Osman ÇAKMAK

Osman ÇAKMAK

Yazarın Tüm Yazıları >

Duygularımız, niyetlerimiz ve eğitimde kuantum

A+A-

Kuantumun en şaşırtıcı yanlarından birisi gözlemcinin/insanın kendisinin de olayın bir parçası haline gelmesiydi. Atom fiziği, işin içine insan şuur ve düşüncesine katmadan kâinat hakkında konuşamayacağımızı açık bir biçimde ortaya koymuştu. “Çift yarık deneyi” atom parçacıklarının aynı zamanda “dalga” yapısında olduğunu gösteren bir buluştu. [1]

Düşüncenin madde üzerine etkisini ortaya koyan birçok gözlemler bulunur. En çok bilinenlerden birisi de Japon araştırmacı Dr. Masaru Emoto’nun su üzerine yaptığı deneylerdir. [2]

Japon bilim adamı Emoto’nun çalışmasında somut delillerle niyet ve duyguların, kelimelerin, fikir ve müziğin, ibadet ve duaların; hatta son yaptığı çalışmalarda oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler düzenini etkilediğini ortaya koydu. Görsel anlamda moleküler değişim belgelenmektedir. Film izletildikten sonra su damlacıkları dondurulup mikroskop altında incelenmektedir.  Suyun kristal düzen ve yapısı bize çok şeyler anlatmaktadır.

Takdir ve sevgi gören, dua edilen su daha güzel ve doğru/düzgün kristal desenleri teşkil etmektedir. Hâlbuki kin nefret ve aşağılama sözleri dinletilen su örnekleri, bozulmuş kristal yapılar ortaya çıkarmaktadır.

Emoto gibi araştırmacıların su üzerindeki çalışmaları da göstermektedir ki; kin, nefret, haset duyguları ve inançsızlık “kurulu İlahi düzen” üzerinde yıkıcı/bozucu etki göstermektedir. Haset, düşmanlık, kin, kıskançlık, riya-gösteriş vd. menfi duygu ve fiillerin günah sayılmasının bir sebebi bu olabilir. 

Günah sayılan yanlış duygu ve düşüncelerle; sadece kendi küçük dünyamızda değil, etrafımızda da yıkıcı etkilere sebep olmaktayız.

Bu deneylerin sonucunda şunu açıkça görmekteyiz: Her şey bizim aleme bakış açımızla ilgilidir.   Bizim görüş mesafemiz ve ufkumuz ne kadar Hakka yönelik ve doğru istikamette ise, güzellikler kendi âlemimize ve çevremize yansıyacaktır.

Bu sonuçlar eğitimle ilgili düşüncelerimizi de değiştirmektir. Buna göre eğitimde esas olan onlara bilgi sunmak/yüklemek değildir. Öğrencilere olumlu ve doğru bir bakış açısı kazandırmaktır. Niyetlerini sahih ve güçlü hale getirecek, kuşatıcı niyetlere sahip kılacak çabalar içinde olmaktır. Onların büyük düşünmelerini sağlayacak ve büyük idealler kazanacağı ortamları sağlamak olduğu kuantum gerçekleri ile daha iyi anlaşılmaktadır.  

Niyet ve İnanç Eğitimi

Beyinde bir şeye niyet etmekle onu yapmanın aynı olduğunu deneyler gösteriyor.  Bir inanç taşıyorsanız o doğrultuda atom ve ışın-ruh dünyasına (Kuantum Evren) enerji yayıyorsunuz, yaydığınız bu düşünce de hayatınıza yansıyor.

Öğrenilenler inanca dönüşmemişse, sizin bilginiz kendinize de etrafınıza da etki yapmayacaktır. Bunun için asıl olan bilginin amele dönüşmesi, hayata yansıması, içselleşmesidir. Öğrenilenler “inanca” dönüşmemişse, himmet ve gayretinizi, içtenliğinizi artırmamışsa verilen eğitim “boş” bir çaba halini alacaktır.

Olumlu düşünmeyle, bilinçaltı zihnimizin yönlendirebilme yeteneğini “hak ve hayır” yönünde kullanmakla iyi ve güzel şeylerle karşılaşma potansiyelini artırmaktayız. Bilinçaltımız muhakeme yürütmediği için bilginin doğru mu, yanlış mı, mantıksız mı, makul mu olduğuna bakmıyor. “Sadık bir hizmetkar” olarak iradeniz doğrultusunda söyleneni/kendisine emredileni yapıyor.

Günlük “olumsuzluklar” aslında fıtratla çelişen, bizi rahatsız eden, dini olarak da “günah” sayılan şeylerdir. Böyle yanlış/günah düşünce ve eylemler fıtratla ve kuantum yasaları ile sürekli çatışan bir durum ortaya çıkarmakta, huzursuz ve mutsuz bir hayatın da kaynağı olmaktadır.

Sonuç istediğiniz gibi olmuyorsa, niyetinizin olmamasını engelleyen daha baskın yanlış bir inanca sahipsiniz demektir.  Beyin, esas itibarı ile sinir hücrelerinden oluşuyor. Buna göre bir insan, karşısında gördüğü bir hareketi kendi yapmış gibi nöronlar ateşlenip harekete geçiyor.

Ayna nöronlar, tıpkı ayna gibi karşıyı taklit edip yansıtır. Öyle ki bir insanı limon yerken, gördüğünüzde siz yemiş gibi ağzınız sulanabiliyor. Bir bilimsel dergide yayımlanan “ayna nöron” çalışması, yemek yiyen bir kişinin beyin dalgalarıyla yemek yemeye niyetlenen kişinin beyin dalgalarının aynı şekilde çalıştığını göstermektedir [3]

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde, doğru inanç ve duygularla dolduğumuzda etrafa insanları güzel duygulara gark eden enerji yayarız. Kuantum yasaları denilen atom ve ışınlarda konulmuş ilahi düzen gereğince çevrede yapıcı ve düzenleyici bir etkiye vasıta oluruz. Oysa kin, nefret, düşmanlık haset duyguları içine girdiğimizde ise, yaptığımız “etki” bu defa “bozucudur”; ışık ve madde dünyamız (nano boyutta atom ve moleküler düzeyde) olduğu kadar, “enerji” varlığımızın “incindiğini” deneyler ve gözlemler ortaya koymaktadır. Gözlerimizdeki ışık söner. Düşüncelerimiz kuantum fizik ve fizik ötesi yasaları ile çatışmaya başlar.

Artık eğitim deyince duygu eğitimi, niyet eğitimi anlaşılmalıdır. Bilginin inanca dönüşmesi konuşulmalıdır.

Eğitim öğrenciye ne öğretiyor? “Büyük düşünmeyi” öğrenmeleri için ne yapıyoruz? Onlara ideal verebiliyor muyuz? Yanlış kanaatlerden ne derece kurtarabiliyoruz?  

Çocukları değerlendirirken onlara ne kadar güçlü duygular ve niyetler kazandırdığımıza bakalım. Alınan eğitim, onları duası ve içtenliği güçlü, samimi/ihlaslı birileri haline getirebiliyor mu? 

İçinde yaşadığımız maddi dünyada başarılar sonuca göre ölçülüyor. Rekabet üzerine bina edilmiş. Kişi, “Senin başarısızlığın benim başarım için gereklidir” diyor.

Madde ve enerjinin aynı zamanda “dalga” yapısı bazı sırları daha iyi anlamamız/yorumlamamız için aklımıza kapı açıyor. Örneğin aynı frekans ve fazda olan dalgalar üst üste gelip birleşiyorlar. Ters fazda olanlar ise birbirini götürüyorlar. Dalgaların bu özelliği, müspet/olumlu düşünce ve niyetlerin yapıcı ve sinerjik etkisine; negatif olanların ise yıkıcı/bozucu etkisine ışık tutuyor.

Aynı hedefe ve niyete/inanca sahip iki kişinin “on bir”, üç kişinin ise “yüz on bir” değerinde olduğu ifade edilir ve “şahs-ı manevi” sırrından söz edilir. Bunlar “bereket kanununun” maddi planda bir tür izahı olmaktadır.

Örneğin normal ışınları, farklı düşünen ve hedefleri olmayan bir topluluğa benzetebiliriz.  Işınların aynı doğrultuda tek bir vektör ve frekans haline geldiği lazer ışınları halinde ortaya çıkan gücü biliyoruz. Bilgiyi üretmeye ve kullanmaya yönelik araştırmaya odaklı eğitim süreçlerinin etkisini lazer ışınlarına benzetebiliriz. Buluş temelli ve keşfe odaklı eğitimler, “kuantum yasaları” ile uyum sağlamaktadır. Çünkü beyin, “tünel” yasası ve “kuantum alanında” bilgiye ulaşmak için bir yol (keşif, ilham) bulabilmektedir.

Eğitimde şu öldüresiye rekabeti ve elemeyi esas alan sınav sistemini terk etmenin zamanı geldi. Paylaşımı ve bereketi netice veren Kuantumcu yapıları hayata geçirmenin artık zamanıdır.

[1] https://www.youtube.com/watch?v=q3H7wR_IR3w
[2]http://www.dr.com.tr/Kitap/Suyun-Gizli-Mesaji/Masaru-Emoto/Hobi/Parapsikoloji/urunno=0000000192835.  Bu sitede Japon Masaru Emoto’nun, Suyun Gizli Mesajı adıyla Türkçeye çevrilmiş kitabının tanıtımı yapılmaktadır.
[3] http://www.milliyet.com.tr/niyetin-gucu-ve-dogru-dua--pembenar-yazardetay-saglik-2425247/

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum