Abdulkadir ÇELEBİOĞLU

Abdulkadir ÇELEBİOĞLU

Anarşi sebep ve çareleri–1

Anarşi, “Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu” (1) anlamına gelen Yunanca bir kelimedir.

Bu konu ile ilgili kendi şahsi fikirlerimizi beyan yerine Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey'in “10 Nisan – 18 Temmuz 1978 tarihleri arasında tefrika” (2) halinde yayınlanan ve sonra da kitap haline getirilen “Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri kitabından iktibaslar halinde bir derleme serisi yapmayı düşündük.

“Kitap içinde atıflarda bulunulan Risale-i Nur Külliyatı'na ait eserlerin muhtelif baskıları bulunduğundan, verilen sayfa numaraları” (3) o zaman yapılan baskılara göre verilmiştir. “Diğer baskılarda sayfa numaralarında değişiklikler görülebilir.” (4)

Serimizi Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin ve Mustafa Sungur Ağabey’imizin ruhlarına bir Fatiha’ya vesile olması temennisiyle kaleme alıyoruz.

Metin içinde bazı yerlerde köşeli parantez içinde ek notlar tarafımıza aittir. « » işaretleri içindeki ifadeler direkt alıntılardır. Yazılardan iktibas suretiyle alıntı yapılmıştır. Yazıların tamamı alınmamıştır. Bilginize.

SEBEPLER

«32 SENE ÖNCEKİ BİR MEKTUP

[1978 yılında bu kitap yayınlandığı için 32 sene öncesi 1946 olmaktadır.]

Bazı dostlar hatırlattılar: Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin bugünkü hadiseler hakkında fikir ve beyanatı, mütalaaları yok mu ki?.. Neden yazmıyorsunuz? Anarşi yalnız Türkiye’nin değil, tüm dünyanın en mühim meselesi oldu. Devletin bekası, milletin var veya yok oluşu gibi çok nazik bir devrede bulunuyoruz.

Bu ikazlar karşısında merhum muazzez Üstad’ın beyanlarından, haykırışlarından bazılarını derleyerek bütün vatanperverlerin, milliyetperverlerin ve hamiyetperverlerin nazar-ı dikkatlerine takdim etmeyi düşündük. Bu takdimin ötesinde derin mütalaa ve izahları, bütün akl-ı selim sahibi muharrirlere, vatanseverlere havale ediyoruz.

“Siz dünyevî çok diplomatları her zaman dinliyorsunuz; bir parça da âhiret hesabına konuşan, benim gibi kabir kapısında vatandaşların haline ağlayan bir bîçareyi dinlemek lâzımdır.” diye ta 1946’larda millet ve vatanı tehdid eden tehlikelere parmak basarak zamanın selâhiyetli mercilerini ikaz eden ve bu beyanları sebebiyle gadre uğrayan bir vatanperverin ağlamalarını şimdi hadiseler söylüyor, memleketler, beldeler dile getiriyor.

Artık şahsi nüfuz temini iddialarına da yer ve zaman kalmadı. Dünyadan çekileli 20 seneye yaklaşan bir zatın 32 sene önce yazdığı şu mektupta, ileriyi gören bir âlimin vatanı ve milleti için duyduğu endişe ve ızdıraptan başka ne bulunabilir?

Bakın, “Eski Dahiliye Vekili, şimdi parti kâtib-i umumisi Hilmi Bey” hitabıyla 1946 yılında Halk Partisi Genel Sekreteri Hilmi Uran'a gönderdiği mektubunda Bediüzzaman Said Nursî ne diyor:

“Bin seneden beri âlem-i İslâmiyet’i kahramanlığı ile memnun eden ve vahdet-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve âlem-i beşeriyetin küfr-ü mutlaktan ve dalaletten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri; eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kur’an’a ve hakaik-i imana sahip çıkmazsanız ve doğrudan doğruya hakaik-i Kur’aniye ve imaniyeyi tervice çalışmazsanız, size kat’iyen haber veriyorum ve kat’î hüccetlerle ispat ederim ki âlem-i İslâm’ın muhabbet ve uhuvveti yerine, dehşetli bir nefret ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk milletine bir adâvet ve şimdi âlem-i İslâm’ı mahva çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe mağlup olup âlem-i İslâm’ın kalesi ve şanlı ordusu olan bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli ejderhanın istila etmesine sebebiyet vereceksiniz.”

Bediüzzaman Hazretleri, tehlikeye parmak bastıktan sonra çıkış yolunu da gösteriyor. Mektubuna devamla diyor ki:

“Evet, hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet, Kur’an kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdad-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı ve ehl-i namusun servetini serserilere ibahe etmesini âlet ederek dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı durduracak ancak İslâmiyet hakikatiyle mezcolmuş, ittihat etmiş ve bütün mazideki şerefini İslâmiyet’te bulmuş olan bu milletteki din kuvveti ve iman bütünlüğüdür.

Evet, bu milletin hamiyetperverleri, milliyetperverleri, her şeyden evvel bu mümtezic, müttehid milliyetin can damarı hükmünde olan hakaik-i Kur’aniye yi terbiye-i medeniye yerine ikame etmek ve düstur-u hareket yapmakla o cereyanı durdurur inşâallah!”» (5)

«Üstad “Batılılaşsın, Avrupalı gibi olsun“ düşüncesiyle İslâm’dan uzaklaştırılmaya çalışılan gençliğin Avrupa solcusu, komünisti gibi olmayacağını, kelimenin tam manâsıyla anarşist halini alacağını bildiriyor. Bu hakikati Hazreti Üstad daha evvel de beyan etmişti. Risale-i Nur Külliyatının ilk telif yılları olan 1926’larda şunları yazıyordu:

“Dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları rabıtaları kopmasın! Eğer böyle ahmakane körü körüne topuzların altında bazıların dinden rabıtaları kopsa, o vakit hayat-ı içtimaiyede bir semm-i kàtil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan hayat-ı içtimaiyeye zehir olur.” (6)

Onun için Üstad, “Bir Müslüman ecnebilerle kıyas edilemez” diyor. Allah korusun, bozulduğu takdirde çok daha fena, yıkıcı ve tahripçi olacağını bildiriyor. Hilmi Uran’a yazdığı mektubu okumaya devam edelim:

“Sâlisen: Size karşı elbette çok cihetlerde dâhilî ve haricî muarızlar var. Eğer bu muarızlarınız hakaik-i imaniye namına çıksaydı birden sizi mağlup ederdi. Çünkü bu milletin yüzde doksanı, bin seneden beri an’ane-i İslâmiye ile ruh ve kalp ile bağlanmış. Zahiren muhalif-i fıtratındaki emre, itaat cihetiyle serfürû etse de kalben bağlanmaz.

Hem bir Müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalamaz; istibdad-ı mutlaktan, rüşvet-i mutlakadan başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez. Bu hakikatin çok hüccetleri, çok misalleri var. Kısa kesip sizin zekâvetinize havale ediyorum.

Bu asrın Kur’an’a şiddet-i ihtiyacını hissetmekte İsveç, Norveç, Finlandiya’dan geri kalmamak size elzemdir. (1) [...]” (7)

(1) Bediüzzaman Hazretleri’nin bu mektubu yazdığı yıllarda, bazı Avrupa ülkelerinde Kur’an’a karşı bir alaka belirmişti. Finlandiya’da Kur’an-ı Kerim’in Fince meali neşredilmiş: İsveç, Norveç ve Danimarka’da Kur’an üzerinde araştırma yapan âlimler, cemiyetlerindeki ahlaki çöküntüyü, ancak Kur’an’ın getirdiği hakikatlerin önleyebileceği neticesine varmışlardı.» (8)

«MAKES BULAMAYAN İKAZLAR

Bediüzzaman Hazretleri, son senelerde vatanı sarsan tehlikeleri, yıllar önce daha bu tehlikelerin tohumları atılırken görmüş ve tehlikeyi önlemek için bütün azm ve iradesi ile çalışmıştır. O zamanki devlet selahiyetleri, Bediüzzaman’ın bu gayretlerine kulak vermek şöyle dursun, hakiki tehlikeyi bir yana bırakarak güya Bediüzzaman Hazretlerini bir tehlike olarak görmüşler ve onu susturmak için akla gelmedik tertiplere, eza ve cefalara müracaat etmişlerdir. Üstad Hazretleri’nin bir müdafaasından aldığım şu cümle, bu durumu ortaya koymaktadır:

“Hem beklerdim ki: Vatanımızda anarşiliğe inkılab eden komünist tehlikesine karşı Nurların hizmeti ne derecededir ve bu mübarek vatan bu dehşetli seyelandan nasıl muhafaza edilecek?” gibi dağ misillü meselelerin sorulmasının lüzumu varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiçbir medar-ı mes’uliyet olmayan cüz’î ve şahsî ve garazkârların iftiralarıyla habbe, kubbeler yapılmış meseleler için bu ağır şerait altında hiç ömrümde çekmediğim bir perişaniyetime sebebiyet verildi.” (9)

Zamanın idarecileri için memleketin geleceğini kaplayan tehlikeler bir endişe mevzuu teşkil etmiyordu. Komünizm ve anarşi gibi devleti temellerinden sarsacak bir tehlike üzerin de durmak ihtiyacını hissetmeyenler, Üstad Hazretlerinin şahsıyla uğraşmayı kendilerine âdeta vazife edinmişlerdi. Gerçi bu gayretler, Üstad Hazretlerini susturamadı, milletimizin ona olan teveccühünü kıramadı. Fakat bu arada atı alan anarşi de hayli mesafe kat etti..»  (10)

«Evet, “milleti medenileştireceğiz, terakki edeceğiz” diye düşülen en büyük hata, bu milleti dininden uzaklaştırarak dün yaya sevk etmeye çalışmakla olmuştur. Sanki din, bu milletin ilerlemesine mani imiş, sanki dinine bağlı vatandaşın dünya ile uğraşması mümkün değilmiş, gibi, maddi terakkinin bir şartı, maneviyattan uzaklaşmak şeklinde telâkki edilmiştir. Netice de arzu edilen şey gerçekleşmediği gibi, memleketin emniyet ve asayişi de tehlikeye düşürülmüştür.

Bediüzzaman’ın bu husustaki teşhisinin de en büyük şahidi, bu satırların yazılışından bu yana geçen yarım asrin hadiseleridir.

Bediüzzaman Hazretleri, fen, sanat ve terakkiyata ait meselelerde Avrupa’nın taklit edilmesine karşı değildir. Onun muhalefet ettiği şey, fenni ve sanatı bırakıp da sefahet ve batıl fikirlerde Avrupa mukallitliğine saplanmaktan ibarettir. Bu hususta Bediüzzaman, “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida lâzımdır” der ve kendi milli geleneklerinden fedakârlık etmek sizin medeniyetin en üst seviyesine ulaşan Japonlar gibi, bizim de milli ve manevi değerlerimizi muhafaza etmek suretiyle garbın seviyesine erişmemiz icab ettiğini söyler. Bediüzzaman’a göre fen, sanat ve terakkiyat Avrupa’nın değil, umumun malıdır. O, Avrupa’nın sırf İslâm’dan uzaklaşmak için taklid edilmesine karşı çıkar ve der ki:

“Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklit edenler, ittiba değil belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz! Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!” (11)»   (12)

Devam Edecek.

Dipnotlar

1-Abdullah Yeğin, Yeni Lügat, Anarşi̇ maddesi

2- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 7

3- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 7

4- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 7

5- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 19-21

6- Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, s. 112

7- Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 214-216

8- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 21-23

9- Bediüzzaman Said Nursî, Şualar, s. 318

10- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 24-25

11- Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, s. 111

12- Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 26-27

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum