Dr. Bilal TANRIVERDİ
Türkiye’nin Gazze Politikası: 2020–2026 Diplomatik Çizgi
Türkiye’nin Filistin meselesine yaklaşımı, yalnızca dış politika tercihlerinin değil, aynı zamanda tarihsel hafızasının, toplumsal duyarlılığının ve bölgesel vizyonunun bir yansımasıdır. 2020–2026 dönemi, Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumunun hem sürekliliğini hem de sertleşen tonunu açık biçimde ortaya koyan kritik bir zaman dilimi oldu.
Bu altı yıllık süreç, Türkiye’nin Filistin meselesinde “ilkesel duruş – diplomatik mücadele – insani hassasiyet” üçlüsünü koruduğunu gösteriyor.
2020: Normalleşmeye İlk Tepki – “Filistin Dışlanamaz”
13 Ağustos 2020’de BAE ile İsrail arasında normalleşme anlaşması duyurulduğunda Türkiye, ertesi gün sert bir açıklama yayımladı. Bu açıklamada:
• Filistin’in dışlandığı,
• İsrail’in ilhak planlarının durdurulmasının yeterli olmadığı,
• Normalleşmenin yanlış bir mesaj verdiği vurgulandı.
Bu, Türkiye’nin İbrahim Anlaşmalarına yönelik ilk resmî ve net tepkisiydi.
11 Eylül 2020’de Bahreyn’in anlaşmaya katılması üzerine yapılan açıklamada da aynı çizgi korundu. Türkiye, Arap Barış Girişimi’nin zedelendiğini ve Filistin halkının haklarının göz ardı edildiğini belirtti.
2021–2022: Bölgesel Dengeler ve Süren Eleştiriler
Bu dönemde Türkiye, çeşitli basın açıklamaları ve sözcü beyanlarında İbrahim Anlaşmalarının bölgesel etkilerine dikkat çekti. Vurgulanan noktalar şunlardı:
• Normalleşme, Filistin’e baskıyı artırıyor.
• İsrail’e bölgesel meşruiyet sağlanıyor.
• Filistin yalnızlaştırılıyor.
Türkiye, bu süreçte hem diplomatik hem de insani yardım kanallarını açık tutarak Filistin meselesini uluslararası gündemde tutmaya çalıştı.
2023–2024: Gazze Savaşı ve Sertleşen Tutum
7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de yaşanan ağır insani kriz, Türkiye’nin açıklamalarını daha da sertleştirdi. Bu dönemde Türkiye:
• İsrail’in saldırılarını “insanlık suçu” olarak nitelendirdi.
• Gazze’deki yıkımın durdurulması için uluslararası topluma çağrılar yaptı.
• İbrahim Anlaşmalarının İsrail’in politikalarını cesaretlendirdiğini vurguladı.
Türkiye’nin diplomatik dili, bu süreçte “eleştiriden açık kınamaya” evrildi.
2025–2026: Ortak Açıklamalar ve Barış Konseyi Süreci
2025–2026 döneminde Türkiye, Gazze’deki savaşın devam etmesi nedeniyle normalleşme süreçlerine yönelik eleştirilerini daha da yoğunlaştırdı.
Bu dönemde iki önemli ortak açıklama öne çıktı:
1) 30 Eylül 2025 – 8 Müslüman Ülkenin Ortak Açıklaması
Türkiye, Ürdün, BAE, Endonezya, Pakistan, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır dışişleri bakanları ortak bir metin yayımladı. Bu metinde:
• ABD’nin Gazze’de savaşı sona erdirme çabası memnuniyetle karşılandı.
• İnsani yardımın kesintisiz ulaştırılması gerektiği belirtildi.
• Rehinelerin serbest bırakılması vurgulandı.
• İsrail’in tamamen geri çekilmesi talep edildi.
• Gazze’nin yeniden inşası ve iki devletli çözüm desteklendi.
Bu açıklama, Türkiye’nin hem bölgesel iş birliğine açık olduğunu hem de Filistin’in haklarını merkeze aldığını gösterdi.
2) 21 Ocak 2026 – Türkiye’nin Barış Konseyi’ne Katılımı Olumlu Karşıladığını Duyurması
Türkiye ve diğer 7 ülke, ABD Başkanı Donald Trump’ın Barış Konseyi davetini olumlu karşıladıklarını açıkladı. Bu açıklamada:
• Kalıcı ateşkesin güçlendirilmesi,
• Gazze’nin yeniden imarı,
• Filistin’in kendi kaderini tayin hakkı,
• BM Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararının uygulanması vurgulandı.
Aynı gün yayımlanan ikinci ortak açıklamada ise Barış Kurulu’nun geçiş yönetimi niteliği ve iki devletli çözüm hedefi öne çıkarıldı.
Türkiye’nin Tutumunun Genel Çerçevesi
2020–2026 dönemine bakıldığında Türkiye’nin Gazze politikasının üç temel eksende şekillendiği görülüyor:
• İlkesel duruş: Filistin’in dışlandığı hiçbir modelin başarılı olmayacağı vurgulandı.
• Diplomatik mücadele: Normalleşme süreçlerine karşı eleştirel tutum sürdürüldü.
• İnsani hassasiyet: Gazze’deki insani kriz uluslararası platformlarda sürekli gündemde tutuldu.
Türkiye, bu süreçte hem bölgesel hem küresel düzeyde Filistin meselesinin görünürlüğünü artıran aktörlerden biri oldu.
Türkiye’nin bu diplomatik çizgisi, yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde ele alacağımız Barış Konseyi, ISF güçleri ve ateşkes sonrası Orta Doğu tartışmalarının da temel zeminini oluşturuyor.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.