Mehmet Abidin KARTAL

Mehmet Abidin KARTAL

Dijital çağda beşerin bulaşık elinin izleri

Dijital çağın özellikleri

Başlangıcı ve sonu belli olan, tarihte ayrı bir özelliğe sahip zaman bölümlerine çağ denmektedir. Dünya yaratıldığından günümüze insanlık değişik çağları yaşayarak gelmiştir. Çağlar isimlerini yaşanılan dönemin özelliklerinden, tarihi olaylardan, yaşanan ekonomik ve sosyal olaylardan, teknolojik gelişmelerden almışlardır.

Bilgisayar ve internet alanındaki gelişmeler yaşadığımız döneme Dijital çağ denmesine sebep olmuştur. Dijital, Fransızca bir kelime olan digital kelimesinden dilimize girmiştir. “Digital” Türkçe’de; Sıfat olarak kullanıldığında; “dijital; sayısal; parmağa ait, parmakla yapılan”, İsim olarak kullanıldığında; “tuş” anlamına gelmektedir. Dijital, aklınıza gelen her bir verinin, ekran üzerine parmakla dokunarak elektronik olarak gösterilmesi olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde bu kavram çok geniş bir anlamda kullanılmaktadır. İnternetin hayatımıza girmesiyle dijital, hayatımızın her alanında her şekilde duyabileceğiniz, kullanabileceğiniz bir anlam ifade etmektedir. Cep telefonlarından, bilgisayarlara, televizyona, radyoya, kitaplara, ev aletlerine, kişisel programlardan, yazılım programlarına kadar her alanda bu kelimeyi duyuyoruz.

2000’li yıllarda doğan ve Z kuşağı olarak adlandırılan çocuklara daha önceki yıllarda doğanlar, onların zamanında akıllı telefon olmadığını ve yaşanabildiğini anlatmaya çalışıyorlar. Tabii ki şimdinin çocukları bunu anlamakta güçlük çekiyor. Bu durum şirketler için de geçerli: Manuel olarak yapılan her şey artık dijitalleşti. Bilgisayarın, internetin şekillendirdiği bu çağa “Dijital Çağ” deniyor.

Dijitalleşme, internetin bütün bir hayata her düzeyde nüfuz etmesi olarak görülebilir. Dijital çağda, bütün dünya gerçekten internet sayesinde parmaklarınızın ucunda. Avuçlarımızın içine sıkıştırdığımız aygıtlardan televizyon seyretmek, alışverişlerimizi sanal mecralardan yapmak, haberleri dijital bir ekrandan okumak, videolar seyretmek, müzik dinlemek ve özel multimedya dergileri, kitapları okumak, bizden kilometrelerce uzak bir yakınımızla, arkadaşımızla görüntülü konuşmak şimdilerde hayatımızın rutini olmuştur. Bütün bunları dünyanın en büyük bilgisayar networkü olan internete bağlanarak parmaklarınızla dokunarak yapabilirsiniz.

Gerçekten de internet Allah`ın insanlığa lütfettiği eşsiz nimetlerden, bilhassa Alim, Hakim isimlerinin tecellilerinden biridir. Fevkalade faydalı ve etkili bir hizmet aracıdır.  İnternetin bize sunduğu sanal dünyayı ahiretin eşi benzeri olmayan nimetlerinden bu dünyaya uzanan ve ahirete iştiyak uyandırması gereken küçük bir numune olarak görmek mümkündür. İşleri hızlandıran ve hayatı kolaylaştıran sanal dünya, aslında insanlığın insaniyetine yakışır bir medeniyet kurmasına vesilesi olabilecek birçok müspet özellikleri taşımaktadır. Dünya artık bu sistemle kendini yönlendirmekte, her türlü faaliyetini bununla organize etmektedir. Bununla beraber böylesine faydalı nimeti zararlı şekilde kullananlar da olabilmektedir. Çünkü insanın bir hayır birde şer yönü vardır.  Tıpkı silah gibidir bunlar. Kullanmasını bilirsen kendini korursun, kullanmasını bilmezsen kendini vurursun. Ateşle en leziz yemekleri pişirebilirsiniz. Yanlış kullanırsanız evinizi yakabilirsiniz. Bıçakla elma soyabilirsiniz, bir insanı da öldürebilirsiniz. İnsan kendisine verilen nimetleri iyi ve güzel yönde kullandığı gibi, kötü ve çirkin yönde de kullanabilmektedir. İnternette böyle bir nimettir. Allah kainatta hiçbir şeyi hikmetsiz ve gayesiz yaratmamıştır. Ortaya çıkarılan bütün buluşlar, yapılan icatlar, teknolojik gelişmeler Allah’ın kainata koyduğu kanunların insanlar tarafından bulunarak uygulanmasıdır. Bu uygulamaların hikmete ve gayeye uygun kullanılması insanın hayır yönünü, kullanılmaması şer yönünü ortaya çıkarmaktadır.

Dijital çağda, öyle teknolojik gelişimlere şahit oluyoruz ki, adeta baş döndürmekte. Gaz lambalarının kullanımını da gördük, teknolojinin özellikle bilgisayar ve internet alanındaki gelinen son noktasını da gördük. Bilmiyorum bu denli hızlı teknolojik gelişmelere şahit olacak başka bir nesil gelir mi? "Bilgi çağı" ya da "dijital çağ" olarak adlandırılan 21. yüzyıl, bugüne kadar meydana gelmemiş teknolojik yenilikleri insanlığın hizmetine sunmaktadır.[1]

“Bilgi otobanı” olarak da adlandırılan internet, bilgi, dijital çağın en anlamlı teknik ve toplumsal kazanımlarından biridir. Bütün dünyada milyonlarca ana bilgisayarı birbirine bağlayarak olağanüstü büyük bir ağ oluşturmaktadır. Artık evlerimizdeki her eşya da internetle etkileşimli olacak. Yani internetin kullanım alanları her geçen gün genişleyecek. Belki de gelecekte hava ve su insanlık için neyse internet de öyle olacaktır.[2]

Çocukluğu, gaz lambasının altında geçen ve geçmeyen nesiller dijital çağda ellerinde akıllı telefonlarla dünyanın en uzak köşesiyle anında iletişim ve etkileşim içine girebiliyorlar. Antenli, çanaklı televizyonlara sahip olduktan yirmi, otuz yıl sonra insanlar, internetin şekillendirdiği dijital çağın akıl almaz imkanlarına kavuştular. Dijital dünya olarak adlandırdığımız internet, cep telefonları, bilgisayar gibi ürünlerin insanların hayatlarına doğru kullanıldığında faydalı olduğu, yanlış kullanıldığında zararlı olduğu unutulmamalıdır. Her kategorideki insanın, bilhassa çocuk ve gençlerin adeta internetin kucağına, bilhassa cep telefonlarıyla dijital ortama itilmesi, bilinçsiz kullanım sonucu doğabilecek zararların en büyüğü olacaktır. Çünkü internet, dijital dünya, faydalarının yanı sıra pek çok tuzaklarla da doludur. Bu tuzaklar maddî zararlara sevk eden tuzaklar olabileceği gibi, manevî zararlara sevk eden tuzaklar da olabilmektedir.  Dijital dünya, gençleri ve çocukları hiç olmadığı kadar ifsat ediyor. Online kuşatma altında olan nesiller, LGBT’den sanal kumara, subliminal algı projelerinden intihara sürükleyen oyunlara, misyonerlik faaliyetlerinden, madde kullanımını özendirmeden teknoloji bağımlılığına birçok tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Her geçen gün kontrol edilemez hale gelen sanal tuzaklara karşı elle tutulur bir tedbirin olmaması da endişeleri artırıyor. Sanal dünyada tamamen ahlaksızlığı, kumarı çağrıştıran kimi reklam sayfalarının ve linklerin peşine düşen insan kendisini büyük bir rezilliğin içerisinde bulabilir. Sonuçta internetin yanlış fıtrata aykırı  kullanılması sosyal, psikolojik sorunlara sebep olurken, huzursuzluğu da beraberinde getirmektedir.

İnternetin sunduğu imkanlardan faydalanmak için doğru kullanılması gerekiyor. Şu hususu asla akıldan çıkarmayalım ki; “Bir bıçak cerrahın elinde olursa can kurtarır, caninin elinde olursa da can alır. ”İnternet, dijital dünya böyle bir alettir.” Dijital dünya canilerin elinde zülüm üretiyor. Yaşananlar, komplo teorileriyle fıtrata aykırı projelerin yapılması, yapılmaya çalışılması bunun sonucudur.

Dijital dünyanın bugünkü durumuna gelmesinde en büyük etken çevreyi kirleterek, dünyanın dengesini bozarak yapılan teknolojik gelişmeler ve üretim sistemidir. Tüketmek için şuursuz bir üretim. İsrafa dayalı tüketim. Çevreyi kirleten, küresel ısınmaya sebep olan üretim ve tüketim, teknolojik gelişmeler, dijital dünya canlıların hayatını, insanın biyolojik, psikolojik, sosyal hayatını tehdit ediyor.

Dijital çağda beşerin bulaşık eli hayatı tehdit ediyor

Dünyamızın en önemli özelliklerinden biri denizlerde ve karada, devamlı olarak bitkiler ve hayvanlar öldüğü halde herhangi bir pislik veya atığın görülmemesidir. Her baharda milyarlarca bitki adeta yeniden yaratılıyor. Bu bitkilerin yaprakları sonbaharda tamamen dökülüyor. Binlerce yıldır bu yaratma ve öldürme hadisesi cereyan etmesine rağmen, yeryüzünde bir yığılma olmuyor. Bu kadar çok miktarda canlının ölmesine karşılık, dünyamızda bir pislik, kirlilik görülmüyor. Zahiren bir tarafta görülse bile, çabucak temizleniyor. Yeryüzünde insan elinin değmediği yerler, insanın bulaştığı yerlere nispetle daha temizdir, daha bulaşıksızdır. “Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor.”[3]

Hayvanlar, çevrenin iyi bir temizleyicisidirler. Mesela akbaba, kilometrelerce uzaktaki bir hayvan leşinin bulunduğunu hissetmekte, hem o bölgeye giderek karnını doyurmakta, hem de yeryüzünü pisliklerden temizlemektedir. Karınca gibi ufak tefek hayvancıklar ise ufak tefek parçacıkları, kırıntıları yemekte ve bu temizleme hadisesinde kendilerine düşen vazifeyi yerine getirmektedirler. Sinekler de bu anlamda temizleme hadisesine katılan küçük kuşçuklardır. Meselâ, nereye bir artık gıda maddesi bulaşmışsa, hemen orada sinekler peyda olurlar. Söz konusu artık maddeleri yiyerek karınlarını doyurdukları gibi o bölgeyi de temizlemiş olurlar. Martılar ve diğer deniz kuşları da devamlı denizi ve sahili gözetleyerek, ölmüş ve karaya vurmuş deniz hayvanlarını yerler. Böylece hem karınlarını doyururlar, hem sahilleri ve denizleri temizlerler. Yeryüzündeki bu temizlik hadisesinde önemli yeri olan, ancak çıplak gözle göremediğimiz diğer bir canlı türü de bakterilerdir.[4]

Toprakta bulunan bakteriler, ancak mikroskopla görülebilen mantarları, hayvan atıklarını parçalarlar. Gübreleri, pisliklerini daha küçük parçalara bölerler. Bazı bakteriler insan ve hayvan atıklarını, bitki köklerinin emebileceği, istifade edebileceği hale getirmekte vasıta olurlar. Bu yeni teşekkül eden parçalar da bitki kökleri tarafından emilir. Bitkiler tarafından alınan bu gübreler, hayvan ve bitki atıkları o pisliklerin temizlenmesine vesile olurlar. Pislikler ve gübreler ağaçlar vasıtasıyla ter temiz yaprak, çiçek ve meyvelere intikal etmiş olurlar. Bu hadiseler biyolojide “azot devr-i daimi (siklusu), karbondioksit devr-i daimi (siklusu)” olarak adlandırılmaktadır. Bu devr-i daimlerde elementler hiç zayi edilmeden, bir şekilden diğer bir şekle değişmektedirler. Burada son derece özenle plânlanmış, zerre kadar israfa yer verilmeyen bir denge göze çarpar.

Bitkilerin en önemli rollerinden biri de havanın zararlı gazlardan, bilhassa karbondioksitten temizlenmesindeki faydalarıdır. Bilindiği gibi, karbondioksiti kullanarak, güneş ışığından istifade ile fotosentez dediğimiz kimyasal olayın neticesinde havaya bol miktarda oksijen vermektedir. Yani bitkiler yeryüzündeki temizleme hadisesinde önemli bir rol oynamaktadırlar.

Karalarda ve denizlerde vazifeli bu canlılardan başka, bulutlar ve hava dahi bu temizleme vazifesinde paylarına düşeni yerine getirmektedirler. Genellikle yağmur yağmadan önce rüzgâr eser. Bu rüzgâr yeryüzüne konmuş olan toz toprak süprüntülerini kaldırır ve temizler. Ardından yağan yağmur, toz toprağı yatıştırır. Dünyayı ve gökyüzünü temizler. Yağmurun ardından açan güneş, göğü bize pırıl pırıl gösterir.

Bu örnekleri artırmak mümkündür. Şimdi yeryüzünde insan vücudunda ve hatta hücreleri içerisinde meydana gelen, yani en geniş daireden en dar daireye kadar meydana gelen bu temizlenme hadisesini neye havale edebiliriz? Bu işle vazifeli olan canlıların yaptıkları işleri düşünerek yapmadıkları açıktır. Yani bir akbaba, yeryüzünü temizleyelim diye leşleri ortadan kaldırmaz. Rüzgâr ve bulut da, yeryüzünü temizleyelim diye esmez. Yani yaptıkları işleri düşünerek yapmadıkları açıktır. Bu onlara kâinatta biçilen rolle, mevcut dengeyi koruma ve sürdürmede bizzat varoluşlarıyla birlikte onlara yüklenen gayr-i iradî fiillerle açıklanabilecek bir şeydir.

İnsan, Yaratıcının kainatta koyduğu ekolojik dengeleri, ekosistemleri dikkate almak zorundadır. Kainatın yaratılış amacı sadece insan merkezli değildir. Kainat her şeyden önce Yaratıcısını gösteren bir belge, bir kitap olduğundan insanı aşan bir boyutu vardır. Bütün canlıların birer yaratılış gayesi bulunmaktadır. İnsan öncelikle bunu iyi anlamalıdır. Kainat-insan ilişkisine dikkat etmemiz gerekiyor. İsm-i Kuddüs’ten gelen temizlik emrini, bütün varlıklar dinlerken ve ona uyarlarken, insan da bu hitaba kulak vermek zorundadır. Kainatta atomlardan yıldızlara, karıncalardan kartallara kadar her şey temizlik için seferber olurken, insanların ekserisi bu kaidenin dışına çıkıyor. Her çağda yaptığı işler sonucunda kendi dünyasını kendi kirleten, dünyanın dengesini bozan, küresel ısınmaya sebep olan, fıtrata aykırı hareket eden varlık, insandan başkası değildir. Dijital çağda da beşerin bulaşık eli hayatı tehdit etmeye devam ediyor. İnsan yaratılış kanunlarına aykırı hareket ederek tahrip etmese kainat mükemmeldir.

Batı Medeniyetinin Kainatı Tahribi: Küresel Isınma

Endüstri devrimiyle birlikte son 200 yıldır, sera gazları olarak adlandırılan su buharı, karbon dioksit, metan gazları, azot oksit ve kloroflorokarbonların atmosferimizdeki konsantrasyonları önemli ölçüde artış gösterdi. Bunların çeşitli sebepleri olmakla birlikte, en önemli nedenleri ise özellikle taşımacılık sektöründe fosil yakıtlarının kullanılması ve ormanların yok ediliyor olması. Ve tabii ki, kloroflorokarbonlar gibi insan yapımı kimyasallarla, güneşten gelen zararlı mor ötesi ışınların dünyamıza girmesini engelleyen ozon tabakasına zarar veriliyor olması. ”Hiç kuluna zulmeder mi Mevlâsı? Kulun çektiği kendi cezasıdır cezası” diyen, ne güzel söylemiş. Bugün yeryüzü ve insanlık bir yok oluş tehlikesiyle karşı karşıya ise, bunun müsebbibi yine insandır. Her geçen gün bir başka doğal kaynağı yok eden ve kendi elleriyle ürettikleri zararlı maddeleri yine kendi elleriyle tüketen insan, farkında olmadan kendi sonunu kendisi hazırlamaktadır.[5]

Bakara suresinde “kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” buyurulur[6]. Yine Rum suresinde “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”[7] denilmektedir. Her iki ayetin geniş bir anlam spektrumu bulunmaktadır. Bu ayetlerde insanların kendi elleriyle yaptıkları yanlışlara işaret edilmekte ve ikinci ayette bu yanlışlar sebebiyle hem karada hem de denizde düzenin bozulmasından bahsetmektedir. Bu ayetin manasının insanlar tarafından çevrenin kirletilmesi sonucu ekolojik dengenin bozulması olarak anlaşılabilir. Ekolojik dengenin bozulması zincirleme olarak küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine sebep olmaktadır. Ayette düzenin bozulması buna işaret olabilir. Yine ayette insanların bu düzeni bozduklarından dolayı Allah’ın (c.c) onları cezalandıracağı ve umulur ki bu yanlıştan dönerler denilmektedir. Nitekim günümüzde iklim düzeninin bozulmasından dolayı dünyada felaketler (sel, fırtına, kuraklık vb) yaşanmaya başladı. İnsan yaptıklarının kötü sonuçlarını yaşıyor. Dolayısıyla insanlık düzeni bozduğunun farkına vardı. Artık çareler aranmaya başlandı. Ayetten çıkan bir mana da esas cezanın ahirette olduğuna işaret etmesidir. Çünkü çevreyi kirletmek başka insanların hakkına girmektir.

İnsanların teknolojik gelişmeleri hırsları ve aşırı kazanma istekleri yüzünden fıtrat kanunlarını değiştirmeye kalkmaları, tabii yollarla meydana gelen ürünlerin gen dizilimi üzerinde oynama yapılarak, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ürünler meydana getirilmesi, bu ürünlerin insan ve hayvan sağlığına zararlı olması insanların kendi işledikleri kötülükler yüzündendir.

Dünyada iklimin değişmesine, küresel ısınmanın meydana gelmesinde en büyük etken çevreyi kirleterek, dünyanın dengesini bozarak yapılan teknolojik gelişmeler ve üretim sistemidir. Bu sistemin adı kapitalist sistemdir. Tüketmek için şuursuz bir üretim. İsrafa dayalı tüketim. Çevreyi kirleten üretim ve tüketim. Suçlu kapitalist  insan, beşerin bulaşık eli…

Kulluk ve halifelik görevi bulunan insan, yaratılış amacından uzaklaştıkça başta kendisi olmak üzere canlı cansız tüm varlıkları zora sokmaktadır. Son yılların en büyük problemi olarak karşımıza çıkan “küresel ısınma”yı da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Küresel ısınmayı ve iklim değişikliğini önlemek için bilim insanları sık sık bilimsel toplantılar düzenleyerek konuyu müzakere ederken diğer taraftan ülke liderleri de konuyu tartışarak anlaşmalar imzalamaktadırlar. Ancak ciddi bir ilerleme sağlanamamaktadır.

İnsanlığın refahı, huzuru için teknoloji gereklidir derseniz, elbette buna kimse karşı olmaz. Ancak bu teknolojik gelişmeleri yaparken ekolojik dengeyi iyi anlayıp onu koruyacak çalışmalar yapmak gerekir. Küresel ısınmanın ve dolayısıyla iklim değişikliğinin en önemli sebebinin sera gazı etkisi olduğu ve bunda da baş müsebbibin çevre kirliliğinden dolayı karbondioksit gazının havadaki oranının artması olduğu bilinmektedir. Küresel ısınma ekolojik dengeyi bozmaktadır. İnsan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bilim insanları buna karşı çözümler arıyorlar. Başta gelen çözüm ise öncelikle çevreyi kirletmemektir. Sonra dünyadaki yeşil alanları artırmak, ağaç dikmek, ormanları korumaktır. Çünkü bitkiler havadaki karbondioksit gazını alarak fotosentezde kullanıp oksijen üretiyorlar ve böylece havayı temizliyorlar. Bunun önemini asırlar öncesinden Peygamber efendimiz (sav) bir hadisinde “Yarın kıyamet kopacağını bilseniz bile elinizde bir fidan varsa onu dikin”. ve bir diğer hadisinde ise “Mezarlıklardaki otları koparmayın, mezarlıkları ağaçlandırın” diyerek vurgulamaktadır .

“Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görülmüyor.” “Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?

Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor. Ve İsm-i Adl’in cilve-i a’zamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın müvazenelerini idare ediyor ve beşere de adaleti emrediyor.”[8]

Yapılması gereken beşerin dünyada var olan ekolojik denge dediğimiz ilahi kanunlara uyumlu yaşamasıdır. Kainattaki kanunlara uyulmazsa cezasını çekeriz.  Beşer cezayı çekmeye başladı. Teknoloji, dijital çağ, sanayileşme, endüstrileşme derken dünyayı kirlettik. Kirletmeye devam ediyoruz. Küresel ısınma ile sonumuzu hazırlıyoruz. Böyle devam ederse dünya ısındıkça içinde biz de yanacağız. İnsanlık, bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan, iktisat, temizlik ve adaleti yapmamanın cezasını çekiyor.

Dijital çağın imkanları beşerin bulaşık elinde

Dijital çağın getirdiği imkanlar sonucu, dijital hayatın her geçen gün insanlığa hakim olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Teknoloji ile insanın hiçbir dönemde bu kadar yakın ilişkisi olmamıştır. Artık hayatımıza dair bütün alışkanlıklarımız dijital hayatın getirdikleri ile değişime uğruyor. Bilgisayarın yanında, cep telefonlarımız, hayatımızın akışında önemli yer kaplıyor. Evde, işte, toplu ulaşımda, sosyal ortamlarda dijital hayatın sunduğu imkanları sonuna kadar kullanıyoruz. Bu yeni dijital hayatın imkanlarının çoğunu geçmişi yirmi yılı dahi bulmayan teknoloji şirketleri sunuyor.

İnsanlığın şer yönünün hayır yönünün önünde yol almasının sonucu olarak, bitmek bilmeyen hırsı ve doymak bilmeyen nefsi arzuları günümüze kadar hiç değişmedi. Bunun sonucu olarak zalim ve mazlum, hak ve batıl mücadelesi hep devam etti, kıyamete kadarda devam edecek. İnsanın şer yönüne mağlup olarak bugününden yeryüzüne adım attığı ilk gününe doğru geri dönüp baktığımızda utanılacak, yanlış, kendine ve bütün canlılara zarar veren, hayatı yaşanmaz hale getiren çok kötü şeyleri yaptığını görürüz. Olaylara, eşyaya ‘manay-ı ismi’ penceresinden bakan şerrin temsilcileri, dijital çağın imkanlarını kullanırken Allah’la bağlarını kopararak, Allah’ın kainata koyduğu kanunlara aykırı işler yapmaya kalkarak kendilerini ilahlaştırmaktadırlar. Şerrin temsilcilerinden biri insanlara çip takma zamanının geldiğini ifade ederken “Ben Tanrı’nın rolünü üstlendim” diyebilmektedir. Dijital çağın Firavunları planlar yapmaktalar. Planların en iyisini yapan ve uygulayan Kainatın Sahibi unutulmaktadır. Kainatın sahibi Kadiri mutlak olan Cenabı Allah’ın planı sonunda şüphesiz galip gelecektir. Allah imhal eder (mühlet verir) ama asla ihmal etmez. Tarihte sapık kavimlerin, Firavunların, Nemrutların yaşadıkları akıbetler bunun ispatıdır.

İnsanların dijital çağın imkanlarını, teknolojik gelişmeleri hırsları ve aşırı kazanma istekleri yüzünden fıtrat kanunlarını değiştirmeye kalkmaları bulaşık ellerini, şer yönlerini temsil etmektedir. Dijital çağın imkanlarının çoğunu şerri uygulayan beşerin bulaşık eli kullanmaktadır.

Bugün dijital dünyada yapılanların çoğunun şerri dünyada hakim kılmak isteyen canilerin elinde olması gerçeğini yaşıyoruz.. Yapılan gelişmeler, teknoloji insanın ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken, küresel ısınma ile dünyanın dengesini bozarak yaşanmaz hale getiriyorsa sonuçta zulüm üretir. Dijital çağın  en önemli imkanlarından olan sosyal medyanın yanlış kullanılması, yanlış kullanılmalarına izin verilmesi adaletsizliklere, haksızlıklara sebep olur.

Dijital çağda insanların, toplumların karşı  karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biri dijital faşizmdir. Dijital çağın imkanlarını kullanan küresel şirketlerin tehlikeli dijital hegemonyası insanları, milli devletleri tehdit ediyor. Dijital dünyanın en büyük imkanları olan  sosyal medya ağları büyük bir algı merkezine dönüşerek gerçekleri gizlemektedirler. Dijital faşizm ifade özgürlüğü ve hoşgörü gibi kavramları dejenere ve politize etmektedir. Doğru yanlış, yanlış doğru olarak servis edilmektedir. Doğruyu söyleyen siyasetçi susturuluyor. Terör örgütlerinin sosyal medya platformlarında serbestçe propaganda yapmalarına izin veriliyor.

Dijital çağda insanların, toplumların karşı karşıya oldukları tehlikelerden biri de dijital savaştır. İnternet’in gelişimiyle birlikte dijital savaş, sanal saldırı ve siber savaş kavramlarını işitmeye başladık. Bu kavramlar dijital dünyada beşerin bulaşık elinin izlerini taşıyor. Bir ülkenin başta su ve elektrik şebekesi olmak üzere kritik altyapı sistemini bilgisayar ağları üzerinden vuran sanal saldırıların ciddiyeti artıyor. Hükümetler büyük mali kayba yol açan saldırılara karşı önlem arıyor. Ekonomik, politik veya askeri amaçlar için bir ülkeye yönelik bilgi ve iletişim sistemleri üzerinden gerçekleştirilen organize saldırıların tamamına siber savaş, dijital savaş adı veriliyor. Bu saldırılarda bir ülke açısından son derece kritik altyapı tesisleri hedef alındığından hükümetler de bu konuya artık daha fazla ağırlık veriyor. Sanal dünyadaki dijital savaşları hükümetler, hackerlar, terör örgütleri yapmaktadır.

Dijital çağın tehlikelerinden biri de, internetin, yapay zekanın ve biyoteknolojinin geldiği merhale, hayatımızı kolaylaştırdığı ölçüde, şer güçlerinin, beşerin bulaşık elinin fıtrata aykırı projeleri yarınlarımız hakkında kaygılı bekleyişimizi çoğaltmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ( WIPO (World Intellectual Property Organization) ), Birleşmiş Milletler'in özelleşmiş 17 örgütünden birisidir. WIPO, "Dünyada fikri mülkiyet haklarının korunmasını ve geliştirme etkinliği teşvik etmek amacıyla" 1967 yılında kurulmuştur.  WIPO’ya yapılan on binlerce yapay zeka ve insan beyni üzerine dijital müdahaleler içeren patent başvurusunun dünyaca bilinirliğe sahip büyük firmalar tarafından yapılıyor olması, kaygılarımızın hayli haklı gerekçelere sahip olduğunu gösteriyor. İngiliz astrofizikçi Martin Rees, Son Saatimiz (Our Final Hour) adlı kitabında, 21. yüzyılda insanoğlunun varlığını devam ettirebilme şansının yarı yarıya olduğunu söylemesinin nedeni beyin, çip ve kodlamalar üzerine son yıllarda alınan mesafeden başkası değil. İnsanoğlunun ölümsüz refakatçisi kaygı, tarihte hiç bu kadar haklı ve yoğun gerekçelere sahip olmadı.[9]

Küresel kapitalist sistemin şifreleri, kuvvet, menfaat, çatışma, ırkçılık, sömürgecilik, zevk ve eğlence düşkünlüğü gibi ilkelere dayanan manay-ı ismi, seküler anlayıştır. Bu anlayış beşerin bulaşık elidir. Bu el dijitalleşmeyi kullanarak, insanları kontrol altına alarak, modern kölelik sistemini kurmayı amaçlıyor.

"Koronavirüs salgını hayatlarımızı alt üst etti. Düzenlerimiz bozuldu. Evlere mahkum bir yaşantıyla, hasta olmadan sağlıklı kalmaya çalışıyoruz. Bill Gates'in bir sözü var: "Dünya normale dönmeden önce 7 milyar insanın aşı olması gerekiyor." Bu cümlenin anlamı şu: "7 milyar insan bana para ödemeden normal hayatlarına dönemez."

IMF (Uluslararası Para Fonu) borç vereceği ülkelere "zorunlu aşı ve biyometrik çip takılacak" şartını öne sürdü. IMF'ye üye ülke sayısı 119. Koronovirüs yardımı almak isteyen 116 ülke başvurdu. IMF 40 ülkeyi seçti. İlginç olan 40 ülke de Afrika kıtasından. Parayı hak etmek için IMF'nin 3 şartı var: 1- Köylere elektrik getirilecek. 2- Tüm çocuklar aşı olacak. 3- Her aileden 2 kişiye çip takılacak.

Amaç ne olabilir?
-Tüm ülkeleri kontrol altına almayı hedefliyorlar.
-İnsanlara takılan çipleri 5G teknolojisi ile kontrol edecekler. (Toplumlar kendi kontrol ve denetimlerinde olacak.)
-Sanal parayı, insanların vücudunu kullanarak, (biyometrik sensörle) sonuçlarını izleyecekler.
-Bill Gates'in insanlara çip takmak için, koronavirüsü laboratuvarda ürettirdiği iddiası iki haftadır yalanlanmadı.
-Aşı ve çip satışından büyük paralar kazanacaklar. 
-İnsanlar esir alınacak, beyni ve vücudu kontrol altında tutulacak.

Tüm ülkelerde büyük işsiz kitleleri bulunuyor. Firmalar eleman alımında çip takmayı zorunlu tutarsa milyonlar kabul eder, istemeyen az sayıda kişi olur.

Aşıya nöroçipler katılacak, insanlar hacklenir duruma getirilecek, Elon Musk'ın uzaya gönderdiği 10 milyar dolarlık "Starlink uyduları" ile kontrol edilecek. İnsanları denetim altına alarak adeta robotlaştıracaklar, dijital toplum düzenine geçecekler.

Yeni dünya düzeninin adı " modern kölelik sistemi". İnsanlar "kobay" oluyor. Modern çağda, modern kölelere, modern prangalar vuruluyor. Evet, dalga geçer gibi, göstere göstere, gözümüze baka baka yapıyorlar. Modern kölelik sistemine ilk adım atıldı. "[10]

Beşerin bulaşık eli batıl medeniyetin insanlık için tasavvuru, insanlığı yok etmek, kalanını köleleştirmektir. Hakkı üstün tutan beşerin temiz eli İslam medeniyetinin insanlık için tasavvuru, bütün insanlığı yaşatmak ve huzurlu kılmaktır. Hatta bütün canlıları yaşatırken onlara şefkat ve merhametle yaklaşmaktır.

Dijital çağın malzemesi olan, sinema filmlerinde, haberlerde, bilgisayar oyunlarında, çizgi filmlerde, müzik videolarında ve reklamlarda propaganda ve bilinçaltı teknikleriyle yoğun bir şekilde gerçekleştirilen İslamofobi ile dijital dünyada da yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Dijital çağın imkanları hakiki insaniyet olan İslamiyet’e karşı kullanılmaktadır.

Dijital çağın imkanlarını kullanmada beşerin bulaşık ellerinin izlerini her alanda görüyoruz. Son yıllarda Avrupa ülkelerinde giderek artan İslam inanç, kültür ve medeniyet değerlerine yapılan saldırılar artık dijital dünyada da yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sinema filmlerinde, haberlerde, çizgi filmlerde, bilgisayar oyunlarında, müzik videolarında ve reklamlarda propaganda ve bilinçaltı teknikleriyle yoğun bir şekilde gerçekleştirilen bu saldırılar, temiz elin temsilcisi İslam dinine ait değerlere karşı önyargı, olumsuz algı ve düşmanlık oluşturmak ve bunu dünyaya empoze etmek amacıyla yapılıyor. Kısaca “İslamofobi” olarak tanımlanan bu durum Müslümanlara ve İslam dinine önyargı ve negatif ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır.[11]

İslamofobi, İslami değer, iman, inanç, kültür ve sembollerine karşı yürütülen sistematik düşmanlığı ifade ediyor. Bu düşmanlık, kimi zaman camileri ve mescitleri hedef alırken, kimi zaman da Kur’an-ı Kerim’in yakılması, evlere ve Müslüman kimliğiyle bilinen kişilere fiili saldırılar, sözlü hakaretler ve benzeri şekillerde gerçekleşiyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından “Dijital Oyunlar” üzerine yapılan çalışmada, pek çok oyunda İslamofobik öğenin bulunduğu tespit edilmişti. Yapılan çalışmalar sonucunda bu oyunlarda, Müslümanların cinayet işlemekte, adam öldürmekte, araba çalmakta, hırsızlık ve kadın tüccarlığı gibi ahlaksızca işler yapmakta olduğu görülmüş, bu yolla Müslümanlar ve İslam dini hakkında olumsuz bir algı meydana getirilmeye çalışıldığı gün yüzüne çıkarılmıştı.

Kimi oyunlarda Müslümanların kutsalı olan Kâbe’nin kapısı, kötülüğün ve şeytanın sembolü-kapısı olarak lanse edilirken, kimi oyunlarda ise uçakların, camilere ve minarelere saldırıp yıktığı tespit edilmişti. Sadece görüntülerle değil, işitsel öğelerle de bu düşmanlığın pekiştirilmekte olduğu görülmüştür.

Hepimiz sıkça duymuşuzdur “Subliminal Mesaj”“25. Kare Tekniği” gibi kavramları. Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen gizli mesajlara subliminal mesaj deniliyor. 25. Kare Tekniği ise gözün neredeyse göremeyeceği kadar anlık (hızlı) ve fakat bilinçaltımıza biz farkında olmadan yerleşen ve orada kalan görüntülü mesajlar olarak tanımlanıyor.

Yani gözümüzün bilinçli bir şekilde göremediği veya kulağımızın bilinçli bir şekilde işitmediğini bilinçaltı otomatik olarak algılıyor ve biz farkında olmadan, izlediğimiz bir sinema filminden, videodan, haberden, çizgi filmden, oynadığımız bir oyundan, dinlediğimiz bir müzik videosundan veya gördüğümüz bir reklamdan, düşündüğümüzden de öte etkilenebiliyor ve zarar görebiliyoruz. Bu yöntemler bir inancın, ideolojinin, bir görüşün propagandasını yapmak için kullanıldığı gibi; bir ürünün satışını artırmak gibi çok geniş bir yelpazede ve farklı amaçlar için kullanılıyor. Subliminal mesaj yönteminin Hollywood sineması tarafından 1950’li yıllardan beri kullanıldığı biliniyor. Ayıca bu yöntemler MP3 formatındaki ses dosyaları aracılığıyla da internet sitelerinde de kullanılıyor.

İslam’a sinema filmleriyle saldırı

Dijital dünyanın en önemli malzemesi filmlerdir. Artık film seyretmek için sinemaya gitmeye, televizyon seyretmeye gerek yok. Bilgisayardan veya cep telefonundan internete girip istediğiniz filmleri izleyebilirsiniz.

Sinema, son yüzyılımızın en büyük icadıdır. Kapitalist sistemin devam etmesi için sinema vazgeçilmez bir araçtır. Sinema bize model alarak yaşamayı öğretir; sizi izlediğiniz kişinin yerine koyar. Sinema insanın nefsine hizmet için kullanılırsa, tecavüzleri, savaşları, haksızlıkları, kötülükleri güzelleştirir, güzellikleri kötüleştirebilir. Sinema büyük ordulardan daha kuvvetlidir, insanın beynini uyuşturarak yaşayan ölüler meydana getirebilir

Dünyayı kan gölüne çeviren, güçlüyüm o zaman haklıyım diyen, küresel cani ABD, imajını düzeltmek için sinemayı bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Osmanlı’ya hakaret üstüne hakaret savuran Amerika’nın film endüstrisi Hollywood filmlerinde, dinimizi ve ecdadımızı aşağılayan sahnelere sıkça yer verilmesi ve Osmanlı’dan bahsedilirken “zalim bir toplum” portresi çizilmesi dikkat çekiyor.[12]

ABD medyası ve özellikle sinema sektörü, yıllardır televizyon ekranlarına taşıdıkları figürlerle algı operasyonunda başı çekiyor. Hollywood-Pentagon işbirliği ile servis edilen filmler, ABD’nin savaş propaganda aracı olarak hizmet veriyor. Uzun yıllar boyunca dünyanın süper gücü olarak doğudan batıya, kuzeyden güneye adaletle hükmeden Osmanlı’dan intikam almak isteyen ABD, beyaz perde üzerinden küstahça mesajlar veriyor. Dünyayı kan gölüne çeviren ABD’nin kendi film ve dizilerinde, Osmanlı Devleti’nden bahsedilirken; “zalim bir toplum” portresi çizilmesi dikkat çekiyor.

Haçlı ruhu filmlere yansıyor

ABD’nin küresel film endüstrisinin en güçlü temsilcisi konumunda bulunan Hollywood filmlerinde, tarihi zaferlerle ve seferlerle dolu ecdadımız, âdete “zevk düşkünü” olarak tanıtılıyor. Kendi oluşturduğu gerçeklerle İslam’ı ötekileştirmeye çalışan ABD’nin en büyük silahı olan Hollywood film endüstrisinde, İslam Birliği’nin son kalesi Osmanlı Devleti’ni İslam’dan uzak bir devlet olarak yansıtmaları; kadim haçlı ruhunu ortaya koyuyor.

Hükümdarı öldürdüler!

ABD menşeli ‘Dracula: Başlangıç’ filminde, Dracula’nın ‘acımasız sultan’ olarak yansıtılan Fatih Sultan Mehmet’e karşı savaşması dikkat çekiyor. “Bazen dünyanın başka bir kahramana ihtiyacı yoktur, bazen ihtiyacı olan şey bir canavardır” cümlesi ile başlayan filmde, Kont Dracula, vahşi, acımasız, kadın ve çocuk katili bir millet olarak gösterilen Osmanlılara karşı savaşıyor. Son sahnesinde; Fatih Sultan Mehmet, Dracula tarafından ısırılarak öldürülüyor.

ABD dizisi Da Vinci’nin Şeytanları’nda ise Osmanlı’ya fethedilen şehirdeki kadınlara tecavüz ettiği ve erkeklerin köleleştirildiği ithamlarında bulunuluyor. “Da Vinci’nin Şeytanları” (Da Vinci’s Demons) isimli dizide aynı zamanda Sultan Bayezid üzerinden bir ‘Barbar Osmanlı’ profili çiziliyor. Papa’nın yerine geçmiş olan sahte bir Papa’nın huzuruna çıkan Şehzade Bayezid, hırsızlıkla suçlanıyor.

İngilizce konuşan subayımız

Amerikan yapımı ‘The Promise’, ilk duyurulduğundan beri Türkiye’de tepki çekmeye başlamıştı. Sözde Ermeni soykırımını konu alan ilk Hollywood filmi olarak dikkat çeken yapım Charlotte Le Bon, Christian Bale ve Oscar Isaac gibi isimleri barındırıyor. Film, “gerçeklere dayalı” şeklinde duyurularak, Türklerin Ermenileri katlettiğini yalanını savunuyor. Amerikalı bir hemşire ile bir Osmanlı subayı olan İsmail arasındaki ilişkiyi konu edinen ‘The Ottoman Lieutenant’ filmi de büyük tepki çekmişti. Hollywood yapımı filmde, Osmanlı subayının İngilizce emir vermesi ve Türkçeyi zar zor konuşması açıkça göze çarpıyor.[13]

Hollywood-Washington stratejik ortaklığı

1942 yılında ABD Başkanı Franklin Roosewelt’in John Ford ve Frank Capra gibi yönetmenlere film siparişi vermesi ile başlayan Hollywood-Washington stratejik ortaklığı sıkı bir ilişki olarak günümüzde de devam etmektedir. Hollywood filmleri, düşmanlar üreterek (Koreli, Vietnamlı, Rus, Müslüman) Amerikan dış siyasetine meşru zemin hazırlamaktadır. Ayrıca yapılan zulümler (Irak, Filistin, Afganistan) ve yenilgiler (Vietnam) bu filmler vasıtasıyla yeniden üretilerek ortadan kaldırılmakta, tarihi gerçekler tahrif edilmektedir.

Hollywood filmlerinde birçok millet kötü sıfatlarla etiketlenmiştir. Çinliler sinsi, zenciler kronik suçlu, Kolombiyalılar uyuşturucu satıcısı vb. Ama bunlar içerisinde en çok haksızlığa uğrayanlar Müslümanlar olmuştur.

Müslüman dendiğinde (daha çok Araplarla temsil edilen) uçak kaçıran, bombalama yapan, adam öldüren, terörist gibi belli tiplemeler karşımıza çıkmaktadır. Bu kalıp daha ziyade orta sınıf erkekler için çizilmiş bir kalıptır. Kadınlar ise kocası tarafından daima ezilen, göbek dansı yapmakta mahir, sindirilmiş, aşktan, sevgiden mahrum varlıklar olarak resmedilmektedir. Zengin Müslümanlar ise milyon dolarlarını harcayacak yer bulamayan şehvet düşkünü, göbekli, muhteris tiplerdir.

Bu filmlerden örnek verecek olursak

“The Delta Force” (Delta Harekatı-1986), “True Lies” (Gerçek Yalanlar-1994), “Executive Decision” (Kritik Karar-1996), “Collateral Damage” (Ölümüne Takip-2002), “World Trade Center” (Dünya Ticaret Merkezi-2006) gibi filmler, terörist Müslüman kimliğini gündeme getirmektedir. “Delta Harekatı”, teröristlerin peşine düşen Amerikalı askerleri konu edinmekte, “Gerçek Yalanlar” adlı film, hükümetin Ortadoğulu teröristlerin dağılan SSCB’den nükleer bomba aldığını öğrenmesi üzerine hazırlanan gizli operasyonu anlatmaktadır. “Kritik Karar” filmi, Amerikan ordusundan bir grubun hava korsanlarının ele geçirdiği bir uçağa fark edilmeden girip bombalı teröristleri yakalayarak yolcuları kurtarmalarını hikaye etmektedir.

“Dünya Ticaret Merkezi” adlı film ise, teröristlerin ülkeye verdiği zararla birlikte bireylerde oluşturduğu hayal kırıklığı, korku, kaygı, psikolojik rahatsızlıklar gibi unsurları gündeme getirmekte, Müslüman terörist imajı da pekiştirilmektedir. Böylece önceleri hakim olan mistik, gizemli, egzotik doğu algılayışı yerini terörist, korkulan, istenmeyen düşman algılayışına bırakmaktadır. Son dönem hollywood filmleri ile doğuyu tanımlayan oryantalist söylemler de değişikliğe uğramaktadır.

Dr. Jack G. Shaheen’in 2001 yılında ortaya koyduğu araştırma sonuçlarına göre Müslüman karakterler içeren 900 Hollywood filminde sadece 12 olumlu tipleme yer almakta, 50 filmde ise iyi-kötü karışımı karakterlere yer verilmektedir. Bunların dışındaki 800’den fazla filmde Müslüman karakterler halk düşmanı, gaddar, kalpsiz, barbar ve terörist tiplerdir.

Hollywood animasyon filmlerde bile bu olumsuz tavrını sürdürmektedir. Masalsı Arap ülkesinde geçen Alaaddin filminde bütün kötü karakterler sakallı ve esmerdirler. Ayrıca Arap aksanıyla konuşmaktadırlar. Filmin kahramanı Alaeddin ve sevgilisi Jasmine ise açık tenlidirler ve Amerikan aksanıyla konuşmaktadırlar. Aslan Kral gibi kahramanları hayvanlardan oluşan animasyon filmlerde ise kötüyü temsil eden hayvanlar yabancı aksanı ile konuşurken (günün politik ortamına göre İngiliz, Koreli, Arap vb.) iyi olan hayvanlar hep Amerikan aksanını kullanmaktadırlar.[14]

“Hollywood, karakterle izleyiciyi özdeşleştirip düşünme melekelerini yok ediyor. Amerika, dünya üzerindeki hakimiyetini sinemaya borçludur. Batı dünyası, sahip oldukları sermayeyi özgün ve küresel bir film diline nasıl aktarabileceği üzerine çalışmakta ve bunun gücünü bilerek hareket etmektedir.” [15]

Hollywood sineması fıtrata aykırı olarak iki oğlanın beraberliklerini normalmiş gibi gösteren film yapıyor. Sonra da bu filme Oscar ödülü veriyor.. Dünyanın en büyük sinema ödülü homoseksüellere verilerek sanat icra edilmiş oluyor. Filmlerde oyuncuların çok insani olduğu, bu insaniliklerinin sapkınlık davranışlarını hoş görmeyi pompalıyor. Kötü olan ise onları “öteki” gören düşünceler ve toplum olarak gösteriliyor. Hedef fıtrata uygun yaşamayı, aile kurumunu yok etmek. Batıl görevini yapıyor. İnsanın fıtratına  hizmet için çalışmayan her mekanizma sonuçta zulüm, ahlaksızlık  üretir. Sinemayı kullanarak her türlü kötülüğü, ahlaksızlığı yapıyorlar.  Hakkın, imanın yanında olanlar ne yapıyor?

Dijital çağada temiz eller

Beşerin bulaşık eli olarak yaradılış kanunlarına aykırı hareket ederek bulaşık çıkarıyoruz, kainatı kirletiyoruz, çıkardığımız bu bulaşıkları, bu kirleri nasıl temizleyeceğiz? Beşer bulaşık elini temizlemesinin yolu, kainatta geçerli olan iktisat, temizlik, adalet gibi kanunlara  uymak ve hareket etmekten geçmektedir.

Dijital, sanal dünya insanları bilhassa yeni yetişen nesli derinden etkilemektedir. Bugünün sanal dünya terbiyesini alan çocukların ve gençlerin psikolojileri ve ahlakları, bundan yirmi-otuz yıl sonrasının dünyasında siyasal ve toplumsal manada ciddi fırtınalar meydana getirecektir. Ümit var olunacak bir gelecek için, herkesin ve özellikle de yeni neslin interneti yerli yerinde ve ölçülü bir şekilde kullanma bilincini kazanmasına mutlak zaruret vardır. İnterneti doğru, ölçülü, insanlığın faydalanacağı alanlarda bilinçli kullanma, dijital çağa temiz ellerin dokunmasıdır. Bu dokunmanın etkili yolu ise ruhlarda, kalplerde ve nefislerde manevi bekçilerin yerleştirilmesidir. Bu ise iman ve Kur’an hakikatlerinin, Sünnetin doğru bir şekilde anlaşılması ve yaşanmasıyla mümkündür. Maddi-manevi, ferdi-sosyal, ahlaki-siyasi bütün dertlerin devası olan iman ve Kur’an hakikatlerine, Sünnete toplumsal bir seferberlikle gereken önem verildiği takdirde, hem dünyevi hem de uhrevi geleceğin sağlıklı temelleri atılmış olacaktır.[16]

Dijital çağda temiz eller varlıklarını teknik altyapı ve muhteva, veri üretimiyle ispatlayabilirler. Dijital dünyadaki her bireye hitap edecek, onları iman ve Kur’an hakikatlerine çekecek muhteva, veri üretilmesi bu işin olmazsa olmazlarıdır. Sinemasından, filmine, dizisine, müziğinden resmine, grafiğine kadar bütün dallarıyla sanat, bu muhteva üretiminin en kritik bölümleridir.

Günümüzde bir toplumun kültür ve medeniyetini anlatmasının en tesirli yolu sinemadır. Sinema bir kültür yatırımıdır. Kültür yatırımını israf gören bir toplum, başka toplumların kültürel kölesi haline gelecek, sonra da egemen kültürün siyasi uzantısı olmaktan kurtulamayacaktır. Toplumlar bugün beşerin bulaşık eliyle sosyal medya, dijital dünya ile, dijital dünyanın en önemli malzemesi sinema filmleriyle köleleştirilmektedir. Temiz ellerin sosyal medyaya, dijital dünya ya, sinemaya dokunmasıyla, insanlar özgürleşecektir.

Özgür olmanın yolu Allah’a kul olmaktan geçer. Allah’a kul olmaktan kaçan insan, başta kendi nefsi olmak üzere, herkese, sanal dünya ya, bütün varlıklara köle olmaya mahkumdur. Bilhassa menfaati için kendisi gibi kul olanlara, kul olur, köle olur. Böyle bir insan özgür olabilir mi? Beşerin bulaşık eli batı medeniyetinde insanın istediği her şeyi yapabilme yetkisine sahip olduğunu kabul etmek özgürlük sayılmaktadır. İnsanda kalp, vicdan, merhamet, şefkat gibi iyiliğe, güzelliğe sevk eden duygular olduğu gibi, kötülüğü, rezilliği arzu eden, şehvet, nefis, tecavüz gibi duyguları da vardır. Bu yüzden insanın her istediğini yapması özgürlük olamaz. Özgürlüğün ölçüsü, kişinin yaptığı hareketlerin, eylemlerin ne kendisine ne de başkasına zararının olmamasıdır. Dijital çağın imkanları kullanılırken bu ölçüye uyulmalıdır. Toplumun asayişi, düzeni, huzuru her çağda ancak böyle sağlanabilir.

Sinema filmleri değişik din ve kültürler tarafından tebliğ ve irşad amacıyla da kullanılan bir metottur. Tebliğ ve irşad özellikle İslam’da kullanılan kavramlar olmakla birlikte Müslümanlar bu alanda sinemaya uzun zaman mesafeli olmuştur. Hakkın, imanın yanında olanlar dijital çağa hakikatin mührünü vuracak filmler yapmalıdırlar. Bunun başka yolu yok. Düşmanın silahına aynı silahla karşılık vermemiz gerekiyor. Mesela nasıl ki Hollywood’da bir film sanayi var, biz de buna karşı bir film sanayi meydana getirmeliyiz. Onlar, Hollywood aracılığıyla nasıl propagandalarını yapıyorlarsa biz de oluşturacağımız film sanayi ile imanın, güzel ahlakın, hayrın tebliğini yapmalıyız. Temiz ellerin, Müslümanların sinemada söyleyecek sözlerinin olması lazım. Temiz ellerin sinemaya dokunması gerekiyor. Sahip olduğumuz medeniyet ve müktesebat buna çok müsaittir. Bu da dijital çağa hakikatin mührünü vuracak medeniyetimizden ve inancımızdan esinlenilen filmlerin yapılmasıyla olacaktır.

Dijital çağa hakikatin, medeniyetimizin mührünü vuracak sinema filmleri yapılabilmesi için, sinema diliyle de dünyayı görebilmemiz için, iman odaklı, bizim dilimizi bilen, hassasiyetlerimizi ve ölçülerimizi tanıyan bizden sinemacılara ihtiyacımız vardır.  Sinema filmlerinde maksat bütün insanlara, toplumlara kainatta en büyük hakikat olan imanın, Kur’an hakikatlerinin, sünnetin, doğrunun, güzelin, iyinin, gerçeklerin tebliği olmalıdır. [17]

Dijital çağda beşerin bulaşık ellerinin dokunmasıyla insanların çoğu fıtratlarından uzaklaştıkları için, kendi yaptığının, ürettiğinin esiri olması, onu karanlık zindanlara hapsediyor, yanlış yerlerde aradığı için huzuru bulamıyor, insanlık karanlıklardan çıkış yolları arıyor. İnsan ürettiğinin ve yaptığının esiri olduğu için, imanı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, vermeyi, merhameti, şefkati, adaleti unutmuştur. Bu yüzden de huzursuzdur, mutsuzdur. Günümüz dünyasında bulaşık ellerin marifeti sonucu, insanlığı yanlış bilgilendirme, yalanların, sapıklıkların, ahlaksızlıkların, subliminal mesajların dijital ortamda film ve benzeri uygulamalarla yayınlanması ile geri dönülmez bir biçimde, bir uçuruma gittiği görülmektedir. Küreselleşip artık küçük bir köy halini alan günümüz dünyasında sinema, kitle iletişim araçlarının içerisinde en etkilisi olması hasebiyle, artık Müslümanlarca daha dikkatli ve doğru kullanılmalıdır. Sadece İslami kesimin hislerine tercüman olabilmek için değil, bütün dünya toplumlarının huzuru, uçuruma düşmekten kurtulması için imanın, hakikatin mührünün vurulduğu filmler yapmalıdırlar. Her şeyden önce istikbalimiz için, bekamız için bu çok önemlidir. Bu konuda devletin, Kültür ve Turizm bakanlığının desteğiyle istikbalimize, bekamıza hizmet edecek, medeniyetimizi dünyaya tanıtacak film ve projeler hayata geçirilmelidir. TRT’nin bu konudaki çalışmalarını alkışlıyoruz. Ama yetmez dünyada ses getirecek, Hollywood sineması filmlerinin yalanlarına, iftiralarına, sapıklıklarına, ahlaksızlıklarına, subliminal mesajlarına; cevap verecek, doğru mesajlar verecek filmler mutlaka yapılmalıdır. Bu ülkemiz için, İslam alemi için, insanlık için acil bir konudur.

Bir konu hakkında bir bildiri veya bir kitap yazımı düşünülüp tartışılırken, o konu hakkında dijital dünyanın malzemesi olan, bir film, bir belgesel veya bir oyun hazırlanması da düşünülmeli ve yapılan tartışmaların arasında gündemin birinci maddesi olmalıdır. Çünkü en tesirli tebliğ metodu dijital dünyaya hayırlı malzemeler vermektir. Herkesin elinde cep telefonu var. İstanbul’da metrobüste yolculuk yaparken bakıyorum herkes cep telefonuna bakıyor. İnsanlar dijitalleşmiş. İnsanlar cep telefonu ekranına elleriyle dokunup istediği filmi izliyorlar. İnsanlara hakikatin mührünün vurulduğu filmlerin takdim edilmesi bugün en birinci tesirli tebliğ metodudur. Devlet milli ve manevi değerlerimizi konu alan filmlere, dijital projelere destek olmalıdır.  Amerika’nın, dünya üzerindeki hakimiyetini sinemaya borçlu olduğu gerçeğini unutmayalım. Yapılması gerekenlerin sözde kalmaması için, devletimiz, hükümetimiz bu konuyu çok ciddiye alarak, plan ve projesi olanlara destek olmalıdır. Bu bir devlet politikası olmalıdır. Sivil toplum kuruluşları, vakıflar bilhassa TÜSİAD, MÜSİAD, ASKON gibi zengin işadamlarının üye olduğu kuruluşlarda bu konuda taşın altına ellerini koymalıdırlar. Değerli bir dostumun bu konuda çok ciddi plan ve projeleri var ama imkansızlık ve ilgili yerlere ulaşılamadığından projeleri dosyasında bekliyor…

Dijital çağın imkanlarını kullanan ve dünyanın belirli bir bölgesinde kümelenmiş küresel şirketlerin tehlikeli dijital hegemonyası, bulaşık elleri, insanları, toplumları tehdit ediyor. Bugün dijital dünya bu şirketlerin hakimiyetindedir. Bu şirketler dijital dünyada yaptıklarıyla modern kölelik sistemine zemin hazırlıyorlar.

Her şeyden önce dijital dünyada temiz ellerin kurduğu şirketlerin devreye girerek, program ve projeleri uygulamaya konmalıdır. Bu program ve projeler insanların, toplumların refah ve huzuruna hizmet etmelidir. Temiz eller hem gerçek hem de dijital dünyada iyiliğin, hayrın hakim olması ve hayatın her yönüyle yeniden inşası için seferber olmalıdır.

Bütün insanlığı huzura kavuşturacak hak, adalet, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik ilkeleriyle birlikte barış ve sevgi toplumlarının temelini atan İslamiyet, tevhide dayanan kainata, eşyaya, olaylara manay-ı harfi penceresinden bakarak hayatı anlamlı kılar. Bu inanç, iman insanlığın temiz elidir. Beşerin bulaşık elini temizlemesi bu inançla gerçekleşir.

Dijital dünyadaki gelişmeleri engellemek, durdurmak, hele de bu kadar tabana yayılmışken ortadan kaldırmak çözüm değil, mümkünde değildir. Teknolojiyi, dijitalleşmeyi bıçak olarak tanımlayabilir, katilin elindeyse öldüren, cerrahın elindeyse şifaya vesile olan bir olgu olarak tarif edebiliriz.

Dijital dünyadaki gelişmeler Allah’ın nimetlerinin ortaya çıkmasıdır. Bu nimetleri hem kendimiz hem de bütün insanlık için faydalı hale getirmenin yolu, cerrah olan temiz ellerin kullanması ile gerçekleşir. Temiz ellerle her alanda, özellikle teknolojide, dijitalde, datalara sahip olmada yeni doğru yollar bulmalıdırlar. Temiz ellerin yapacağı dijital platformlar, sosyal medya araçları uygulamaya konmalıdır.

Temiz eller, iyiliğin ve hayrın tasavvurunu, çağın getirdiği şart ve algılara uygun bir metotla bütün dünyaya izah etmelidirler. Hakiki insaniyet İslam’ın eğitim, bilim, ticaret, iktisat, sanat, siyaset ve iletişime dair cihanşümul ahlakını, dijital dünyaya ve onun sağladığı imkanlarla bütün insanlığa teklif etmeliyiz. Hem gerçek hem de sanal dünyada iyiliğin, hayrın hakim olması, insanların, toplumların refah ve huzuru için elzemdir.

Dijital dünyadaki beşerin bulaşık eli küresel ısınma ile dünyanın dengesini bozarak, salgın hastalıkları insanlığın başına musallat ederken hayatı tehdit ediyor, dijital dünyanın imkanları da şerre hizmet ediyor. Dijital dünya ya temiz ellerin dokunmasının zamanı gelmedi mi? Her alanda olduğu gibi dijital dünyada da hayrın, iyiliğin ortaya konması elzemdir. Sinema, dijital dünya, imana, hakka, sevgiye, adalete, yardımlaşmaya, merhamete hizmet ederse, insanlar ve toplumlar huzur ikliminde yaşamaya başlarlar. Bunun için sinema, dijital dünya, imanı, hakikat yolunu gösterici, dünyayı ve dünyada meydana gelen olayları ‘manay-ı harfi’ bakış açısıyla analiz eden bir şekle bürünmelidir.

Son söz; beşer bulaşık elini abdest alarak temizlemeli vesselam…

Not: Bu makale Stratejik Rekabet dergisi, Mart 2021 Sayı: 23 Cilt: 4’te yayınlanmıştır.

[1] - Mehmet Abidin Kartal, Sanal Dünyada Yaşananlar,  Nev Yayınları, İstanbul 2013, s.7-8

[2] - a.g.e, s. 10. http://www.nurnet.org/dijital-caga-hakikatin-muhrunu-vurmaliyiz/mehmet abidin kartal. Erişim tarihi. 22.03.2021

[3] - Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1, Lem’alar İstanbul 1996, Nesil Basım, s. 800

[4] - https://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=989. mehmet abidin kartal. . Erişim tarihi. 22.03.2021

[5] - Mehmet Abidin Kartal, Dünya ısındıkça içinde bizde yanacağız, Moral Dünyası Dergisi, Eylül 2014, Sayı. 126, s. 36 ve devamı

[6] -Bakara suresi, 195. ayet

[7] -Rum Suresi, 41.ayet

[8] -  Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1 a.g.e,. 30. Lema, 2, nükte s.800

[9] - https://dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=34133. . Erişim tarihi. 22.03.2021

[10] - https://www.haberhurriyeti.com/makale/4308459/turgut-gungor/modern-kolelik-sistemine-adim. . Erişim tarihi. 22.03.2021

[11] - http://www.nurnet.org/dijital-caga-hakikatin-muhrunu-vurmaliyiz/ mehmet abidin kartal . Erişim tarihi. 22.03.2021

[12] - http://www.nurnet.org/dijital-caga-hakikatin-muhrunu-vurmaliyiz/mehmet abidin kartal . Erişim tarihi. 22.03.2021

[13] - https://www.yeniakit.com.tr/haber/islama-hollywoodla-saldiri-597525.html, . Erişim tarihi. 22.03.2021

[14] -  https://www.sarrafoglu.com/filmlerde-neden-en-cok-muslumanlara-hakaret-ediliyor/. Erişim tarihi. 22.03.2021

[15] - https://yenidunyavakfi.org/yusuf-kaplan-ile-sinema-ve-medeniyet-tasavvurumuz-uzerine-soylesi/. Erişim tarihi. 22.03.2021

[16] - M. Said İşeri, Kurban Edilesi Milenyum İneği: Sanal Dünya, Genç Yaklaşım Dergisi. Yıl. 5 Sayı. 50 Ekim 2008, s. 20

[17] - https://www.risalehaber.com/dijital-caga-hakikatin-muhrunu-vurmaliyiz-20992yy.htm. mehmet abidin kartal. Erişim tarihi. 22.03.2021

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum