Erdem AKÇA
Hz. İsa'ya (as) Gelen İncil
Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-6
Peygamberlere Gelen Mukaddes Kitaplar
3-Hz. İsa’ya (AS) Gelen İncil:
Mukaddes kitaplardan birisi olan İncil’in Matta versiyonunun 5. Bab’ından bir kısım şu şekildedir:
“Ve İsa kalabalıkları görüp, dağa çıktı; ve oturunca, şakirtleri yanına geldiler; 2 ve ağzını açıp onlara öğreterek dedi:
3 Ne mutlu ruhta fakir olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara; çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar.
6 Ne mutlu salâha acıkıp susıyanlara; çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara; çünkü onlara merhamet edilecek.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara; çünkü onlar Allah’ı görecekler.
9 Ne mutlu sulh edicilere; çünkü onlar Allah oğulları çağırılacaklar.
10 Ne mutlu salâh uğrunda eza çekmiş olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
11 Benim uğruma insanlar size sitem edecekleri, eza eyliyecekleri, ve size karşı yalan yere her türlü fenalığı söyliyecekleri zaman, size ne mutlu! 12 Sevinin, ve meserretle coşun; çünkü göklerde karşılığınız büyüktür; çünkü sizden önceki peygamberlere de böyle eza ettiler.
13 Dünyanın tuzu sizsiniz; fakat tuz tatsız olmuşsa, o ne ile tuzlanır? Artık dışarı atılıp insanların ayağı altında ezilmekten başka bir şeye yaramaz. 14 Dünyanın ışığı sizsiniz. Dağ üzerindeki şehir gizlenemez. 15 İnsanlar da ışık yakıp kile altına komazlar, ancak onu şamdana korlar; ve evde bulunanların hepsini aydınlatır. 16 Sizin ışığınız insanların önünde böyle parlasın da, sizin iyi işlerinizi görsünler, ve göklerde olan Babanıza hamdetsinler.
17 Sanmayın ki, ben şeriati yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. 18 Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncıya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmıyacaktır. 19 Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine en küçük denilecektir; ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine büyük denilecektir. 20 Zira size derim ki, salâhınız yazıcılar ve Ferisiler’inkinden ziyade olmazsa, göklerin melekûtuna hiç girmiyeceksiniz.
21 İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: “Katletmiyeceksin;” ve: “Kim katlederse, hükme müstahak olacaktır.”[1] 22 Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır; ve kardeşine: “Raka”[2], derse, Millet meclisinin hükmüne müstahak olacaktır; ve kim: “Ahmak”, derse, cehennem ateşine müstahak olacaktır. 23 İmdi, takdimeni mezbahta arz ederken, kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğu hatırına orada gelirse, 24 takdimeni orada mezbahın önünde bırak, ve git, önce kardeşin ile barış, ve o vakit gel, takdimeni arzet. 25 Hasmınla yolda beraber iken onunla çabuk uyuş da, hasmın seni hâkime, hâkim de seni memura vermesin, ve zindana atılmıyasın. 26 Doğrusu sana derim: Son mangırı ödeyinciye kadar oradan çıkmazsın.
27 “Zina etmiyeceksin,”[3] denildiğini işittiniz. 28 Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. 29 Ve eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa, onu çıkar, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme atılmasından iyidir. 30 Ve eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme gitmesinden iyidir. 31
Ve: “Kim karısını boşarsa, ona boş kâğıdını versin,”[4] denilmiştir. 32 Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple karısını boşıyan adam onu zâniye eder; ve kim boşanmış kadınla evlenirse, zina eder.
33 Ve yine, eski zaman adamlarına: “Yalan yere and etmiyeceksin, ve andlarını Rabbe ödiyeceksin,”[5] denildiğini işittiniz. 34 Fakat ben size derim: Hiç and etmeyin; ne gök üzerine, çünkü o Allah’ın tahtıdır; 35 ne yer üzerine, çünkü onun ayaklarının basamağıdır; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü o, büyük Kıralın şehridir. 36 Başın üzerine de and etmiyeceksin; çünkü sen bir tek saçı ak yahut kara edemezsin. 37 Ancak sözünüz: Evet, evet; Hayır, hayır, olsun; bunlardan ziyadesi şerirdendir.
38 “Göz yerine göz, diş yerine diş,”[6] denildiğini işittiniz. 39 Fakat ben size derim: Kötüye karşı koma; ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. 40 Ve eğer biri seninle mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abanı da bırak. 41 Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa, onunla iki mil git.42 Senden diliyene ver, senden ödünç istiyenden yüz çevirme. 43
“Sen komşunu sevecek”[7] ve düşmanından nefret edeceksin, denildiğini işittiniz. 44 Fakat ben size derim: Düşmanlarınızı sevin, ve size eza edenler için dua edin ki, 45 siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur; ve salih olanlar ile olmıyanların üzerine yağmur yağdırır. 46 Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız olur? Vergi mültezimleri[8] de öyle yapmıyorlar mı? 47 Ve yalnız kardeşlerinizi selâmlarsanız, fazla ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? 48 Bundan dolayı, semavî Babanız kâmil olduğu gibi, siz de kâmil olun.”
Metnin Tahlili:
“Ve İsa kalabalıkları görüp, dağa çıktı; ve oturunca, şakirtleri yanına geldiler; 2 ve ağzını açıp onlara öğreterek dedi:
3 Ne mutlu ruhta fakir olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
[ “Ruhta fakir olmak”, sonsuz bir şekilde Allah’a karşı ihtiyaç hissetmek, Onu tanımayı, bilmeyi, sevmeyi varlık gayesi olarak hissetmek ve görmek demektir. Bu fakrın ve hissedişin getirisi, “sınırsız melekût ve mana âlemlerine girmek” olduğundan Hz. Muhammed (ASM) “el-Fakru fahrî” (Benim Allah’a karşı fakrımı hissediş çapım benim iftihar ve övünç kaynağımdır) der.[9] Metnin biraz ilerisinde melekûta sahip olan diğer grup “salah uğrunda eziyet çeken sabır ehli kişiler” olarak belirtilir.]
4 Ne mutlu yaslı olanlara; çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar.
6 Ne mutlu salâha acıkıp susıyanlara; çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara; çünkü onlara merhamet edilecek.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara; çünkü onlar Allah’ı görecekler.
[Bu cümle, rü’yetullaha (Allah’ı görmeye) ait muazzam bir sırrı bildiriyor. Bir kulun kalbinde ne kadar Allah aşkı varsa, o kişide Allah’ın kullarına merhamet hissi doğar. Allah, kullarına merhametini kendine âşık bu kalb üzerinden yansıtır. Bediüzzaman Said Nursi’nin tespit ettiği üzere “Âşık, rü’yet ister.”[10] Hz. İsa (AS), Allah’a âşık bir kul, diğer kullara karşı merhametinin çapına göre rü’yetullaha mazhar olacak, diyerek konunun ileri seviyelerini açıyor.]
9 Ne mutlu sulh edicilere; çünkü onlar Allah oğulları çağırılacaklar.
[Bu cümle bir mecazdır. Çünkü elde mevcut Matta İncil’i 23. Bab 14. âyette şöyle bir cümle geçer: “Vay başınıza, yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Zira bir mühtedi yapmak için denizi ve karayı dolaşırsınız; ve olunca, siz onu kendinizden iki kat cehennem oğlu edersiniz.” Dikkat edilirse “Allah oğulları” tabirinin geçtiği aynı kutsal kitapta “Cehennem oğlu” tabiri de geçmektedir. Bu iki ibare beraber okunduğunda bu ifadenin “ehlullah” ve “ehl-i cehennem” manasında, “Nur aynası” ve “Ateş aynası” manasında anlaşılması gerektiği açıktır. Fiziksel veya manevi bir oğulluk anlamına gelmemektedir. Bu çerçevede kişinin insanlık dünyasında maddi ve manevi fesatları ortadan kaldırması, evrensel barışa ve sulha hizmet etmesi nispetinde “Nur aynası” ve “ehlullah” sayılacağını Hz. İsa (AS) hikmet ve irfanla bildirmektedir.]
10 Ne mutlu salâh uğrunda eza çekmiş olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
11 Benim uğruma insanlar size sitem edecekleri, eza eyliyecekleri, ve size karşı yalan yere her türlü fenalığı söyliyecekleri zaman, size ne mutlu! 12 Sevinin, ve meserretle coşun; çünkü göklerde karşılığınız büyüktür; çünkü sizden önceki peygamberlere de böyle eza ettiler.
13 Dünyanın tuzu sizsiniz; fakat tuz tatsız olmuşsa, o ne ile tuzlanır? Artık dışarı atılıp insanların ayağı altında ezilmekten başka bir şeye yaramaz. 14
[Sembol ve rüya ilminde tuz, “melahat” (yüz güzelliği) demektir. Yüz ise, ruh demektir. Bu manada Hz. İsa (AS) havarilerine “Siz dünyaya ruh güzelliği katan tuz makamındasınız. Tuzu tuz yapan ise, tadıdır. Siz, bu ruhani tadı dünyevileşmekle kaybederseniz insanlık da sizin vesilenizle elde edeceği ruh güzelliğini kaybedecektir” diyor. Manevi açıdan tuzlaşmanın, maneviyatın tadına ermenin ve başkalarına tat veren bir maneviyat taşımanın şartını ise dinî yaşantıyı, fıkıh usulü tabiriyle, “ruhsat” larla (izin verilen boyutlarla) değil “azimet” lerle (iradeyi kemikleştiren seviyeyle veya iradenin kemikleştiğini gösteren hassas bir takva ile) yaşamak olduğunu metnin ilerleyen kısımlarında ifade ediyor. Ayrıca tuz, Sodyum ve Clor’un birleşimiyle meydana gelmektedir. Clor, Yunanca “yeşilimsi sarı” manasında olan “chloros” lafzından gelmektedir. Atom numarası 17’dir. Sodyum’un atom numarası ise 11’dir. Latince “natrium” kelimesinden veya Latince “baş ağrısına çare” manasına gelen “sodanum” kelimesinden türediği de rivayet edilmektedir. 17 sayısı, âlem değiştirmenin, ruhun dünyanın faniliğini anlayarak yükselmesi ve yücelmesinin sembolüdür. Clorun yeşilimsi sarı manasında olması, sarı ilmin; yeşil ise canlılığın sembolü olmasından Clor, kişinin ilmin egemenliğinde bir hayatla ruhen yücelmesi manasındadır. 11 sayısı ise Allah ile var olma, iman ve tevhid ile Ona intisap etmenin sembolüdür. Ki insanın başını ağrıtan vesvese ve şüphelerin, tereddüt ve vehimlerin ilacı Allah’sız var olunamayacağı hakikatinin net bir şekilde bilinmesidir. Bütün sayıların 1’in türevi olması zarureti gibi… Bu çerçevede Sodyum, hakiki tevhid ile aklî sıkıntılardan kurtulma, aydınlanma ve nura erme demektir. Tuz ise, Sodyum ve Clorun bileşimi olduğundan, bu çerçevede insan ruhunun ilmin ışığı ile aydınlanması, vesvese, şüphe, vehim ve tereddüt karanlıklarından kurtulması, manevi âlemlere geçiş yaparak dirilmesi, kişinin hayatını ilimle yöneterek yüceltmesi, onun ruhunu ve yüzünü güzelleştirmesi manasındadır.]
Dünyanın ışığı sizsiniz. Dağ üzerindeki şehir gizlenemez. 15 İnsanlar da ışık yakıp kile altına komazlar, ancak onu şamdana korlar; ve evde bulunanların hepsini aydınlatır. 16 Sizin ışığınız insanların önünde böyle parlasın da, sizin iyi işlerinizi görsünler, ve göklerde olan Babanıza hamdetsinler.
[Işık, hem kendini aydınlatma, hem çevresini aydınlatmanın sembolüdür. Ruhun özü, İlâhîi nurdur. Bu çerçevede Hz. İsa (AS), havarilerine siz bir “nurdan adamsınız” diyor. Ki havari kelimesi de, beyaz elbiseli, maneviyatı tertemiz kişi demektir. Hz. İsa’nın (AS) bu teşbihi, kendi ruhunu nurlandıran kişinin veya ruhundaki nurları açığa çıkartan kişinin en başta aile efradını aydınlatacağını bildiriyor.
“Göklerde olan Babanız” tabiri bir mecazdır. Bir çocuk için sırtını güven ve huzur içinde yaslayacağı “nokta-i istinad” babası olduğu gibi, hilkat âleminde Kur’anın tabiriyle dünya beşiğinde bir bebek konumunda olan insanoğlunun[11] nokta-i istinadı da “Allah’a iman” dır. Allah’ın yaratıcılığı, etkinliği ve hâkimiyeti yeryüzü ve insanlık dünyasına nazaran melekut ve göklerde daha bariz ve zahir olduğu için Hz. İsa (AS) “Göklerde olan Babanız” tabirini sık sık kullanıyor. Oysa Kur’an “O, gökte de İlah’tır, ilahlık saltanatını gösterir; yeryüzünde de İlah’tır, ilahlık saltanatını icra eder”[12] der. Hz. İsa’nın (AS) sık sık bu mecaz ifadeyi kullanmasının bir sırrı da, kendisi ve sonraki dönem hakiki tevhid inancına sahip İsevilerin muazzam işkenceler, baskılar, çaresizlikler ve âcizliklere düçar edileceklerini haber vermek ve bu hallerde Allah’a imanın şefkatli bir kudret olarak yanlarında olacağını bildirmek ve teselli vermek içindir.]
17 Sanmayın ki, ben şeriati yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. 18 Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncıya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmıyacaktır. 19 Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine en küçük denilecektir; ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine büyük denilecektir. 20 Zira size derim ki, salâhınız yazıcılar ve Ferisiler’inkinden ziyade olmazsa, göklerin melekûtuna hiç girmiyeceksiniz.
[Abdülkadir Geylani Hz.leri Cilâu’l-hâtır fi’l-bâtın ve’z-zâhir isimli eserinde, maneviyat makamlarından birinin “azamet makamı” olduğunu ve bu makama Kur’an ve sünnete tabi olmakla erişenlerin Allah katında “azîm” (büyük) olarak isimlendirildiklerini ifade eder.[13] Ve bu konuda delil olarak Allah Resulü’nden (SAV) şu hadisi aktarır: “İlim öğrenen, öğreten ve onunla amel eden kimse melekût âleminde ‘azîm’ (büyük) diye çağrılır.”[14]]
21 İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: “Katletmiyeceksin;” ve: “Kim katlederse, hükme müstahak olacaktır.”[15] 22 Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır; ve kardeşine: “Raka”[16], derse, Millet meclisinin hükmüne müstahak olacaktır; ve kim: “Ahmak”, derse, cehennem ateşine müstahak olacaktır. 23 İmdi, takdimeni mezbahta arz ederken, kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğu hatırına orada gelirse, 24 takdimeni orada mezbahın önünde bırak, ve git, önce kardeşin ile barış, ve o vakit gel, takdimeni arzet. 25 Hasmınla yolda beraber iken onunla çabuk uyuş da, hasmın seni hâkime, hâkim de seni memura vermesin, ve zindana atılmıyasın. 26 Doğrusu sana derim: Son mangırı ödeyinciye kadar oradan çıkmazsın.
27 “Zina etmiyeceksin,”[17] denildiğini işittiniz. 28 Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. 29 Ve eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa, onu çıkar, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme atılmasından iyidir. 30 Ve eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme gitmesinden iyidir. 31
[Sağ elin sürçmesi, hırsızlık yapmak, haram mala uzanmak manasındadır. Metnin devamı “Onu kes, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme gitmesinden iyidir” denilerek hırsızlığın cezasının hırsızlık yapılan elin kesilmesi olduğu yönündeki semavi hukuk cezasıdır. Aynı ceza, İslam hukukunda da geçerlidir. Kanun koyucu aynı olduğundan suçlara verilen cezalar da aynı olmaktadır.]
Ve: “Kim karısını boşarsa, ona boş kâğıdını versin,”[18] denilmiştir. 32 Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple karısını boşıyan adam onu zâniye eder; ve kim boşanmış kadınla evlenirse, zina eder.
[Hz. İsa (AS) burada “zina”nın gerçek boşanma sebebi olduğunu belirtiyor. Böyle bir durum olmadan hakiki bir boşanma meydana gelmediği için eşi zina etmeden onu boşayan kişinin haksız şekilde eşini boşadığını, bunun İlâhî dergâhta makbul bir boşama olmadığını, bundan dolayı haksız yere boşanılmış kadının başka bir erkekle evlenmesinin semavi boyutta eski eşiyle nikahı devam ettiği için bir “zina” hükmünde olduğu şeklinde bir şer’î tespit yapıyor. Katolik mezhebinde bu hüküm uygulanmaktadır. Bu ifade psikolojik çerçevede derin bir tespit olarak görünüyor. Hakiki boşanma, kalbin tiksinmesi ile olur, bu ise bir erkeğin aldatılması ile mümkündür, diyor. Bunun dışında bir boşanmada kalbî bağ ve sevgi devam ettiği için boşanma tam tahakkuk etmez. Bu sırdan dolayı İslam hukuku, boşanma ancak “talak-ı selâse” (üç talak) ile, bu ise farklı zamanlarda kalpteki sevgiyi söküp atabilecek üç ciddi vaka yaşanmakla ancak olabilir, der. Zina dışında yaşanan bir vakadaki üç talakta bulunmayı İslam hukuku tek bir talak sözü sayar. Bu çerçevede Hz. İsa’nın (AS) sözü ile örtüşür. Ayrıca İslam hukuku, evli bir kadının dört şahitle zinası ispat edilirse, ona hayat hakkı tanımaz. Fakat dört şahit olmayıp bizzat eşinin şahitliğiyle “lian” uygulaması olursa bu zinakâr evli kadın İslam şeriatına göre yaşayabilir, eşinden boşanabilir. Bu durumda da Hz. İsa’nın (AS) boşanma şartı olan zina durumunu yaşamış olur.]
33 Ve yine, eski zaman adamlarına: “Yalan yere and etmiyeceksin, ve andlarını Rabbe ödiyeceksin,”[19] denildiğini işittiniz. 34 Fakat ben size derim: Hiç and etmeyin; ne gök üzerine, çünkü o Allah’ın tahtıdır; 35 ne yer üzerine, çünkü onun ayaklarının basamağıdır; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü o, büyük Kıralın şehridir. 36
[Buradaki ayaklarının lafzı, bir tahta benzetilen gökyüzü arşının ayakları şeklinde anlaşılabilir. Bu durumda gökyüzü ve yeryüzü arasında etkileşim ve iletişim olduğunu, ayakların olduğu yere baskı ve yük bindiği için bu teşbih “atmosfer basıncı” nın da bir delili olmaktadır. Eğer Cenab-ı Hakk’ı bir kral, gökyüzü onun arşı (tahtı) olarak bir benzetme yapılıyorsa bu durumda Cenab-ı Hakk’ın ayakları manasına gelir. Bu durumda, Allah hakkında bu tarz ifadeler müteşâbih olduğundan, İlâhî iktidarın celal ve cemal şeklinde, sırat-ı müstakim üzere ilerleyen sünnetullahı anlamındadır. Ki gökyüzü ve yeryüzü bu çerçevede sünnetullah kanunlarının bir bütünlük içinde akışını ifade eder. Bu noktada Cenab-ı Hakk’ın Rahmaniyet boyutunda bir Melik-i Muktedir olarak tecelli ettiği ve rüyalarda, manevi âlemlerde temessül ettiği makalenin önceki bölümlerinde izah edilmişti. Rahman suresi de tam bu minvalde “Celal ve İkram” hakikatleriyle dünya ve Ahiret âlemlerinin yaratılış ve işleyişini ifade eder.]
Başın üzerine de and etmiyeceksin; çünkü sen bir tek saçı ak yahut kara edemezsin. 37 Ancak sözünüz: Evet, evet; Hayır, hayır, olsun; bunlardan ziyadesi şerirdendir.
[İnsanın bir kıl yapmak ve kıla renk vermek konusunda sonsuz aczini vurgulayarak Hz. İsa (AS) burada muazzam bir tevhid dersi vermektedir.
Buradaki şerirden maksat, insanı şerre doğru çeken ve kendisi de şerli olan şeytandır. Şer, başka insanları çeken ve çekip bir yere doğru götüren anlamındadır.]
38 “Göz yerine göz, diş yerine diş,”[20] denildiğini işittiniz. 39 Fakat ben size derim: Kötüye karşı koma; ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. 40 Ve eğer biri seninle mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abanı da bırak. 41 Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa, onunla iki mil git.42 Senden diliyene ver, senden ödünç istiyenden yüz çevirme. 43
“Sen komşunu sevecek”[21] ve düşmanından nefret edeceksin, denildiğini işittiniz. 44 Fakat ben size derim: Düşmanlarınızı sevin, ve size eza edenler için dua edin ki, 45 siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur; ve salih olanlar ile olmıyanların üzerine yağmur yağdırır. 46 Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız olur? Vergi mültezimleri[22] de öyle yapmıyorlar mı? 47 Ve yalnız kardeşlerinizi selâmlarsanız, fazla ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? 48 Bundan dolayı, semavî Babanız kâmil olduğu gibi, siz de kâmil olun.”
[Hz. İsa’nın (AS) bu bahiste, dikkat edilirse, genel tavsiyesi hiç kimseye, hiçbir olaya takılıp kalınmaması, bu şekilde melekût âlemine yükselinmesidir. İnsanlara, zulümlerine, yanlışlarına, hakaretlerine, maddiyata, şehvetlere, sosyal ilişkilere takılıp kalmak materyalist ve nefsani bir mantık olup Allah’ın muradını ve hikmetini o olayda, kişide ve nesnede okuyamamaktır. Bu ise kişinin kalbini ve ruhunu dünya çarmıhına mıhlayan bir durumdur. Bu sırlı meseleden dolayı Hz. İsa (AS) “İnsan için kâmil olmanın yolu, Allah’a tam teveccüh ve her şeyi Ondan görüp, her hadisede Onun muradını kavrayıp o murada göre hareket etmektir” diyor. Allah’ın kemaline ayna, bir ehlullah ve ehl-i nur olmanın yolunun bu olduğunu vurguluyor.
Hz. İsa (AS) bu bölümde, Yahudi şeriatında “Evâmir-i Aşere” (On Emir) ile haram edilen meseleleri birer birer belirtip o suçlara sebep olan küçük hallerden de, kendine tabi olanların uzak durmalarını emretmektedir. “Zina etme!” yasağına kişiyi kaydıran ve götüren “harama bakma” meselesini dahi yasaklamakta, hassas bir “takva” yı hatta bir “verâ” vasfını havarilerine tavsiye etmektedir. Bu çerçevede Hıristiyan dünyanın “İlgili metinde içki ve sarhoşluktan bahsedilmiyor” diyerek, Hz. İsa’nın (AS) içkiye cevaz verdiği zehabına kapılmaları, akabinde Hıristiyan dünyanın bir sarhoşlar cemiyeti haline gelmesi, hem Son Akşam Yemeği’nde söylenen “Ekmek benim bedenim, şarap benim kanımdır” sembolik sözünü aynen algılayıp “İçki içmeye izin” olarak yorumlanması, Hıristiyan dünya açısından acınacak bir manzaradır. Bazıları da o sözü zahir manasıyla algılamış ve “Ekmek yemeyi, Hz. İsa’yı (AS) yemek ve onunla beslenmek” diye anlamıştır.[23] Oysaki Hz. İsa (AS) hem zühdün, hem ruhî dirilişin, hem manevi ilimlerin, hem şefkat ve merhametin sembolü olan bir peygamberdir. Şarap, bütün dünya milletlerince bilindiği üzere, kendinden geçirici haliyle mecâzî aşkın ve İlâhî aşkın sembolüdür. Ekmek ise, kişinin kalbini mutmain eden iman hakikatinin sembolüdür. Bu çerçevede Hz. İsa (AS) zühd, ruhî diriliş, manevi ilimler, şefkat ve merhamete erişmenin yolunun “imandan meydana gelen bir beden” ve “âb-ı hayat hükmünde devr-i daim yapan bir İlâhî aşkı taşımak ve yaşamak” ile mümkün olduğunu ve kendisinin bizzat böyle olduğunu ifade ediyor.
Semavi dinler, akıl sahibi insanlar için inmiştir. Aklın muhafazası ise, bu çerçevede semavi dinler açısından olmazsa olmaz bir unsurdur. Semavi dinlerin içkiyi ve sarhoşluğu haram etmesi, bir dinin semaviliğinin göstergesi olarak daima belirmiştir. Bu manada İncil’de Hz. İsa’nın (AS) içki hakkında beyanda bulunmaması ona bir cevaz vermez. Dikkat edilirse On Emir’de bulunan “Babana ve anana hürmet et, ta ki Tanrı’n Rabb’in sana vermekte olduğu toprakta ömrün uzun olsun”[24] cümlesi de Hz. İsa (AS) bu 5. Bab’da ele almamıştır. Eğer Hz. İsa (AS) İncil’de içkinin yasaklığından bahsetmediği için o konuda cevaz vardır, algısına Hıristiyan dünya kapılıyorsa bu durumda On Emir’den olan “Anne-babana hürmet edeceksin” emri de metinde Hz. İsa (AS) tarafından işlenmediğinden Hıristiyan dünyanın “Anne-babanıza saygısızlık yapabilirsiniz” cevazını metinden çıkarmaları gerekirdi. Oysa dünya ve dinler tarihi şahit ki, böyle bir çıkarım yapmamışlardır. Bu durum da göstermektedir ki Hıristiyan dünyanın Evharıstiya algısı, İncil’e, Tevrat’a ve semavi din mantığına taban tabana zıt, nefsani bir algı ve mantıktır.]
Devam edecek
[1] Çıkış 20:13; Tesniye 5:17.
[2] Bir hakaret sözü. (Raka, köle anlamına gelmektedir.)
[3] Çıkış 20:14.
[4] Tesniye 24:1, 3.
[5] Levililer 19:12; Sayılar 30:2; Tesniye 23:21.
[6] Çıkış 21:24; Levililer 24:20; Tesniye 19:21.
[7] Levililer 19:18.
[8] Ecnebi hâkimler olan Romalılar için vergi toplıyan Yahudiler.
[9] Bk. Aclûnî, 2/87.
[10] Sözler, 25. Söz, 1. Şule, 2. Şua, 1. Lem’a.
[11] Nebe suresi, 6.
[12] Zuhruf suresi, 84.
[13] Abdülkadir-i Geylani, Cilâu’l-Hâtır, s.26, 32, 148
[14] Azim-Âbâdî, Avnu’l-Ma’bûd, IV/229, (Beyrut-1415).
[15] Çıkış 20:13; Tesniye 5:17.
[16] Bir hakaret sözü. (Raka, köle anlamına gelmektedir.)
[17] Çıkış 20:14.
[18] Tesniye 24:1, 3.
[19] Levililer 19:12; Sayılar 30:2; Tesniye 23:21.
[20] Çıkış 21:24; Levililer 24:20; Tesniye 19:21.
[21] Levililer 19:18.
[22] Ecnebi hâkimler olan Romalılar için vergi toplıyan Yahudiler.
[23] Hz. İsa’nın (AS) mecazî sözünü hakikat olarak bu şekilde algılamanın ne kadar kötü sonuçlara yol açtığını Carl G. Jung kendi hayatını anlattığı “Anılar, Düşler ve Düşünceler” kitabında detaylıca işler.
[24] Çıkış, 20/12; Tesniye, 5/16.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.