Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Hizmet-i imaniye merkezleri olan ‘Nur medreseleri, dershaneler' ölmez, ölmemeli!-1

İnsanlığımızda, kulluğumuzda çok önemli bir konuda, Hüseyin Yılmaz bey tarafından önemli hatta zaruri olan bir vazifemiz hakkında ciddi, teferruatlı, ince değerlendirmelerle, güzel bir feryat yazısı ortaya konmuş. Pek çok beyefendi de bu konuda yorumlar, katkılar yapmış!

Ben de bu konuların mutfağında yarım asırdan fazla bilfiil çalışmış birisi olarak Nur medreseleri olan dershaneler ile ilgili temel meseleler hakkında kanaatimi, hatıralarımla arz etmek istiyorum…

Bizler, çok samimi sadık nur talebesi ağabey ve kardeşlerimizle, pek çok yerde 1969-1970’li yıllardan itibaren, âcizane, bilfiil, Manisa/Salihli, Kula ve ilçelerimiz ile köylerinde; Kütahya/ Gediz, Simav ve Köylerinde; Diyarbakır, Erzurum/Hınıs’ta, Çanakkale/Bayramiç, Ezine ve Biga’da; Moğolistan’da, Başkent Ulanbatur’da, halkın çoğunluğunu Kazak Türklerinin oluşturduğu Bayan Ölgiy ili ve Altay ilçesi bölgesinde fiilen, imanî, İslamî hizmetlerde Nurlarla gayret gösterdik. Risale-i Nur ile dershanelerde, kendi imanımızı kurtarmak ve Ümmet-i Muhammediyeyi (ASM) sahil-i selamete taşıyan gemide “hademe” olarak istihdam edildik Elhamdülillah!

Aynı manalarda bizlere, Avrupa’da/Almanya, Hollanda, Avusturya’da; âcizane de olsa bu konularda yine hizmetlerimizin Batı mutfağında da “hademe” olarak çalışmayı nasip etti Rabbimiz…

Bunları iman hizmetlerimiz, dershanelerimiz hakkında yarım asırdan fazla, fiili meşguliyetimiz, birikimlerimiz olduğunu belirtmek, dershaneler hakkında acizane birazcık bilgimizin olduğunu ifade etmek, örnek olması ve şevke, gayrete getirmek içindir.

Hatta, yıllar önce Manisa ve ilçelerindeki bu hizmetlerle meşgul, tecrübeli, nurlara vukufiyetli, 30-40 aynı ruhta öğretmen arkadaşımızla meşveretlerle, “Dershane Prensipleri” hazırlamaya çalışmıştık. Bunun için ciddi uzun tetkikler yaptık.

İstanbul’daki meşrebimizdeki önemli hizmet ehliyle ciddi değerlendirmeler yapıp onların uygulamalarını görüp inceleyerek, yazılı örnek prensiplerini de alarak uzun süre genel prensipler üzerinde çalıştık.

Diğer meşreplerimizdeki halis hizmet ehlini de bazı arkadaşlarımız ile gruplarının derslerine bizzat katılıp, dershanelerinde kalıp, uzun süre incelemelerde bulunup onlarla da meşveretler yapıp, bilgi, doküman aldık. İlimiz ve yakınlarımızdaki, eğitimde ehil meşveret ekibimizle, “Dershane Prensiplerini” hazırlayıp, İstanbul’da yapılan Türkiye Hizmet İstişaresine ve kendi ilçelerimize sunduk! Bölgemizde uygulamaya çalıştık. (Talep edenlere bu çalışmamız en kısa zamanda gönderilebilir.)

En önemlisi; ayrıca, Manisa merkezi ve ilçelerinde, Türkiye ve Avrupa Hizmet İstişarelerinin, eski ilahiyat serisinde bulunan kitapçığımızdan da istifade ederek; İslâm’a uygun ölçülerle oluşmasına ciddi gayretlerde bulunduk.

Bilfiil Risale-i Nur okumalarına ait hizmetimiz ile ilgili, büyüklerin ve öğrenci dershanelerinde kalanlara, ilgilenilecek değişik seviyedeki öğrencilere, okuma programlarında takip edilecek derslerle ilgili müfredatlar hazırlayıp, programlar yapıp vazife alan arkadaşlarla uygulamaya koyduk, dersler yaptık:

Farklı seviyedeki gruplarla okuma programlarını, meşveretlerle kendi uygun ilçelerimiz dershanelerinde ve çevremizdeki uygun şehir dışında yapılan hizmet mekânlarında büyükler ve farklı seviyedeki öğrencilerimizle yapılan yatılı ciddi çalışmalara katıldık. Buralarda spor yapma, ilahi gruplarıyla musiki ile ilgilenme, Risale-i Nur sınavları icra etme faaliyetleri de icra ettik!

Başka şehirler de, farklı gruplarımızın orman, deniz, piknik alanlarında olan hizmet mekânlarına da “okuma programları” organize edip ayarlayan, yıllarca bu sahalarda da ciddi gayretli hizmet ehliyle beraber olduk.

İlimiz ve ilçelerimizde, hatta bölgemizde çok defa kitap fuarlarına katıldık, çevremizdeki değişik şehirlerimizde müstakil kitap fuarları yapıp sergilerimizde uygun vesileler bulup nurlardan iman hakikatlerini okuyarak, eserlerimizin muhtevasını anlatarak, öğrencilerimiz ve dava arkadaşlarımızla bizzat çalıştık! Buralardaki sergi açılışlarımızı çoğu zaman kaymakam, belediye başkanı, savcı, milletvekillerine yaptırıp sergilerimize rağbeti artırdık! Fiilen gece yarılarına kadar o zeminlerde Nurlardaki hakikatleri anlatmaya çalışan arkadaşlarımızla beraber olduk.

Moğalistan’ın değişik il ve ilçelerindeki farklı hizmet gruplarımıza, yardım ve İslam’ı nurlu derslerle oralara taşıyıp yaymak için gidip büyükler ve öğrencilerin derslerine katıldık, dersler düzenledik. Oralardaki arkadaşlarımızın “Allah” kelimesinin olmadığı Moğolca dilinde Nurların ilk tercümelerinin yapmasına, Türkiye’da Fırıncı ağabeylerle basılmasına yardımcı olduk. Oralarda vali gibi en üst mevkilerdeki bu işlerle ilgilenebilecek haldeki zatları, yıllardır yaptığımız kurban bağışları ve oralarda fukaraya dağıtımını yapmak bahanesiyle ziyaret edip fırsat bulunca ulvi gayemizi ve iman hakikatlerini onlara da –hatta makamlarında, o işle ilgili vazifelilerin resmî kayıt alması sırasında- usulünce ifade etmeye çalıştık. Bazı Moğol profesör ve doçentleri oralardaki dershanelere davet edip onların branşları ile ilgili adaptasyonlarla tevhit hakikatlerini, imanî meseleleri anlatmaya çalıştık; Risale okuduk. İngilizce Risale hediye ettik imani meselelere aleni itirazı olan Türklerin yaşadığı yerdeki defterdar beyin makamında tereddütle baktığı iman hakikatlerini -memurların kapı arkasında dinlemesi halinde- anlattık…

Hâlâ oralarla ilgilenip yardımda bulunuyor, onlardan bazı arkadaşlarımızın evlatlarının Türkiye’de tahsil yapmasında yardımcı olmaya; oralardaki hizmetimizin hukukla çıkan problemlerine, mahkeme savunmalarına kadar yardımcı olduk, hala yardıma devam etmeye çalışıyoruz. Oralardan, hizmetlerde ilerlemek, Nurlara vukufiyet elde etmek gayesiyle buralara gelen arkadaşlarımızla günlerce yoğun dersler yaparak temel iman hakikatlerini ve hizmet prensiplerimizi okuyup anlatmaya çalıştık. Oralardan gelen hizmet ehli arkadaşlarımızı ve bazı öğrencileri buralarda misafir edip derslere taşıdık, değişik yerlerdeki hizmetleri göstermek için dershanelerimizi gezdirerek, hizmet ehliyle görüştürerek yardımcı olduk. (Geniş bilgi için sitelerimizde yayınlanan Moğolistan Hatıralarına bakılabilir. Hatta oralardaki faaliyet ile ilgili çekilen hizmet videoları bozulmamış ise onlar da istenir ise gönderilebilir!)

Kıymetli arkadaşlarımızın, Hüseyin beyin yazısına, yaptıkları yorumlar, hizmetlerimizle ilgili değerlendirmeler hakkında da biraz yazmak gerekiyor:

Dershanelerimizin, -dolayısıyla iman hizmetlerimizin, “ölümü” manaları, sadece bizlerin öğrenci dershanelerindeki gerilemeye, zafiyete bağlanamaz! Gerileyişimiz elbette acı bir gerçek, Hüseyin beyin anlattığı sebepler de bu hakikatin gerçek yüzünden haber veriyor! Etraf-ı erbaası ve çareleri ile, devaları tam ortaya konmasa da, inşallah hepimizi uyarmaya yetecek kalitede bir yazı ve ilgilenen arkadaşlarımızdan pek çok yorum almış!

Bizler, çeşitli ideolojilerin yükselişine ve gerileyişine; Müslüman ülkelerde ve ülkemizde modernleşme, batılılaşma ve sekülerleşme dalgalarına şahitlik ediyor, medenilere'(!)belki de biraz fazla yanaşıyor, biraz da iltihak etmeye mi başladık; yoksa kullukta, Nur Talebeliğinde gevşemeye mi başladık tam ayıramıyorz!

Üstadımız, Müslüman dünyanın-bizlerin de- gerilemesini inancın zayıflamasında görmüş ve bütün enerjisini insanların imanını yeniden canlandırmaya yöneltmiş. Müslüman dünyanın, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün temel nedenini açıklarken eksik olanın siyasal veya ekonomik reform değil, imandan sapma ya da inançsızlık olduğunu, İslam’ı tam yaşayamadığımızı ileri sürmüştür.

Nur medreselerinin, dershanelerin ölmesi veya iman hizmetlerimizin öyle bir hale doğru ilerlemesi de sayılan zahiri sebeplerle birlikte, esas bizlerdeki zafiyetler, kalbimizin, evlad-ı iyâlimizin ciddi ihmali, kulluğa ait şahsî vazifelerimizin terkiyle alakalı olsa gerek!

Çöken, bizlerin hizmet merkezlerimizde olduğu söylenen ölüm, dershanelerde değil, bizlerdedir. Bu nedenle yeniden inşa, Üstadımızın söylediği gibi, insandan, bizlerden, ailelerimizden; yukarılardan(!) değil aşağıdan benden, senden başlamalıdır. Bizlerin hayatlarını yeniden Vahye göre kurmak, Nur Talebelerinin pek çoğunun tekrar, acilen temeli ve amacı hâline gelmelidir!

Modern, başarılı bir iman hizmetinin, Nur Talebeliğinin, toplumda yaşanabilir, uyulabilir şekli, Risale-i Nur’da temel manaları ortaya konan, Kur’anî bir iman kültürü kazanmaya, geliştirmeye bağlıdır!

Dershanelerin durağanlığı, çökme emareleri göstermesi, sıkıntı ve gerilemesinin kök nedenlerinden en önemlisi Halis Müslüman Nur Talebeleri olduğunu düşünen bizlerin kulluktaki zafiyetlerimizden olduğunu görmemiz gerekir! Hizmet hayatıyla ilişkisinin zayıfladığını, kurumlarımızdaki, dinamizm ve şahsi okumalarda, daima vazife bulunan en küçük, en dar, fakat en zaruri sahalarda eksik kaldığımızı görmemiz, kabullenmemiz gerekir.

Hem inşallah Nurun Dershaneleri asla ölmez ve ölmemelidir! Tek başımıza kalsak da, eski, ama eskimemiş “Nurlara sadık” ağabeyler gibi, evlerimizin bir bölümünü dershane yapıp, bu dünyanın en büyük hizmetinin inkıtaya uğramasına asla müsade etmemeliyiz, etmeyeceğiz de inşallah! Zaten, halen çok yerlerde -daha ziyade farklı meşreplerimizdeki- harika arkadaşlarımızın, -bizim de cevelân edip çok istifade ettiğimiz- mükemmel dershanelerimiz var! Hizmet-i imaniye de çok yerde dershanelerle beraber halen gelişerek devam etmektedir.

Bizlerin, büyüklerin, daha ziyade “Umumî Dersler” yapılan dershanelerimizin pek çoğunda yapılan iman hizmetinde de maalesef ciddi erozyon olduğu söyleniyor ve gerçekten de bu zafiyet görülüyor! Her ne kadar kemiyet çok önemli değilse de derslere katılanların azalması hizmetimizdeki gerilemenin emareleri olarak hükmünü icra ediyor! Ancak daha ziyade öğrencilerin kaldığı yerlerimizde, daha ciddi problemler söz konusudur! Neredeyse artık örenci kalmamakta, bulunamamaktadır.

Fakat bu meselelerde esasen en önemli problem –bazı hizmet grubumuzda da küçülüp ciddi fonksiyon kaybına uğraması yanında- öncelikle bizlerde, bizim meşrebimizdedir! Maalesef bizlerin Nur Talebeliğini hakkıyla yaşamamamız veya söz konusu problemler karşısında yeterli ciddiyette olamamamız, biraz gayretsiz, şevksiz, nemelazımcı, dava adamlığından uzak bir hale gelmiş olmamız olabilir mi?

Ve bilhassa bizim hizmetlerimizde ve hayatımızda dinen, ilmen, usulüne uygun meşveretsizliğimiz, bizlere göre, çok önemli bir sebep olarak görünüyor. Buralarda öyle değerlendiriliyor. Hizmetlerimizdeki durgunluk, “dershaneler ölüyor” feryadı, bize göre de bu hallerde olmamız ile ilgili olsa gerek!

Evimizin, işyerimizin ihtiyacı olan şeyleri muhakkak öncelikle izleyip acilen hallettiğimiz gibi; kulluğumuzun aslî vazifesi olan “hizmet-i imaniyede” önce kendimizi, ailemizi ciddi ciddi ele almamız gerekirken; bazılarımız, sıradan insanlar gibi olmaya başlamış olduğumuzun veya “Medeni geçinenlerle(!) aramızdaki derin uçurumun” farkına tam varamayıp onlara dehalet etmeye yaklaştığımızın farkına mı varamıyoruz diye endişemiz var! Eğer öyleyse de, -Allah etmesin - hizmet de ölür, dershanelerde boş kalır, hatta elbette yok olurlar! Daha doğrusu bizim için, bizim grubumuzda bütün hizmetlerimiz ihmale, duraklamaya, başarısızlığa uğrar.

Bizleren Üstadımızın:

“…yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul'da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat'iyen şüphem kalmadı. Hem itiraf ediyorum ki, samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız. İnşaallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.” (L,270) demesinden ciddi etkilenmesi gerekir!

O zamanların ruh ve o haliyle değil; tahsilli, bol kitaplı, zengin, şartları çok iyi, sadece kafası karışık, şahsi okumasını azaltmış, kalbini ve ailesini bile ihmal etmeye başlamış insanlar olma ihtimalinden hemen uzaklaşarak gayrete gelmeliyiz. Perişanlığını gördüğünüz dershanelerimizi ve hizmetlerimizi canlandıralım, kendimizle, evlatlarımızla dolduralım, çevremizi, yakınlarımızı, halis arkadaşlarımızı kendimizle beraber gayrete getirelim!

Geçmişte, onlar, hem de bizden çok imkânsız, bilgisiz, aciz ve zayıf olmalarına rağmen; samimi, halis, gayretli insanlar olduklarından, bu hizmeti çok güçlü, tesirli halde yapmış, o dönem devletin maniler çıkarmasına, zulmüne rağmen iman davamızda muvaffak olmuş, hatta bütün dünyaya götürebilmiş, yayabilmişler.

Bunu bir asır önce Üstadımız ile Isparta’da başlatanların, yapanların, çoğunun okuma yazması bile yokmuş! Camlı rahlelerin altlarına koydukları ışık kaynağının tesiriyle gaz yağlı kâğıtlara akseden metnin görüntüsü üstünden geçme yoluyla kopyalanarak çok risale yazılmış o dershanelerde! Onlar dershane haline getirilen evlerinde bütün zalimlere meydan okuyarak dershaneleri asla öldürmemiş, öldürtmemişler!

Risale yazabilmek için gizlenme gayesiyle musandıra denilen yatak, yorgan konulan ”döşekliklerin” içinde, pencerelere kilim, halı çakıp ışık görünmesine mani olunarak gece yarılarında hanımlarının tuttuğu gaz lambalarıyla çalışılan bin kalemli beldeler olmuşlar… O zamanlar naylon olmadığından muşambalara sarılıp bahçelere gömülen, odunlar altına gizlenen, kalın duvarlı evlerin pencere altları oyularak saklanan kopyalı, el yazması kitaplarla hizmet edilmiş. Kitap da yokmuş, bulunmuyormuş o devirlerde! Matbaalar devletin baskısı sebebiyle basmıyor, basamıyormuş. Çoğu insan kopyalayarak kendine kitap edinebilmiş! Çoğu ağabey muhakkak hapishane ziyaret ettirilmesine rağmen nur medreselerinden, dershanecilikten asla vazgeçmemiş, uzaklaştırılamamışlar!

(Biz de iki defa ağabeylerle Isparta’da Emniyet Müdürlüğü bodrumundaki nezarette ve Gediz Karakolunda kaldık, yattık. (Gediz’de tutuklanmanın ertesi gün o nezarette on kg.’lık Gediz Gövecini oranın halkından bir dost Matbaacı Akkaşoğlu adındaki çok saygıdeğer bir dost ağabey getirip Rabb-i Rahimimizin hediyesi olarak(!) ikram etmişti!). Çok şükür mahkemelerde beraat edip kitaplarımızı geri aldık.

Bize o zamanlar çok cevalan edip bir yerde fazla duramadığımızdan, bize -Gediz lisanıyla- “Gezici Makıf” lâkabını, takmışlardı. Kitapların önce müsadere kararı verilmiş. Herkese tebliğ yapılmış, beni bulamamışlar. Gedizli ağabeyler resmî tebliğin babama ulaştığını öğrenince, babama, “Bugün 17’ye kadar mahkemeye itiraz yapmalı, biz bilemediğimiz için hukuki süreyi kaçırdık. İnşallah kitaplarımızı o kurtarır” demişler. O zaman Rahmi beyle hemen İzmir’e gidip Aukat Reşat abiye vekâlet verip, itiraz dilekçesi yazdırdık. Saat 15’te evrakı, Gediz’e mesai bitiminden önce ulaşabilecek bir Gediz otobüsüne teslim ettik. Ancak öğleden sonra, evimize telefon ile tekrar ulaşan Gedizli ağabeyler “evrak hala gelmedi” deyince, otobüs firmasından durumu takip ettik. Uşak-Gediz arasında otobüsün arıza yaptığını öğrendik. Bizim itiraz dilekçemiz şoförde kalmıştı. Uşak’ta kitapçı Hacı Kazım Erfidan ağabey vardı. Evinin alt katını dershane yapacak kadar halis, gayretli bir Nur Talebesi idi. Hemen onu telefonla arayıp, durumu anlattık. “Bir hızlı taksi tut, dilekçemizi mesai bitmeden adliyeye yetiştir” diye adeta yalvararak rica ettik. O bir taksiyle, o zamanlar şose halindeki yoldan adeta uçarak otobüse ulaşmış, evrakı alıp adliyeye mesai bitimine on-on beş dakika kala evrakı teslim etmişti. Kitaplarımız, bu itirazımız sonrası -çok şükür, Allahın izniyle- mahkemece iade edildi! Bize, talebeliğini lütfettiği hizmetimizin ölmesine müsaade ettirmedi Rabbimiz!

Hatta bir ara Isparta’da (onların cemaati ile bizim grubun bölünme yaşanmasına rağmen) Bayram Yüksel ağabeyleri ziyarete gidince tutuklanmıştık. İl Emniyet Müdürlüğünün bodrumundaki -4.katında betonda ağabeylerle yatmıştık. Yıllar sonra oradaki Bediüzzaman Sempozyumu’na tebliğ sunmak için gidince, eski bakanımız ile bizi komşu üç ilin Emniyet Müdürleri Isparta İl Emniyet Müdürlüğüne hamsi yemeye, ziyafete davet ettiler. Kırmızı halı yayılmış, resmî bayram üniformalarıyla merkezin bütün emniyet ekibi bizi bakanımız vesilesiyle, bodrumunda yattığımız ayni binada merasimle karşıladılar, müdür odasında, yemeğe çıkardılar!

Yemek yerken elimde olmayarak gülmek geldi bana. Sorunca amirlere “ben şu tarihte -4. kattaki bodrumdaki nezarette yatırıldım” deyince; “vah vah, darp, dayak filan olmamıştır inşallah” dediler. Ben de “Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak, il dışı izni alarak Bayram ağabeyleri ziyarete gelmiştik buraya, Rabbim bizi rezil etmedi. Sadece bodrumda beton üstünde sevaplı şekilde yattık” dedim. İlave ederek, “Ama Üstadım aynı binanın üst müdür katına yemek davetine, kırmızı halı serdirerek bizi getirdi” dedik, çok güldük, Rabbimize şükrettik. Emniyet müdürleri de dindar oldu artık ülkemizde.

(Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum