Çarpıtarak ve tahrif ederek Risale-i Nur yayını yapanlara cevap

Çarpıtarak ve tahrif ederek Risale-i Nur yayını yapanlara cevap

Müellifin bu tasarruflarına rağmen yapılanlar, müellife hakaret ve eseri üzerinde haksız bir tecâvüzdür (haddi aşmaktır).

“Nur'un Bir Ortak İstişare Heyeti”, “Risale-i Nur’da tahrifat var” diyerek yayın yapanlara cevap verdi.

Kamuoyunun yakında tanıdığı isimlerden oluşan heyetin, iddiaları tek tek çürüttüğü açıklama şöyle:

Evvelen: Risale-i Nur Külliyatı, Üstâd Bediüzzaman hayatta iken Latin harfleri ile tab' edilmiş; bizzât tashihini de müellif-i muhteremi yapmıştır. Eserlerin neşri için talebelerine vasiyette bulunmuş, isimler hâlinde bu kimseleri beyan etmiştir. (17 kişinin isimleri için bkz. "Vasiyetnamemdir" başlıklı mektup; Emirdağ Lâhikası 1, s. 136)

Sâniyen: "Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahirî, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. (Emirdağ-2 – 233) diyerek "mutlak vekil" olarak tayin etmiştir.

Sâlisen: İlk iki maddede görüldüğü üzere, Üstâd Bediüzzaman; Risale-i Nur hizmetinin tarzını da neşrini de tayin ederek, tasvip ettiği kişiler ve emrettiği usûl üzere devamını ihtiyar etmiştir. Bir kısım kimseler, Risale-i Nur'un neşir tarihini bilmeden sadece kendi kafa fenerleri ile meselelere bakarak hem yanlış yapmakta hem de başkalarını yanlışa yönlendirmektedirler.

Bu kimseler son yıllarda Üstâd Bediüzzaman'ın "kahraman kardeşlerim" (Emirdağ Lâhikası 1, s. 136), "hizmetimde bulunan manevî evlâdlarım" (Emirdağ Lâhikası 2, s. 212) "fedakâr hizmetkârlarım" (Emirdağ Lâhikası 2, s. 217) deyip vâris, mutlak vekil ve nâşir olarak tayin ettiği kimseleri "Risale-i Nur Külliyatı'nı Tahrife Etmek" ile itham edip iftiralarda bulunmaktadırlar. Bu haksız itham ve dehşetli iftiralara karşı müdellel bir sûrette muhtasaran mevzûyu ele almak zarûreti doğmuştur. Bu sebeple matbu yayınladıkları "Sözler, Mektûbât" ve "Lem'alar" ile, bundan sonra basacakları diğer kitaplar hakkında ehl-i insaf ve meselenin keyfiyetini bilmeyenlere bir rehber olması için bu beyannâmeyi neşretmeyi bir vazife biliyoruz.

Râbian: Latin harfleri ile basılan Risale-i Nur Külliyatının tanzimi, tamamıyla Üstâd'ımız Bediüzzaman'a aittir. Nerede hangi mevzû olacağı, hangi yerlerin sadece Hatt-ı Kur'ân olan Osmanlıca eserlerde kalması gerektiğine dâir tasarruflar müellif-i muhteremin tensibiyledir.

Bayram Yüksel Ağabey'in ifadesi ile: “Üstadımız eserlerin sıhhatine çok dikkat ederdi. Hattâ yeni harflere çevrilirken Tahiri Ağabey'le Ceylan Ağabeyi gönderir, 'Çok dikkat edin' derdi.”

Risale-i Nur Külliyatı'nın 1955'ten sonra yeni harflerle Ankara, İstanbul, Antalya ve Samsun'da basılmaya başlandığında Üstâdımız âdeta bayram ediyordu. 'Risale-i Nur bayramıdır' derdi.

Yeni harflerle Sözler mecmuası ilk matbaaya verildiğinde, 'Ben bunu bekliyordum. Bu bitsin, ben âhirete gideceğim' dedi. O bitti, Mektubat başladı, 'Bunu da görsem gideceğim' dedi. Ondan sonra Lem'alar, İşarâtü'l-İ'caz, Mesnevî-i Nuriye, Asâ-yı Mûsa, Şuâlar, Tarihçe-i Hayat ve en son Bediüzzaman Cevap Veriyor basıldı. Her kitap baskıya verildiğinde, 'Ya Rabbi, bunu görsem gideceğim, bu günleri bekliyordum' derdi.» (Son Şahitler - 3, s. 52 - 53)

Mustafa Türkmenoğlu Ağabey de şöyle demiştir: "Biz hâşâ bir harfine bile dokunamazdık. Tüm formalar Hazret-i Üstâd'a gider; Abilerin biri okur, Hazret-i Üstâd el yazmadan takib eder, tashih varsa yapar..."

Risale-i Nur eserlerinin Latin harfleri ile baskıları hakkında "Risale-i Nur'un Neşir Tarihçesi" eserinde şu şekilde ifade edilmektedir:

Sözler mecmuasını hiçbir tasarruf yapmadan, olduğu gibi neşrettirdi. Yalnız âhirine "Konferans"ı ilâve etti. "Lemeat" eserini de bazı tashih ve tasarruflarla Sözler mecmuasına ilhak etti. (Risale-i Nur’un Neşir Tarihçesi, s. 6)

Bu durumu bilmeyenler "Konferans" eserini Üstâd Bediüzzaman, "Sözler" eserinin sonuna eklediği hâlde oradan çıkararak kendileri tahrifte bulunmaktadırlar. "Lemeat" eserinde de bizzât talebelerinin şehâdetiyle tashih ve tasarruflarda bulunarak yine Sözler eserinin âhirine iltihak etmiştir. Müellifin bu tasarruflarına rağmen yapılanlar, müellife hakaret ve eseri üzerinde haksız bir tecâvüzdür (haddi aşmaktır).

Sıralamada "Otuz İkinci Lem'a" olarak yeri belirlenen Lemeât Risalesi, eksiksiz metniyle Lem'alar'a dahil oldu.

“Bugüne kadarki Latince Lem'alar nüshalarında; mezkûr kısımlar, anlaşılmaz bir tasarrufla Osmanlıca teksir edilmiş kitaplara, Sikke-i Tasdik-i Gaybî'ye ve Sözler kitabının sonuna konduğu belirtilmişti. Lem'alar'da olması gereken bu bölümlerin neden kaldırıldığına dair makul, mantıklı ve müdellel hiçbir izah yapılmıyordu.” diyen tahrifatçılar, Üstâd Bediüzzaman'ı ve tayin ettiği vekil, vâris, nâşirleri yok saydıkları için bu tasarruflara rağmen kendi hevâlarına göre tanzimde bulunmaktadırlar. Gerçek yerini tayin etmede Üstâd Bediüzzaman mı söz sahibidir, yoksa bu hevâlarına uyan tahrifatçılar mı?

"Mektûbât" mecmuasına gelince: Yeni yazısındaki şeklinde birçok risaleleri tayyettirdi. Meselâ: Yirmi Sekizinci Mektûb'un hususî bazı parçalarını çıkardığı gibi, bu mektubun altıncı kısmı olan ve Vehhabîlerin Haremeyn-i Şerifeyn'e tasallutunun hikmetini beyan eden risaleyi olduğu gibi çıkarttı.» (Risale-i Nur’un Neşir Tarihçesi, s. 6 - 7)

Bu tasarrufta bulunan bizzât Üstâd Bediüzzaman'dır. Üstâd Bediüzzaman'ın "Tillolu Said" dediği ve nâşirlerinden olan M. Said Özdemir Ağabey, Mektûbât eserinin tab'ı ile alâkalı Üstâd Bediüzzaman'la görüşmesini naklederken şunu söyler: "Rumûzât-ı Semaniye de, Vehhabiler hakkındaki kısmı da basmamamızı söylemişti. Biz de basmamıştık." (Son Şahitler, c. 4, s. 122-123)

Demek ki, Osmanlıca Külliyatta olup da Latin harflerinde olmayan kısımların sebebi, Üstâd Bediüzzaman'ın tasarrufudur.

“Lem'alar mecmuasında ise: Sekizinci, Dokuzuncu, On Sekizinci Lem'aları ve Yirmi Sekizinci Lem'anın bazı parçalarını yeni yazısında neşrettirmedi. Yirmi Dokuzuncu Arabî Lem'adan sadece "Allahu Ekber" kısmını koydu.” (Risale-i Nur’un Neşir Tarihçesi, s. 7)

Vaziyet böyle iken, sanki Üstâd Bediüzzaman'ın talebeleri tahrifatta bulunmuş gibi lanse ederek, o muazzez ve kahraman İslâm fedâilerine "hâin" diyenlerin kendileri "hâin" değil midir?

"Üstâdımızın hayatta iken Lem'alar yeni yazı ile basılırken, On Sekizinci ve Yirmi Sekizinci Lem'alar'ı Hatt-ı Kur'ân eserlerde bıraktığını ve onları yeni yazıya koydurmadığını", Zübeyir Gündüzalp Ağabey, neşriyatla ilgili konu açıldığında ifade etmişlerdir.

Yirmi Sekizinci Lem'a eserinin tamamı küçük kitap halinde "Latif Nükteler" eseri olarak basılmıştır. "Latif Nükteler" eserini de Mustafa Sungur Ağabey derlemiştir. Sözler Neşriyat'ta da bizzat kendisi neşretti. Latif Nükteler'in içinde Latin harflerine Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin almadığı Dokuzuncu Lem'a, Yirmi Sekizinci Lem'a'nın tamamı ve bazı mevzular vardır. Üstâd Bediüzzaman Hazretleri, nâşir ve vekil tayin ettiği talebelerine bu mânâda vazifeler vermiştir.

“Sikke-i Tasdik-i Gaybî" mecmuasının yeni yazısında da Hz. Üstâd bazı tasarruflar yaptı. Eski yazısında olan her şeyi, yeni yazısına koydurtmadı. Çünkü hususîlik arzeden bazı parçalar vardı.” (Risale-i Nur’un Neşir Tarihçesi, s. 7)

Bu şekilde verdiğimiz misâller gösteriyor ki; Risale-i Nur Külliyatı'ndaki eserlerin Latin harfleri ile baskılarındaki farklılıklar hususu, Üstâd Bediüzzaman'ın tasarrufu ile olmuştur. Nâşirler de müellifin arzusu üzerine Nurlar'ı sadâkatle tab' etmişlerdir. Müellif-i muhteremin rızasına muğayir bir şekilde neşretmek ise, hem sadâkatsizlik hem de ihânettir.

Hâmisen: "Bâtıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlâldir." (Mektûbât, s. 471) kâidesince zihinleri dalâlete düşürmek istemeyiz. Lâkin "hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez." (Divan-ı Harb-i Örfî, s. 36) düstûru müvacehesinde ve On Dördüncü Şuâ'daki "Hata - Sevab Cedveli"nin rehberliği ile bu tahrifatçıların bazı ifadelerini ele alarak kamuoyuna arz etmek gerekir kanaatine vardık. Neşrettikleri kitaplardan deliller sunarak ele alacağız. Nitekim Rabbimiz: "Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin." (Bakara, 2/111) buyurarak delile müstenid olmayı buyurmuştur. Ne kadar dehşetli bir plan döndüğünün anlaşılması adına 11 adet misâli nazarlarınıza veriyoruz:

1- Üstâd Bediüzzaman'ın tayin ettiği mutlak vekiller için, «Gladio'nun "mutlak vekil" ta'yin ettikleri» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 8) demektedirler.

2- Üçüncü Mektûb eserinin baş kısmını Üstâd Bediüzzaman kendi tasarrufu ile münteşir Mektûbat içine koymamıştır. Tahrifatçılar ise Nâşir Ağabeyler için «Hitabın muhâtabı Hulûsí Bey'e olan bu düşmanlık, o zâtın Üstâd'dan sonra "Asrın İmâmı" olarak tavzífini gizlemek içindir.» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 26) diyerek büyük bir iftira atmışlardır.

Tabi asıl gayeleri de Hulusi Ağabeyden sonra “Asrın İmamı” olarak Basit bir Melle’yi ilan edebilmektir!

3- Üstâd Bediüzzaman, Sekizinci Mektûb'un başında tasarruflarda bulunmuş ve o kısmı Mektûbât'a eklememiştir. Nâşirler de müellif-i muhteremin emirleri doğrultusunda neşretmişlerdir. Maalesef ki bu tahrifatçılar «Üstâd'ın "ma'nen aynısı" olan bir zâta yazılmış kısmı eserden çıkaranlar Nûr talebesi olabilir mi? Bu tahrife "ihânet" kelimesinden başka bir karşılık bulunabilir mi?» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 48) diyerek, meselenin aslını bildikleri hâlde hakikati gizlemişlerdir. Üstâd Bediüzzaman'ın nâşir vâris talebelerini talebelikten çıkarıp "afaroz" etmekte ve sadâkat timsâli o zâtlara "ihânet" iftirası atmaktadırlar.

4- Bir diğer komik iddia ve tahrif var yaygarası kopardıkları yer ise şudur: «Onuncu Mektûb'daki Tahrîfler: Onuncu Mektûb'un başındaki ibâreler niçin çıkarılmış? Hulûsí Bey'in "en birinci talebe" olduğunun bilinmemesi kimin işine yarayacak? Bu zât 1986'da vefat ettiğine göre, o tarihe kadar Hulûsí Bey'i es geçerek Nur hizmeti yapanların yol kesicilik yaptığı anlaşılmasın diye mi o paragraf ve selâm cümlesi çıkarıldı?» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 62)

Hâlbuki Mektûbât eserinin ilerleyen sayfalarında "...en birinci talebe ve muhatab olan ve nüket-i Kur'âniyeyi takdir eden İbrahim Hulusî..." (Mektûbât, s. 283) ifadesini Nur Talebeleri yıllardır okumaktadır. "Nurların birinci talebesi Hulusi Bey..." (Barla Lâhikası, s. 7) ifadesini lâhikaları her okumaya başlarken Risale-i Nur Talebeleri okumaktadır. "Nur'un birinci talebelerinden Hulusî Bey..." (Emirdağ Lâhikası, s. 2 38) ifadesini Emirdağ Lâhikası'nda zaten okumakta insanlar.

Sadece bu yer üzerinden böyle temelsiz bir iddia, ancak kendilerini gülünç duruma düşürür. Bir insan nasıl olur da, utanmadan sıkılmadan o iman kahramanları ve İslâmiyet fedâileri hakkında "yol kesicilik" ithamında bulunabilir? Demek ki bu Tahrifli Risale neşredenler, imanen ve ahlaken pek çok sukut etmişler…

Kaldı ki 1986'da Hulusî Yahyagil Ağabey'in vefatına kadar, Üstâd Bediüzzaman'ın diğer vâris talebeleri daima onunla görüşme hâlinde olmuşlar ve ziyaret etmişlerdir. Bu görüşmelerin bir kısmı sözlü hâlde ses kayıtlarında olup yazıya çevrilenler de vardır. (Bkz. Hulusî Bey ismi ile olan siteye ve mezkûr tâife de kendi tab' ettikleri İzâhât-ı Hulusiyye kitabında Said Özdemir Ağabey'in olduğu ders bölümü).

5- On Dokuzuncu Mektûb'da geçen "Hem -nakl-i sahih ile- Utbe İbn-i Ebî Leheb..." ifadesi yerine "Hem-nakl-i sahih ile- Uteybe [¹] ibn-i Ebi Leheb hakkında..." (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 170) yazarak asıl orijinal metne müdahale yapmışlardır. Düştükleri hâşiyede de şunu yazmışlardır: “Lâtince ve bir kısım Osmanlıca Mektûbât'larda bu kişi için "Utbe ibn-i Ebi Leheb" şeklinde bir bilgi eksikliği vardır.”

Hâlbuki Hatt-ı Kur'ân ve Latin harfleri ile tüm baskılarda burası Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli şekilde "Utbe" şeklindedir. Demek ki bu tahrifatçılar "bilgi eksikliği"ni Üstâd Bediüzzaman'a atfetmektedirler. Kendi kafalarına göre asıl metni tağyir etmektedirler. Bu mevzû hakkında muhtelif rivayât vardır ve Üstâd Bediüzzaman "Utbe" olan rivayeti esas almıştır.

6-Evet, ümmet-i Muhammed'in melâike ve cinlere "temasları ve tekellümleri" ise, Rasûl-i Ekrem aleyhi's-salâtü ve's-selâm'ın terbiye ve irşad-ı i'câzkârânesinin bir eseri"dir. [*]” (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 233)

Bu yere de Şuâlar'da Üstâd Bediüzzaman'ın Sûre-i Rahmân Tefsîri'ne dâir yeri hâşiye düşüp sonra da şunu demişlerdir: «Bu beyanın bir mâsadakı olmak üzere, "Rahmân Sûresi" Molla Muhammed Doğan tarafından te'lif ve tefsîren kaleme alınmıştır. Eser Rahle Yayınları'mız arasında çıkmıştır. Nâşirler.»

Hem kendi kafalarına göre hâşiye düşüp hem de kendi kitaplarının reklamını Risale-i Nur kitabı içinde dipnot ile yapmışlardır.

Güya tahriflere karşı çıktığını iddia edenler kendileri olmayan şeyleri dipnotlar ile ekleyip tahrifatın en çirkinini yapmaktadırlar.

(Çeşitli eserlerden derleyip toparlayıp 758 sayfa şahsî mâlûmâtları ile yazdıkları eseri, Üstâd Hz'nin "beyanının bir mâsadakı" diye sunmak, tamamen hevâlarının bir tezahürüdür.)

7- Yirmi Beşinci Mektûb için de şunu yazmışlardır: «Evet, bu Yirmi Beşinci Mektûb te'lif edilmemiştir, ama piyasadaki baskılarda, Yirmi Beşinci Mektûb'un "ileride te'lifen neşredileceğini" söyleyen Üstâd'ın bu önemli ifadelerine de yer verilmemiştir. Molla Muhammed Doğan hoca, Yirmi Beşinci Mektûb'a mâsadak olarak "Yâsîn Sûresi'nin Tefsiri"ni üç cild hâlinde te'lif etmiştir.» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 398)

Telif ettiği 3 cilt eserin, Üstâd Bediüzzaman'ın müjdelediği eser olduğuna delil nedir? Sadece kendileri "yazdık ve oldu" diyerek kendileri çalıp kendileri oynamaktadırlar.

Barla ve Kastamonu Lâhikası eserlerinde geçen mektûbdan mezkûr yeri hâşiyede alıntı yapıp sonra şunu yazmışlardır: «Bu beyanın bir mâsadakı olmak üzere, Yirmi Beşinci Mektûb, "Yâsîn Sûresi'nin Tefsîri" adıyla Molla Muhammed Doğan tarafından üç cild hâlinde "tekmil, te'lîf ve tefsîren" kaleme alınmıştır. Eser 2016 yılında, Semendel Yayınları arasında çıkmıştır. Nâşirler.» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 399)

Görüldüğü üzere asıl amaç, Risale-i Nur'un neşrinden ziyâde kendi kitaplarını bu kudsî Kur'ân Nurlar'ına yamama projesidir. Bu projeyi de hâşiyeler ile kitabın içine ilmek ilmek işlemişlerdir.

Yâsîn Sûresi tefsîri için yazdıkları 3 cilt eserden 1. Cildi 444 sayfa, 2. Cildi 548 sayfa, 3. Cildi 564 sayfadır. Bu 3 cildin "Yirmi Beşinci Mektûb" olduğunu iddia etmektedirler. Tamamı 1556 sayfa tutuyor. Üstâd Bediüzzaman'ın yazdığı Mektûbât eseri ise 524 sayfadır.

Nasıl olur da 524 sayfalık bir eserin, sadece bir bölümü yani Yirmi Beşinci Mektûb 1556 sayfa olur? Aklen, mantıken muhal olduğu gibi iz'an sahibi kimsenin kabul edemeyeceği bir hâldir. Kendi yazdıkları bir tefsîr olarak sunabilirler ama Risale-i Nur'dan olmadığı âşikârdır.

8- “Gâr-ı Sevr'de [*] "iki güvercin ve bir örümcek", bütün Kureyş'e karşı ona nöbetdâr olup, muhafaza ettiler.” (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 234) Burada da görüldüğü üzere, orijinal metne müdahale etmişlerdir. Dipnotta ise şunu yazmışlardır: “Lâtince ve Osmanlıca Mektûbât nüshalarında sığınılan mağaranın ismi sehven "Hira" olarak geçmektedir. Nâşirler.”

“Ma'nevî tevâtür derecesinde bir şöhretle, Rasûl-i Ekrem aleyhis-salâtü ve's-selâm Ebû Bekri's-Sıddîk ile, küffårın ta'kibinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gâr-ı Sevr'in [*] kapısında, "İki güvercin"in gelip "nöbetçi gibi" beklemeleri ve "örümcek" dahi perdedâr gibi, hárika bir tarzda, "kalın bir ağ" ile mağara kapısını örtmesidir.” (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 225)

Burada da aynı durum mevzûbahistir. Dipnot olarak şunu yazmışlardır: «Látince ve Osmanlıca Mektûbât nüshalarında, sığınılan mağaranın ismi sehven "Gâr-ı Hira" olarak geçmektedir. Nâşirler.»

Halbuki Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli hiçbir nüshada "Sevr" geçmemektedir. Mevzû hakkında ayrıntılı bilgi için "Risale-i Nur'un Kudsî Kaynakları" alâkalı bahse bakınız.

Ve ilaveten bu mevzu 2010 senesinde Sorularla Risale websitesinde gayet ilmi şekilde cevablanmıştı: https://sorularlarisale.com/sevr-magarasi-yerine-hira-magarasi-diye-geciyor-bunu-boyle-kullanan-baska-tarihci-ve-mufessir-var-mi

Bu tahrifatçılara sormak gerek: "Bu sehvi kim yapmış? Defaatle tashihlerde bulunan Üstâd Bediüzzaman mı? 90 kitabı hafızasından tekrar eden Bediüzzaman mı? Eseri üzerinde müdahale hakkını nereden buluyorlar? Tahrif ve tağyir ederek sadâkatsizlik yapan bu kimseler "Nâşir" olabilirler mi?

9- Yer yer de kendilerine göre şu şekilde te'villerde bulunuyorlar: «Bu dipnotu yazan kâtib, ma'nâyı tam ifade edememiş.» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 350) Kendileri mücessem enaniyet olmaları hasebiyle, güyâ "kâtib, ma'nâyı tam ifade edememiş" ama bu tahrifatçılar tam ifade etmişler.

10- «Çok zamân evvel bir "ehl-i velâyet"ten işittim ki; o zât, eski velîlerin gaybî işâretlerinden istihrâc etmiş ve kanâatı gelmiş ki: "Şark tarafından bir nûr zuhûr edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak." Ben, “böyle bir zâtın zuhûru"na [*] çok intizár ettim ve ediyorum. Fakat, çiçekler bahârda gelir.» (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 614)

Bu yere de şöyle bir dipnot düşmüşlerdir: «Üstâd'ın tashîhinden geçen bütün metinlerde, açık şekilde, "böyle bir zât" ibâresi yer alıyor. Piyasadaki kitablarda, "böyle bir nûr" şeklinde değiştirilmesi açık bir tahrîftir. Nâşirler.»

Meseleyi bilmeyenleri kandırmak için "Üstâd'ın tashîhinden geçen bütün metinlerde, açık şekilde... yer alıyor." diyerek açıkça yalan söylüyorlar. Sanki Üstâd Bediüzzaman "böyle bir zât" demiş de nâşirler (hâşâ) ihanet ederek "böyle bir nûr" diye tahrif etmişler. Halbuki meselenin aslı hiç de dedikleri gibi değildir.

Ahmed Hüsrev Altınbaşak nüshası ile teksir edilen Mektûbât mecmuası, Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli Hüsnü Bayramoğlu nüshası ve tashihli Tarihçe-i Hayat'ta "böyle bir Nurun" diye geçmektedir.

Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli Şamlı Hâfız Tevfik nüshasında ise "böyle bir zâtın" diye geçmektedir.

Yani her iki yazım da Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli iken işlerine gelen birisini seçip diğerini tercih ederek tab' edenlere tahrifatçı diyenler, hem yalancı ve iftiracı hem de kendileri tahrifatçıdırlar.

Neden "Şark tarafından bir nûr zuhûr edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak. Ben, “böyle bir zâtın zuhûru"na [*] çok intizâr ettim ve ediyorum.” ifadesini tercih etti, bu tahrifatçılar?

Çünkü işlerine böyle geliyor. "Şark tarafından" kasıt, onlara göre Muş'tur. Devamındaki "böyle bir zât" da güyâ Mehmed Doğan'dır. Sırf bunu ifade etmek için Üstâd Bediüzzaman'dan tashihli diğer nüshaları yok sayarak nâşirlere tahrif iftirasında bulunuyorlar. Halbuki Melle’leri, bir ses kaydında, “Hz Ali’den sonra islami ilimlerin bittiğini” iddia edecek kadar enaniyetle yüklü, cehaletle bulaşıktır.

11- “OTUZUNCU MEKTÛB: Matbû "Arabî İşârâtü'l-İ'câz" tefsîridir. [*]” (Mektûbât, Rahle Yayınları, s. 820) Buraya şu şekilde bir dipnot düşmüşlerdir: “Eser, "Arabî İşârâtü'l-İ'câz, Meál ve Şerhi" adı adı altında Molla Muhammed el-Kersî riyâsetinde ilmî bir hey'et tarafından hazırlanmış ve Semendel Yayınları arasında 7 cild hâlinde yayınlanmıştır, Nâşirler.”

Hâlbuki Üstâd Bediüzzaman bizzât kardeşi Abdülmecid Ünlükul’a Arabî İşârâtü'l-İ'câz eserini tercüme ettirmiştir. Risale-i Nur Külliyatı'na da bu güzide eseri tensib ederek dâhil etmiştir!

İşârâtü'l-İ'câz eserinin tercümesini müellif bizzât yaptırdığı hâlde, Otuzuncu Mektûb kısmına dipnotta kendi yaptıkları "meâl ve şerh"e yönlendirme yapmaları; tamamen kendi kitaplarının reklamı amacı taşımaktadır. İyi niyetli bir girişim olmadığını aklı başında olan her insan anlar.

Hülâsa-i Kelâm: Bizler Risale-i Nur eserlerini kendi malı ve te'lifi gibi hissedip sahip çıkıp ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilmeye (bkz. Mektûbât, s. 344) gayret eden kimseler olarak bu yapılan hadsizlik, dipnotlar ile tahrifat ve ana metne müdâhale olan tağyirlere karşı tüm kamuoyuna bunları beyan ediyoruz.

Şu ana kadar yaptıkları ve bundan sonra yapacakları tüm tahrifli tab'a karşı bu beyannâmenin, sadâkatli Nur kardeşlerimize ve istikbâlin cevval kahraman İslâm fedâilerine bir ihtarnâme olmasını temenni ederiz.

Cenâb-ı Hak, bizleri Nurlar'ın hizmetinde Üstâd Bediüzzaman ile hâlis, muhlis, sâdık ve fedakâr vekil - vâris - nâşir talebelerinin yolunda ilâ yevmi'l-kıyâme istihdam eylesin. Âmîn.

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.