Mehmet EVREN

Mehmet EVREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuk ve eğitim

A+A-

Bildiğimiz gibi yaz mevsimiyle birlikte okullar kapandı, ancak eğitim bitmedi devam ediyor. Çünkü eğitimin mevsimi, yeri zamanı ve yoktur. Eğitimde süreklilik vardır. Eğitim; insanoğlunun dünyaya adımını attığı andan itibaren başlayan ve ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Başta Kitabımız Kur’ân’ı Kerim’in indirilen Alâk sûresinin ilk âyetlerinde “okumak”, “öğretmek” ve “yazmak” ifadeleri geçmektedir ki, bunlar okumanın ve öğrenmenin temel öğelerini teşkil ederler. (Alak Suresi, 96/1-3.) Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerim, okumanın ve öğrenmenin her çeşidini övmüş, “bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağını” (Zümer suresi, 39/9) ve insanlığa öğretmen olarak gönderilen, Hz. Muhammed aleyhis-salatü ves-selam; “Ben ancak bir öğretici olarak gönderildim.” (İbn Mâce, Mukaddime 17.) buyurarak okumayı, öğrenmeyi ve öğrendiklerini yaşamayı yani eğitimi teşvik etmektedir.

Sevgili Peygamberimiz (asm), öğrenmeye ve öğretmeye verdiği önemi uygulamalarıyla örnek olduğu gibi, sözleriyle de, insanları sürekli teşvik etmiştir. Nitekim “Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah onu cennete giden yollardan birine sevk eder. Şüphesiz melekler ilim arayışında olan öğrencilerin üzerine kanatlarını gerer. Göklerde ve yerde olan her şey, hatta suyun içindeki küçük bir balık bile, ilim ehli için bağışlanmasını ister. İlim öğrenenin ibadet edene üstünlüğü; dolunay gecesindeki ayın yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar. Onlar sadece ilim bırakırlar. Mirastan pay olarak ilim alanlar, çok büyük pay almış olurlar.” (Ahmed bin Hanbel V/197)

Bedir Savaşı’nda esir alınan müşriklerden kurtuluş fidyesi vermeye gücü yetmeyen müşriklere Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Medineli Müslüman çocuklara onar çocuğa okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılacaklarını söylemişti. Bu fikir, her iki taraf arasında kabul görerek, hemen uygulamaya kondu, kısa bir süre içinde okuma ve yazma bilenlerin sayısı iyice artmıştı. (Tabakât, 2/22; Müsned, 1/246) Bunların içerisinde vahiy kâtibi olan ve gelecekte Kur’an’ın kitab haline getirilmesinde görev alacak Zeyd bin Sabit Hazretleri de vardı. O dönemde henüz o bir çocuktu.

Okumanın önemine dair âyetlerin önemli bir kısmı Mekke döneminde indirilmesi öğretimin önemine, eğitim ve öğretimle ilgili ayetlerin önemli bir kısmının da Medine’de indirilmesi, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin Medine döneminde yoğunluk kazandığını göstermektedir. Dolayısıyla Allah Resûlü’nün tebliği boyunca uygulamalarının neredeyse tamamını bir eğitim ve öğretim faaliyeti olarak değerlendirmek mümkündür.

Mademki Dinimiz, ilme ve öğrenmeye bu kadar önem veriyor; öyle ise; bizler yüce Rabbimizin bizlere birer emâneti ve hediyesi olan çocuklarımıza doğru bir eğitim vermeye çalışalım. Çünkü onların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını karşılama, dünya ve ahiret hayatını tehlikelerden koruma sorumluluğu anne-babalar olarak bize verilmiştir. Ne yazık ki, uzun zamandan beri İslâmî terbiyenin zedelenmesiyle birlikte çocuklarımızın mânevî eğitimi de zorlaşmıştır. Bu zamanda çocuk olmak ve çocuk yetiştirmek kolay değil.

Asrımızın dehşetli fitneleri; teknolojinin gelişmesiyle getirdiği cazip iletişim araçları, çocuklarımızı maddî ve mânevî yönden tahrîp etmekte ve telâfisi zor yaralar açmaktadır. Özellikle İslâmi terbiyenin zaiflemesiyle yerine medeni terbiyenin hâkim kılınması, mânevî eğitimden uzaklaştırmaya sebep olmuştur. Çünkü bu zaman, eski zamanlara benzemiyor. İslâmi terbiye yerine medeni terbiye sosyal hayatımıza yerleştiği için çocuklarımız, gençlerimiz ve insanlarımız bu tahrîbattan şiddetli bir şekilde etkilenmektedir. Bu zamanda İslâmi terbiyenin eksik kalmasıyla ve kulluk görevlerinin yeterince yerine getirilmemesiyle benlik, enâniyet kuvvet bulmuştur. Onun için acil olarak mânevî eğitimi güçlendirmeye çareler aranmalıdır.

Ahir zamanın bu dehşetli tehlikeleri karşısında çocuk eğitimi daha da önem kazanmıştır. Ebeveynlerin, çocuklar üzerinde büyük etkisi vardır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri: "Evet, insanın en birinci üstadı (öğretmeni) ve tesirli muallimi (eğitim ve öğreticisi), onun validesidir (annesidir). Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat'î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum (açıklıyorum):

"Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem (yemin) ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat (öğütler) ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair (diğer) derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını (öğütler), şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye (temel çekirdek) müşahede ediyorum (görüyorum)." (24.Lem’a, Söz Basımevi S.325)

Çocuk ilk tecrübe ve terbiyesini annesinden alır. Hayatın ilk adımlarını ve şartlarını çocuğa annesi öğretir. Çocuk ile anne arasında hem şefkat hem de duygusal olarak mükemmel bir bağ vardır. Çocuğun bakım ve terbiyesi çok zor ve meşakkatli olmasına rağmen, annenin bunu lezzet ve keyif alarak yapması, annenin şefkatinin ne kadar esaslı olduğunu gösterir. Zira aynı anne başkasının çocuğuna aynı samimiyet ve şefkati gösteremiyor. Nasıl çocuk dünyaya gelir gelmez memeler musluğundan rızkı saf ve temiz bir süt şeklinde gönderiliyor ise, aynı şekilde şefkat de bir İlahi bir ihsanı eseri olarak annenin kalbine gönderiliyor.

Çocuk yemeyi, içmeyi, oturmayı kalkmayı ilk olarak annesinden görür, bu sebeple çocuğun ilk öğretmeni ve eğitmeni annedir. Çocuğun belleği safi ve temiz olarak geldiği için, ilk işlemeyi anne yapar ve bu ilk işleme temel gibidir, sonrakiler tamamen bunun üstüne bina olur. Öyle ise anne ve baba çocuğa güzel bir örnek ve ahlaklı bir terbiyeci olmalıdır.

Günümüz eğitimcileri de “Okul öncesi dönemindeki çocuklar, nasıl iletişim kuracaklarını öncelikle anne-babalarını izleyerek öğrenirler ve sonuçları gözleyerek yeni davranışlar kazanırlar. Sağlıklı bir anne-baba çocuk iletişiminde, iletişim dolaysız ve açıktır. Anne-babaların çocuklarına doğru ve etkili mesaj verebilmesi için iletişim kurma yöntemlerini bilmeleri ve bazı kurallara dikkat etmeleri gereklidir. Bu kuralların başında ise; kendini çocuğun yerine koyarak düşünmek ve dürüst olmak gelmektedir. Bu dönemde anne ile çocuk arasında kurulan sağlıklı iletişim, çocuğun tüm gelişim alanlarını destekleyerek sağlıklı bir kişilik oluşmasında önemli bir sebep görülmektedir.

Çocuğun tüm gelişim alanları üzerinde önemli bir etkiye sahip olan iletişimin, çocuk üzerinde kısa veya uzun süreli tesiri olabilir” (Akt. Arabacı, 2011).

Anne baba rol model olması açısından önem kazanmaktadır. Yapılan araştırmalar; “çocukların büyürken taklit yoluyla hayata hazırlandıklarını, üç yaşındaki taklit döneminden başlayarak yetişkin olana kadar, her şeyi davranışla öğrendiklerini, öncelikle çocuklara rol model olan ebeveynlerin de sözlerle değil, davranışlarıyla örnek olmaları gerektiğini” belirtiyorlar. Uzmanlar; “Anne-babaların, kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirebilmek için öncelikle davranışlarıyla çocuklarına doğru örnek olmaları gerektiğini, kurallı öğrenme çağında çocukların, alışkanlıkları kurallarla kazandığını, sonraki dönemde ise okulla beraber öğretmenine, arkadaşına, televizyonda herhangi bir karaktere veya ailenin bulunduğu sosyal çevrede değer gören birine benzemeye çalıştığına dikkat çekiyorlar. Çocuğun önünde iyi modeller olması halinde, sağlıklı bir kişilik kazanacağını, eğer kötü bir rol model sergiliyorsa çocuğun farkında olmadan olumsuz yönlerini almaya başladıklarını” söylüyorlar.

Anne ve baba mütevazi olursa çocuk da onlar gibi mütevazi olmaya çalışacaktır. Ancak, çocuğun daha sonraki eğitim süreçleri de önem kazanacaktır. Okul, çevre ve komşuluk ilişkileri gibi birçok unsurlar çocuğun terbiyesine etki edip onun ruh dünyasını biçimlendirecektir. Anne ve babalar aşırı müdahaleci olmamak şartıyla ‘uzak gözlem metodu’ ile çocuğu murakabe edebilirler. Çünkü çocuğa aşırı müdahale etmek yanlış olduğu gibi, aşırı bir şekilde kendi haline bırakmak da yanlış olur. Bu yüzden çocuk anne-baba tarafından sıkmadan uzaktan gözlemlenmelidir.  

Çocuk yetiştirmede “ailenin temel görevleri arasında, çocuğun beden, ruh ve sosyal alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sağlıklı bir kişi olarak yetişmesi yer almaktadır. Özellikle okul öncesi dönemde çocuğun gelişimi, çevredeki olaylardan oldukça fazla etkilenir. (H.Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi Cilt:4, Sayı:1, 2017) Anne-babanın çocuklarına rehberlik yapması ve kurallar koyması, çocuklara doğru ile yanlış, kabul edilebilir ile edilemez davranışlar arasındaki farkı ayırt etmelerinde yardımcı olur. Ebeveynlerin çocuklarına uygun şekilde sınır koymaları, çocuğun yargılama becerisinin ve vicdanının gelişmesini sağlar. Ayrıca, çocuğun çevresini, olayları anlama ve öğrenme sürecine de yardımcı olur.

Çocuklarına uygun şekilde sınır koyabilen anne babaların, sadece çocuklarının gelişimine yardımcı olmadıkları; bunun yanı sıra, çocuklarının tehlike içeren durumlarla karşılaşma ihtimallerini de azalttıkları belirtilmektedir. (Furstenberg, 1999)

Konumuzu özetleyecek olursak: Çocuk ve yetişkin arasındaki iletişim doğumla birlikte başlar. Bebek doğduğu andan başlayarak, çevresiyle iletişim kurmaya ve edindiği algıları değerlendirmeye çalışır. Bu dönemde, anne-baba ile çocuğun iletişimi önce sözel olmayan iletişim şeklinde görülür. Bebekler konuşmaya başlamadan önce, vücut hareketleri ve yüz ifadeleri ile onaylanma, yüceltilme, sevgi, tehlike, öfke gibi temel duygusal temaları anlarlar ve bu durumlara göre iletişimde bulunabilirler. İletişim, daha sonra sesler ve kelimelerle olur. Bu iletişim sadece bilgi değişimini değil, duyguların da paylaşılmasını sağlar (Akt. Arabacı, 2011).

Sonuç olarak: Anne-baba ve çocuk ilişkileri, çocukların sosyal gelişimi ve davranışları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. O halde çocuklarımıza doğru bir rehberlik yapan ebeveynler olmaya çalışalım. Onlara manevi ve sosyal değerleri öğretirken, kırıcı olmadan sevdirerek yapmalarına yardımcı olalım. İslam’ın kurallarını mümkün mertebe önce kendi hayatımızda yaşayarak örnek olmaya gayret edelim.

Anneler, babalar, Çocuklar, Haydi!.. Hep birlikte Bismillah deyip, yaz tatilinde Kur’an’ı Kerimi öğrenmeye ve yaşamaya ne dersiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum