburi, el-Mustedrek ale’s-Sahihayn. dirâse ve tahkik: Mustafa Abdülkadir Ata, Beyrut; Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 1990.
İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448), Ebu’l- Fadl Şehabettin, el-Fethu’l-bârî bi-şerhi sahîhi’l-buhârî, I-XVII thk. Abdurrahman Nasır el-Berrâk, Riyad: Dâru Taybe, 2005-1426.
El-Kuşeyrî, Müslim (v. 261/872), Ebû’l-Hüseyin b. El-Haccâc, Sahîhu Müslim, Tahriç: Muhammed b. İyâdî, Mektebetü’s-Safâ, Kahire 2003-1424.
Nursî, Bediüzzaman Said, Şualar, İstanbul, Söz Matbaacılık ve Yayıncılık, 2004.
Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, İstanbul, Söz Matbaacılık ve Yayıncılık, 2012.
Nursî, Bediüzzaman Said, İşârâtü’l-İ’caz, Çev. Abdülmecîd Nursî, İstanbul, Envâr Neşriyat, 1996.
Nursî, Bediüzzaman Said, Ta’likat, İstanbul, Envâr Neşriyat.
Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, İstanbul, Söz Matbaacılık ve Yayıncılık, 2006.
Nursî, Bediüzzaman Said, Muhâkemât, İstanbul, Söz Matbaacılık ve Yayıncılık, 2009, s. 92.
Nursî, Bediüzzaman Said, Mesnevi-i Nuriye, Çev. Abdülmecîd Nursî, İstanbul, Yeni Asya Neşriyat, 1991.
Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, İstanbul, Söz Matbaacılık ve Yayıncılık, 2012.
Nursî, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası-I, İstanbul, Tenvir Neşriyat, 2007.
Süyûtî, Şeyh Celâleddin, el-Örfî Va’di fî Ahbâri’l-Mehdî.
Şeyh Ahmed Gümüşhanevî, Mecmuatü'l-Ahzâb.
et-Tirmizî, Muhammed b. İsa, Es-Sunen. Tah. İzzuddīn Dıllî, İmâd et-Tayyâr, Yâsir Hasan. Beyrut; Muessesetu’r-Risale, 2013.
Yavuz, Yusuf Şevki, Müteşâbih, DİA, 32. Cilt, İstanbul, 2006.

[1] el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:568.

[2] Tirmîzî, Cehennem, 7

[3] “Muhakkak ki yaz sıcağının şiddeti Cehennem sıcağındandır.” (Buhari, Mevâkît:9,10.)

[4] Nursi, Mektûbât, s. 29-30.

[5] Bu tespit “Cehennem ve cennet kişiye ayakkabısının bağından daha yakındır” (Buhari, Rikak, 29) şeklindeki hadisleri de anlamayı sağlıyor.

[6] Nursi, Mektûbât, s. 31.

[7] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Çev. Abdülmecîd Nursî, İstanbul, Yeni Asya Neşriyat, 1991, s. 191.

[8] Kur’anın 20 âyeti bu korku ve üzüntü meselesine vurgu yapar. Allah dostu olmanın belirtisi olarak da bu korku ve üzüntüden kurtuluşu gösterir. Mesela Yunus sûresi, 10/62-64.

[9] Ankebût sûresi, 29/54.

[10] Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’caz, Çev. Abdülmecîd Nursî, İstanbul, Envâr Neşriyat, 1996, s. 128.

[11] Nursî, Mektûbat, 31.

[12] Nursî, Mektûbât, s. 670.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum