Eğitimde Risale-i Nur formülü

Eğitimde Risale-i Nur formülü

Gazeteci Latif Erdoğan, Risale-i Nur'un eğitim alanında nasıl değerlendirileceğine dair bir yazı dizisine başladı

Latif Erdoğan-Akit

Eğitimin iki ana unsuru: Talim ve terbiye. Talim, bilgiyi başkalarına aktarma, yani öğrenme ve öğretme ameliyesinin bütünü. Terbiye, insanı, maddi- manevi değerlerle donanımlı hale getirmenin pratikleri.

Terbiye insanı en mükemmel hale getirmenin yoludur. İnsanın en yüce ve yüksek gayesi “insan-ı kâmil” olmaktır. Nasıl ki bütün varlıkta bir tekâmül kanunu vardır. Bu kanun insan için de geçerlidir. Tekâmülün son noktası ise insan-ı kâmil olma mertebesidir. İnsan-ı kâmil, bütün mahiyeti ile marufu yapmak münkerden / Allah’ın çirkin gördüğü, yasakladığı her şeyden kaçınmak suretiyle Cenab-ı Hakk’ın razı ve hoşnutluğunu kazanan kul, demektir. Bu manada insan-ı kâmilde bulunan bütün hasletler aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu hasletler anlamına gelmektedir. İlahi ahlakın bütünüyle ahlaklanmak da aynı manaya gelir.

Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu ahlak ve hasletleri bize en mükemmel ve kuşatıcı şekilde anlatan Kur’an-ı Kerim, ikinci en mükemmel kaynak da hadisi şeriflerdir, sünnet-i seniyede varit uygulamalardır.

Talim her ilim dalını kendi hakikati ile buluşturma vazifesini bihakkın yerine getirmelidir. Her ilim dalının hakikati o ilim dalının dayandığı “Esmadır”. Hazreti Âdem’e talim edilen esma bilgisi örnek alınarak bu konu tafsilatıyla işlenmeli ve her ilim dalının dayandığı esma keşfedilmelidir.

Eğitimde Risale-i Nur Formülünde, kazanılması gereken değerleri, insani, entelektüel ve dini olmak üzere üç ana kategoride incelemek durumundayız. İnsani değerlerden kastımız, acz, fakr, şefkat, tefekkür, şevk ve şükür kavramlarıdır. Entelektüel değerlerden maksadımız, manay-ı harfi, manay-ı ismi, niyet ve nazar kavramlarıdır. Dini değerlerden kastımız ise, farzları yapmak, büyük günahlardan kaçınmak ve sünnet-i seniyeye ittiba etmektir.

1. İnsani Değerler

Birincisi: Acz, yani, insanın Allah karşısındaki acizliğini idrak. Onun sonsuz gücü ve kudreti karşısında insanın hangi konumda olursa olsun gücü ve kuvveti, artı sonsuza karşı eksi sonsuzla eş değer. İnsan bunu anladığında, içselleştirdiğinde, Allah’ın sonsuz güç ve kuvvetine dayanarak, kendi gücünün milyonlarca misli bir güç ve kuvvete sahip olur. Acizliğini itirafı ölçüsünde, büyük bir güç ve kuvvetten beslenmiş bulunur. Bu idrak hali, insanı her türlü ben merkezli dürtülerden kurtarır, güven ve öz güven adı altında zerk edilen narsist ve megaloman sapkınlıklardan korur. Çünkü o bilmektedir ki, kendinde var olan bütün üstün yetenek ve elde ettiği bütün konum ve durumlar, ona Allah’ın bir lütuf ve ihsanıdır. Bütün iyiliklerin, bütün hayırların, bütün pozitif değerlerin asıl kaynağı, gerçek sahibi Allah’tır. İnsanın kendi adına sahip olduğu gerçek değer ise sadece hiçlikten ibarettir.

İkincisi: Fakr, yani, insanın, Allah’ın sonsuz zenginliği karşısındaki sonsuz fakirliğini bilmesi, anlaması, kavraması. İnsan neye muhtaçsa onun fakiridir. İnsan sayısı oldukça kabarık şeylere muhtaç olduğuna göre aynı oranda fakir sayılır. Mal varlığı, zenginlik, belli üst makamlara ulaşmış bulunmak, elde edilen başarılar insanın Allah karşısında fakir oluşu gerçeğini değiştirmez. Bir an nefessiz kalsak, bir yudum suya muhtaç bulunsak, aldığımız nefesi geri veremesek, içtiğimiz suyu geri çıkaramasak hangi servet bize çare olur, hangi makam bizi kurtarır, hangi başarımız o esnada işe yarar. Acizliğimizi idrak nasıl bizi güçlü kılan en önemli kaynakla buluşturuyorsa, Allah karşındaki fakirliğimizi idrak da bizi başkasına muhtaç olmaktan kurtarır, bizi zengin ve müstağni hale getirir, gerçek zenginliğin kaynağıyla buluşturur. Böylesi zenginlik, şımarıklığa, gurur ve kibre değil, şükre, tevazua, paylaşım ahlakına vesile olur. Çünkü böylesi zengin, zenginliğin gerçek kaynağının kendisinde olmadığını, zenginliği ona Allah tarafından verildiğini, verilenlerle de sınandığını bilir, davranışlarını sürekli bu bakış açısıyla denetler.

Üçüncüsü: Şefkat. Şefkat, saf, duru, beklentisiz gerçek sevgide yankılanan yoğun, kesintisiz, fıtri merhamettir. Onu mecazi sempatilerden, salt acıma duygusundan ya da geçici anlık hassasiyet reflekslerinden ayıran, söz konusu özelliklerin bütününe sahip bulunmasıdır. Şefkatte, koruma güdüsü şarttır, sahiplenme tutkusu kaçınılmazdır, fedakarlık öncelikli ilkedir.

Şefkatin kaynağı hiç kuşkusuz Rabbimizin “Rahim” ismidir. Evrensel bazda görülen bütün şefkat oluşumları böylesi ezeli kaynaktan varlık sinesine düşmüş tek bir katrenin kesret canibindeki ebedi paylaşımıdır. Nasip keyfiyeti bazen istidatla daha çok da ihtiyaçla irtibatlıdır. Makro- mikro alemlerde müşahede edilen her türlü yardımlaşma olgusunun varlığı bu paylaşım ve irtibatın eseridir.

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.