M. Fahri UTKAN

M. Fahri UTKAN

Belva-yı umumi

A+A-

Geçmiş ve şimdiki zaman da dahil olmak üzere insanların, özellikle müslümanların üzerinde belalar, musibetler, felaketler eksik olmaz.
Bunların bazısı kişiye özgü olmasına karşın kimisi de bütün bir topluluğa şamil olur.
İşte bir topluluğa gelen belalara belva-yı amme, beliyye-yi umumi ismi verilmektedir.

İnsanlar, tabiiki özellikle müslümanlar çeşitli sebeblerden dolayı bu belalara maruz kalırlar.
Her zamanın kendine has-özgü belva-yı amme’leri vardır. Meselâ; Üstad Said Nursi Barla lâhikasında 1932 yıllarında Hulusi Beyin bir sorusuna verdiği cevapta “İnsanların dişlerini altın ve gümüşle kaplatmalarını“ bir belva-yı umumi olarak kabul ediyor ve bu umumi belanın ancak mütedeyyin bir uzman doktorun raporuna istinaden ve zarurete binaen bir ruhsat verilebileceğini belirtiyor. Fakat bu ruhsatı vermekle işi bitirmiyor ve son bir kaydı şöyle koyuyor; ”Elbette yalnız süs için, ihtiyaçsız dişleri kaplamak veya doldurmak bu ruhsattan istifade edemez.”(Barla lâhikası.)

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi; ”İşte, şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları müptelâ eden, bir beliyye-i âmme suretine giren çok umurlar vardır ki, su-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüt ettiklerinden, ruhsatlı ahkâmlara medar olup haramı helâl etmeye medar olamazlar.”(Sözler.444)
“Meselâ, bir adam, su-i ihtiyarıyla, haram bir tarzda kendini sarhoş etse, tasarrufâtı, ulema-i şeriatça aleyhinde câridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. Fakat su-i ihtiyarıyla olmazsa talâk vaki olmaz, ceza da görmez. Hem meselâ, bir içki müptelâsı, zaruret derecesinde müptelâ olsa da diyemez ki, "Zarurettir, bana helâldir." (Sözler.agy)

Demek ki, üzerimize sel gibi gelen bu çeşit belalara karşı ölçümüz hep bu olmalıdır.
Zamanımızda da Üstadın yukarıda bahsettiğine benzer birçok umumi belalara biz Müslümanlar maruz kalmaktayız.
Neler mi diyorsunuz bu belaları? Biraz dikkatlice düşünürseniz hemen aklınıza birkaç tanesi gelebilir. Bana göre meselâ ; Büyük hipermarketler (alışveriş merkezleri), kredi kartı kullanımı, başörtülü bazı Müslümanların (!) modaya uygun giyimi, lüks tüketim, açık-saçıklık, deniz kıyıları, televizyon, medyanın malum kısmı, dünyevileşme  vs.. vs
Yukarda sıraladığımız örneklere baktığımızda herbirinin kendine özgü ve belli bir kesimi ilgilendiren ve etkileyen birer belvay-ı amme oldukları görülür.

Özellikle büyükşehirlerimizde ve şehirlerarası yollarda kurulan hipermarketler önce ehl-i dünyayı şimdilerde de birçok Müslümanı kendine bağlamış durumda. Adeta son çağ insanın “İbadethanesi” haline gelmiş durumda. Sözü geçen hipermarketlere ve/veya alışveriş merkezlerine giren bir aile çok çekici bir şekilde ve çok çeşitli mallar içinde ihtiyacı olan 5-6 mal yerine,  kapısından çıkarken onlarca çeşit mal aldığını farketmiyor bile.

Alışveriş merkezlerindeki bu akıl almaz tüketim çılgınlığının akabinde ikinci bir beliyye-yi umumi ortaya çıkıyor. ”Kredi kartı”.  Ve ödemeler hemen kredi kartları ile yapılıyor. Çünkü cebinde o anda o kadar malın fiyatını ödeyecek parası yoktur büyük bir ihtimalle. Çünkü, birkaç mal almak için girmişlerdi hipermarkete. Ve böylece kredi kartı ile alışveriş zevkine (!) ve alışkanlığına bağlandıktan sonra tuzağa düşmüş oluyorlar. Böylece gelirinden fazla harcamalar zincirleme şeklinde devam ediyor. Ödenemeyen her kredi kartı borcu için başka bir bankanın kredi kartına müracaat ediliyor ve borç batağında yüzdükçe insanlar batıyorlar.

Bütün bu borçlara da insanlar görenek ve adet belasıyla girmekteler bilindiği gibi. ‘Onlarda var bizde niye yok?’ sitemlerine eskiden cevap vardı. ‘Bütçemiz elvermiyor’ diye. Fakat şimdilerde kredi kartı vasıtasıyla bu bütçeler genişlediği için borçlar ve “Dünyevileşme” de gittikçe yayılıyor.

Evet başka bir belva-yı amme de özellikle Müslümanlar için dünyevileşmedir. Yani, bir taraftan Müslümanlığın gereklerini yerine getirirken diğer taraftan da ehl-i dünyanın yaptığı her şeyi  yapmak.
‘Bunda ne kötülük var, gerekli ibadetler yapılıyor işte‘ denilebilir. Fakat durum hiçte öyle masum bir şekilde kalmıyor. Yavaş yavaş o yapılan ibadetler de aksamaya başlıyor. Bazen Cuma namazları kaçıyor, bazen vakit namazlar kazaya bırakılıyor, verilen sadakalar azalıyor v.b. gibi aksamalarla gerçekten ön plana dünya işleri alınıyor.

Yukarıda sayılan umumi belaların kaynağını televizyon ve diğer medya araçlarıyla yapılan reklamlarla lüks tüketim malları almaktadır.
Özellikle Müslüman hanımlarımızın bazıları tesettürün anlamını tam kavramadığından mıdır yoksa bilgisizlikten midir bilinmez öyle bir giyiniyorlar ki, piyasanın en lüks giyim mağazalarının müdavimleri oluyorlar. Güzel giyinmelerine elbette bir şey denemez ama başka durumu müsait olmayan Müslüman kardeşlerinin gıpta damarlarını zorlamaları bana biraz normal değil gibi geliyor.

Bunların haricinde gerçekten de İslamın tesettür emrini bilmeyen hanımlar var. Başörtüsü takmışlar fakat televizyonların eğlence programlarında bir Müslümana yakışmayan davranışlardalar, başka birisi başörtüsü takmış giydiği etek uzun-geniş yırtmaçlı veya kısa kollu gömlek giymiş, başka biri başörtülü fakat dar ve bütün vücut hatları belli eder bir elbise giymiş vaziyette. Bu tür durumlar da bence Müslümanlar için bir belva-yı umumidir.

Televizyonun ve internetin kendisi faydalı bir teknoloji aleti iken içindeki programlar ve siteler vasıtasıyla birçok kişi için gerçekten bir beliye-yi umumi olmuştur insanlar ve Müslümanlar için.

Bu zamanın bence en büyük ve umumi belası “Faiz”dir. İnsan toplulukları arasındaki birlik ve dayanışmayı yıkan, perişan eden beladır faiz. Zengin ile fakir arasında çok büyük ve derin uçurumlar açar faiz denen bela. Maalesef, belva-yı amme hükmüne geçen faiz, birçok Müslümanın da bilerek ve/veya bilmeyerek, isteyerek ve/veya istemiyerekte olsa bulaştığı bir bela durumuna gelmiştir. Faiz belasından en kolay ve tam olarak kurtulmanın yolu zekatın yaygınlaştırılması ve insanlarca uygulanmasıdır.

Diğer bir belva-yı amme de “rüşvet”’tir. Büyük bir üzüntüyle söylemek gerekirse, rüşvet de sari bir hastalık gibi Müslüman cemiyetimiz içine işlemiş bir beladır. Bunun giderilmesinin en etkili yolu insanların kalblerine ahiret inancı ile birlikte imtihan ve Allah korkusunu yerleştirmektir.

Hasılı dostlar biz Müslümanlar şu zamanda dört bir tarafımızdan umumi belalarla kuşatılmışız. Her birimizin bunlardan birine veya birkaçına tutulma ihtimalimiz çok yüksek. Onun için prensibimiz ve yolumuz önce Kur’an’ın hükümlerine, sonra sünnet-i seniyyeye ve nihayet Risale-i Nur’un bu zamanın belalarına ilaç olacak olan düsturlarına uymak olmalıdır.
Allah’tan dileğimiz bizi ve bütün Müslümanları bu tür belva-yı amme’den hepimizi kurtarmasıdır.

mfutkan@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.