Abdulkadir CEYLAN

Abdulkadir CEYLAN

Öz Kardeş, En Birinci, En Yüksek ve En Fedakâr Talebe: Abdülmecid Nursi-7

Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan1 Abdülmecid Nursi’nin oğlu Fuad Ünlükul’un vefatından sonra yaşadığı acıları, Fuad Ünlükul’un okul arkadaşlarının yazdığı mektubu ve ağabeyi ve Seyda’sı Bediüzzaman Said Nursi’nin onu teselli etmesi konusunu ele almaya çalışacağız inşaallah.

Fuad Ünlükul’un vefatını hissi kablel vuku ile adeta dile getirdiği hususu Abdülmecid Nursi tarafından şöyle ifade edilir: “Fuad, Diyarbekir Osmaniye’sinde (Ergani) ilkokula ilk kaydolduğunda 186 numara almıştır. Cebeci de konulduğu mezara da 186 numaralı küçük bir levha dikilmiştir.

Bu tevafuktan anlaşılır ki "berzah” bir mekteb gibidir. Ervah orada melekût maarif-i İlahiye dersini görüyorlar.

Șu son resmimle sen de an beni
Bir daha kucaklayım da ben seni

Bir baharın gülleri hep beraber solsun
Sende bu resmim naciz bir yadigâr olsun

Şu dört mısrayı Fuad'ın hatıra defterinde buldum. Onları yazan Diyarbekirli bir yarbayın oğlu Tahsin namında Fuad'ın Kayseri Lisesi'nde beraberce okuduğu bir arkadaşıdır. Bu iki genç arkadaş Kayseri'de liseyi ikmal ettikten sonra Ankara'ya gidiyorlar. Fuad Yüksek Ziraat'e, Tahsin de Harbiye'ye kaydolurlar. İki sene sonra her iki genç arkadaşın cenazeleri beraberce Hacı Bayram'ın Camii önünde musalla taşına konulur. Namazlar kılındıktan sonra Cebeci Mezarında yan yana defnedilirler.

Demek Ruh-u insanî serbesttir. İleride vukua gelecek bazı halleri bir hiss-i kablelvuku'la, şuurî olmaksızın hisseder ve rumuzlu işaretlerde bulunur. Cenab-ı Hak ikisini de dünyada olduğu gibi âhirette de mağfuren ve mes'uden beraberce haşretsin, âmîn Allahümme âmîn.”2

Fuad Ünlükul’un vefatından sonra okul arkadaşları babasına bir teselli mektubu yazarlar. A. Özer, mektuba dair şu bilgileri kaydeder: “Fuad Ünlükul’un vefatı üzerine Ziraat Fakültesi üçüncü sınıfta okuyan arkadaşlarının ailesine gönderdikleri mektup:

Muhterem Babacığımız...

Çok değerli oğlunuzun yürekler acısı kaybına ağlarken onun mümtaz varlığını şad ile son tazim, hürmet ve sevgi vazifelerimizi yerine getirmek için Kurban Bayramı’nda muazzez ruhuna bir “Mevlid” okutacağız. Bununla ebediyete intikal eden evlâdınıza lâyık bir şey yapabilmiş sayılırsak ne mutlu bize. O an hakikî ithafımız bütün bir ömür boyunca daima yanık ve uyanık olacak olan sevgilerimizdir.

Sevgili Fuad’ımızın şahsında Türk milleti istikbal için değerli ve büyük evlâdlarından çalışkan ve nezih emeklilerinden birinin daha kaybına uğramıştır. Şahsî sevimliliği, dürüstlüğü, nezaketi, dostluğu ve büyük faziletleriyle bütün arkadaşlarının gönüllerinden taşan engin sevgilerine ve tükenmez bağlılıklarına ermişti. O yaşadığı müddetçe bilgisinin derinliği kadar şahsiyetinin temizliği ve tevazuu ile muhitine sevgi, saygı telkin etmiş, kendisine umumî bir teveccüh tam bir itimad kazandırmıştı.

whatsapp-image-2026-07-01-at-23-13-58.jpeg

Parlak zekâsını, bilgisini, çalışma gücünü vatan ve milletine yararlı bir insan olarak yetişmek, aile saadetini geliştirmek, arkadaşlarını her bakımdan onarmak hizmetlerine fevkalâde müstesna vasıflar ile hasr ve vakf etmişti.

Dinine candan sadakat, dürüstlük, bilgi ve zekâ; onda daima yaşayan en büyük meziyetlerdendir. Enstitü ailesi, vazifesini hayatından daha çok seven Fuad’ı daima hayırla anacaktır. Emin olunuz bu eşsizliğin aziz hatırası bizimle birlikte yaşayacaktır.

Arkadaşlarının acısını, neşesini, yasını, sevincini pek müstesna bir hassasiyetle paylaşmayı, onlardan en yakın ve en candan şefkat ve ihtimamlarını esirgememeyi bilmiş olan oğlunuzdan örnek alarak, teessürlerinize iştirak eder, siz kederli ailesine baş sağlığı diler, en derin ve en samimi taziyelerimizi bildirir ellerinizden öperiz. Gidenimizin, aziz ruhuna büyük Tanrı’dan sonsuz rahmet ve ebedi durağının Cennet olmasını dileriz.”3

Bediüzzaman Said Nursi yeğeni Fuad’ın genç yaşta vefat etmesine çok üzülür, hem kendisini, hem de kardeşi Abdülmecid’i teselli için Asay-ı Musa adlı eserinde şunları yazar:

“Ben de aynen bu ağlayan çocuk gibi, bu hazîn kışta ve elîm bir vaziyetimde gayet elîm iki vefat haberini aldım. Biri, hem âlî mekteblerde birinciliği kazanan, hem Risale-i Nur'un hakikatlarını neşreden, biraderzadem merhum Fuad; ikincisi, hacca gidip sekerat içinde tavaf ederken, tavaf içinde vefat eden Âlime Hanım namındaki merhume hemşirem. Bu iki akrabamın ölümleri, İhtiyar Risalesi'nde yazılan merhum Abdurrahman'ın vefatı gibi beni ağlatırken; imanın nuruyla o masum Fuad, o sâliha Hanım insanlar yerinde meleklere, hurilere arkadaş olduklarını ve bu dünyanın tehlike ve günahlarından kurtulduklarını manen, kalben gördüm. O şiddetli hüzün yerinde büyük bir sevinç hissedip hem onları, hem Fuad'ın pederi kardeşim Abdülmecid'i, hem kendimi tebrik ederek Erhamürrâhimîn'e şükrettim. Bu iki merhumeye rahmet duası niyetiyle buraya yazıldı, kaydedildi.”4

Bediüzzaman Said Nursi’nin yeğeni Fuad’ın vefatından sonra kardeşi Abdülmecid Nursi’ye yazdığı mektuplardan biride şu şekildedir:

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ اَحْسَنَ اللّٰهُ عَزَاكُمْ وَ اَعْطَاكُمْ صَبْرًا جَمِيلاً وَ غَفَرَ لِمَيِّتِكُمْ وَ نَوَّرَ قَبْرَهُ بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَ اْلقُرْآنِ وَ جَعَلَهُ فِى قَبْرِهِ مُشْتَغِلاً بِرِسَالَةِ النُّورِ بَدَلَ الْفَلْسَفَةِ السَّقِيمَةِ آمِينَ

Aziz kardeşim!

Bu hâdise dahi, Abdurrahman hâdisesi gibi bir hüccettir ki, bize şimdiki tarz-ı hayat yaramaz. Bize bu dünyada daha safi ve âlî ve kudsî bir hayat-ı masumane ihsan edildiğinden ona kanaat lâzımdı. Merhum Abdurrahman gerçi muvakkaten aldandı, fakat İstanbul'da Risale-i Nur mukaddematına büyük bir hizmeti var. Hem Onuncu Söz ile tam kurtuldu, sonra gitti.

Merhum Fuad dahi, inşâallah Risale-i Nur'un feyziyle imanını kurtarmış ve mektubu dahi, senin dediğin gibi gösteriyor ve size ve hanedanınıza mensubiyetiyle samimî iftiharı ve kuvvetli irtibatı, Risale-i Nur cihetiyle olduğunu hissettim.

Ben size ta'ziye vermek değil, belki hem onu hem sizi tebrik ederim ki; bu zamanın dehşetli ve dalaletli hayatından kurtuldu, daha masum ve çok bulaşmadan gitti. Ve size Cennet'te lâyık bir evlâd ve وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ sırrına mazhar oldu.

Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullah ile beraber Abdurrahman'ı ve Ubeyd'i ekser dualarımda zikrettiğim gibi, merhum Fuad'ı dahi onlar ile beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallah.

Evet, kardeşim, dediğin gibi, Fuad'ın (R.H.) mektubu aynen Abdurrahman'ın (R.H.) mektubu misillü, Risale-i Nur'un bir şu'le-i kerametini gösteriyor. Yalnız Abdurrahman'ın gayet hâlis ve şimdiki tarz-ı hayattan ve tabirlerinden müberra, safi ifadesi onda yoktur. Eğer dünyada kalsaydı, mağlub olmak ihtimali vardı.

Cenab-ı Erhamürrâhimîn hem ona, hem Risale-i Nur hanedanına ve dairesine merhamet edip, onu rahmetine ve Cennet'e aldı, mağlub ettirmedi. Risale-i Nur'un küçük talebeleri dairesindeki makamında ibka etti. Hadsiz şükür olsun ki, bu iki kahraman biraderzadelerim vefatlarının ilânnameleriyle Risale-i Nur şakirdleri imanla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur'aniyeye iki misal ve iki delil gösterdiler.

Benim tarafımdan Risale-i Nur'la alâkadar veya bizimle dost olanlara selâm ve dua ile Davud ve Nihad iki Muhammed ve Abdülmecid ile beraber, bütün manevî kazançlarıma her gün hissedardırlar. Kardeşiniz Said Nursî.”5

Abdülmecid Nursi’nin oğlu Fuad’ın vefatından dolayı duyduğu üzüntüyü Ürgüp Camii Kebir Emekli İmamı Ahmed Erenler Hoca şöyle anlatır: “Oğlu Fuad’ın vefatına çok üzülmüştü ve mahzun olmuştu. Onun için manzumeler yazmıştı. Bize çok kereler gözyaşları içinde okurlardı. Hiçbir ferde kendi halini izah etmezlerdi. İçine dönük bir umman halindeydi.”6

Merhum Fuad Ünlükul, Üstad Bediüzzaman’ı Kastamonu’da ziyaret etmiştir. Bu ziyareti son şahitlerden Bitlis Mutkili Nadir Baysal şöyle anlatır: “Üstadın kardeşi Abdülmecid'in oğlu Fuat'ı Üstad çağırarak Kastamonu'ya getirtti. 15 gün kadar yanında alıkoydu. Bu on beş gün müddetinde ben Üstadın yeğeniyle mütemadiyen görüşür ve kendisini alarak kahveye getirirdim. Kastamonu'yu gezdirirdim. Yeğeni o zaman lisede okuyordu. Fuat, 'Amcam okumama razı değil' diyordu. Sebebini ise açıklamadı. On beş gün kaldıktan sonra Üstad izin verdi, ikamet ettiği yer olan Ürgüp'e gitti. "Hatırladıklarım bunlardır. Mübalağa ve fazla söz söylemekten Allah'a sığınırım."7

Bediüzzaman Said Nursi başta Hulusi Yahyagil ağabey olmak üzere birçok talebesiyle Ürgüp Müftüsü kardeşi Abdülmecid Nursi aracılığıyla irtibat kurup mektuplaşmıştır. Bu hususta İhsan Atasoy şu bilgileri aktarmaktadır: “O zamanlar, sayıları mahdut olan Nur talebeleri arasında Üstad, yazdığı mektuplarla irtibat kurmaya çalışır. Hulusi Bey’i Abdülmecid’le irtibatlandırmak için mektuplarını Ürgüp müftüsü olan kardeşi Abdülmecid eliyle gönderir. Abdülmecid’e yazılan bir mektup, Hulusi Bey’in gördüğü bir rüyayla alakalıdır. Üstad rüyanın tabirini yanındaki talebelerine yapar, onlar da bunu bir mektupla Abdülmecid’e bildirirler:

“Aziz, muhterem ağabeyimiz Abdülmecid,

Evvela ellerinizden öperiz. Hem sizin hem de Hulusi Bey’in mektuplarını aldık. Üstad’ımız size ve Hulusi Bey’e hususi selam ediyor. Rüyası hakkında, ‘Allah mübarek etsin’ dedi. Ve ilave etti: ‘Rüyada Kur’an, Peygamber suretinde; Kur’an’ın hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur da, tercümanı suretinde tecelli ediyor. Halkın yanlış mana vermemesi için bu nevi rüyaları ketmetmek daha evladır. Rüyada Hulusi’nin hanesinin görünmesi ise, Risale-i Nur’un o hanede ders verilmesi ve Hulusi’nin bilhassa mebde-i intişarda çok muazzam hizmet-i Nuriye’de bulunmuş olmasına işarettir.’ Tekrar selam eder, ellerinizden öper, dualarınızı bekleriz.

El-Bâkî Hüve’l-Bâkî
Kardeşleriniz, Tahiri, Hüsnü, Zübeyir, Ceylan”

Abdülmecid Efendi’nin Hulusi Bey’e bu mektuba ilave ettiği kısa notu şöyledir: “Mektubunuzu aynen takdim etmiştim. Aldığım cevabı aynen takdim ediyorum. Pek güzel ve doğru bir tabirdir. Cümlenize hürmetler. Abdülmecid.”8

Abdülmecid Nursi, Ürgüp’te oğlu Fuad’ın vefatı gibi acı hadiseler yaşadığı gibi kızı Saadet’in doğması gibi sevinçler de yaşamıştır. Son çocuğu ve halen sağ olan tek evladı olan Saadet hanım 1940 yılında Ürgüp’te doğmuştur.9

1952 yılında Abdülmecid Nursi’nin eşi Rabia Hanım ondan emekli olmasını ister. Ancak emeklilik beklerken görevden alınır. Talebesi ve eski müftülerden Mustafa Yıldız bu durumu şöyle anlatır: “Abdülmecid Efendi, hanımının ısrarıyla emekliliğini istemişti. Fakat emekliliğini beklerken hocamızı aniden vazifeden alıyorlar. Sebebi de, daha önceleri Van’da iken, İdadiye Mektebindeki vazifesinden (öğretmenlikten) alınması imiş. Bu itibarla tekrar vazife verilmemesi icap ediyormuş. Emeklilik işlemi yapılırken de bu karar dosyasında gözlerine çarpıyor ve ta o zamanki hatalarını kapatma telaşı ile alelacele hocamızı vazifesinden aldılar.

Bizler (talebeleri), hatta bütün Ürgüplüler çok mahzun olduk. Kendilerini teselli etmeye çalışıyorduk. Bir gün bizlere toplu halde iken, şunları söyledi: ‘Ben Van’da İdadiye Mektebinde öğretmen iken, Toprakkale semtinde oturuyordum. O sıralarda Rusya esaretinden firar ederek yurda dönen ağabeyim Seyda Bediüzzaman Van’a avdet ettiler ve bizim Toprakkale’deki evde bir müddet kaldılar. Evimizi güzel döşemiştik. Bir gün ağabeyimin odasına girdiğimde kendilerinin ağladığını gördüm. Kendilerine hitaben ‘acaba bir kusur mu işledik?’ dedim. Cevaben, ‘hayır kardeşim Abdülmecid. Ben senin haline ağlıyorum. Dünyada rahata ermişsin. Acaba ahirette bu rahatın devam edecek mi?’ dedi.

Nihayet beni görevden aldılar. Fakat bu sefer de uzun bir ayrılıktan sonra, müracaatım üzerine Ürgüp Müftülüğüne getirildim. İnşaallah bu da hayırdır. Belki yeni bir kapı açılacak veya bizi yeni bir hizmet bekliyor. Onun için üzülmüyorum ve sizlerde katiyen üzülmeyiniz. Nur içinde yatsın.”10

Abdülmecid Nursi müftülük görevinden alınınca Ürgüplüler çok üzülüp tekrar göreve getirilmesi için büyük çabalar gösterdiler. Ama maalesef muvaffak olamadılar. Bu hususu Ahmed Erenler şöyle anlatır: “Vazifeden alınınca gündüzümüz gece oldu. Benimle beraber Halil Ercihan Hoca ve Hafız Abdülkadir ve bütün Ürgüplüler tekrar müftülüğe tayin edilmesi için ne kadar uğraştıksa da muvaffak olamadık. O acıyı içimde hala çekmekteyim. 20. Asırda yüz karası hadiseler, kanunsuz işlemler, evlat ve iyali düşünmeyen tatbikatlara kurban gitti Hocamız. Cenab-ı Allah şefaatlerine nail eylesin.”11

Değerli dostlar! Abdülmecid Nursi Ağabey ile ilgili bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. Abdülmecid Nursi, Risale-i Fuadiye, Risale-i Nur Araştırma Merkezi, sh. 47 (pdf)
3. Ahmed Özer, İki Ünlü Kul, İzmir 2003, sh. 101-102 (pdf)
4. Bediüzzaman Said Nursi, Asayı Musa, Envar Neşriyat, sh. 79
5. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Envar Neşriyat, sh. 383-384
6. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 66
7. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 2, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 156-157
8. İhsan Atasoy, Hulusi Yahyagil, Nesil Yayınları, İstanbul 2010, sh. 119
9. Mehmet Selim Mardin, Yeni Bilgi ve Belgelerle Bediüzzaman Said Nursi, Foliant Yayınları, İstanbul 2021, sh. 54
10. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 63-64
11. A. g. e, sh. 67

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.