Prof. Dr. Yasin ÇİÇEK
Kur’an, Cevşen ve Risale-i Nur Külliyatı Işığında El-Fâtır
El-Fâtır; eşsiz ve benzersiz bir şekilde yaratan. Nüveleri, çekirdekleri açan. Her şeyi kâinatta olması gereken fıtratta yaratan.
Tohumun yarılarak filizin ortaya çıkması. Nuru Muhammed’den kâinatın ortaya çıkması yine bir Fâtır-ı Hakîm tarafından icra edilir. Her şeyin yazılımını ve özünü yaratan.
Cevşen-i Kebir'de 41.,80. ve 93. Ukdelerde geçmektedir.
"يَا فَاطِرُ
Ey bütün mahlûkatı yoktan var eden Fâtır (41.Ukde 6. Satır)
Ey mahlûkatı yokluk karanlıklarından varlık nûruna çıkaran Fâtır (80.Ukde 8. Satır)
"يَا فَاطِرَ كُلِّ شَىْءٍ وَ مَلٖيكَهُ
Ey her şeyin yaratıcısı ve sultânı (93.Ukde 4.Satır)
Kur’an-ı Kerim de 35. surenin adı Fâtır suresidir. Fâtır suresi 1. Ayet “Allahumme fâtıra’s-semâvâti ve’l-ardi…” şeklinde başlamaktadır. Ayrıca Yusuf Suresi 101. Ayet, İbrahim Suresi 10. Ayet, Zümer Suresi 46. Ayet ve Şûrâ Suresi 11. Ayette de “Gökleri ve yerin Fâtırı” şeklinde geçmektedir.
Hâlık ve Fâtır arasında nasıl bir fark olabilir? Hâlık zatı bir isimdir başka kimseye isim olarak verilemez. Yaratmak Allah'a mahsus bir fiildir. Hâlık ismi hem ibda ve hem inşa suretinde icad etmeyi ihtiva eder yani daha kapsamlıdır. Var olan çekirdeği açmak ismi Fâtır ve Fettaha bakıyor. Çekirdeği hiçten yaratmak Cenab-ı Hakk'ın hâlikiyetine bakar. Fâtır inşa ve terkip şeklinde yaratma cihetine bakıyor. Çekirdeğin açılıp çiçek şeklinde tezahürü ise Fettahiyet hakikatını gösterir yani suretlerin ortaya çıkmasıdır. Çekirdeğin içerisindeki ukdeyi hayatiye ise Hay isminden gelir.
"Evet, Kadîr-i Zülcelal'in iki tarzda icadı var. Biri, ihtira ve ibda iledir. Yani hiçten, yoktan vücud veriyor ve ona lâzım her şeyi de hiçten icad edip eline veriyor. Diğeri, inşa ile sanat iledir. Yani kemal-i hikmetini ve çok esmasının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için kâinatın anâsırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor. Her emrine tabi olan zerratları ve maddeleri, rezzakıyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır." Lem'alar / s.226
"Mevcudat iki vecihle icad ediliyor. Biri "ibda ve ihtira" tabir edilen hiçten icaddır. Diğeri "inşa ve terkip" tabir edilen mevcud olan anâsır ve eşyadan toplamak suretiyle ona vücud vermektir." Lem'alar / s.370
Şehadet alemine çıkan her varlık verilen vücud mertebelerine karşı hamd ve şükür eder.
"Mesela, madenler diyemezler: "Niçin nebatî olmadık?" Şekva edemezler, belki vücud‑u madenîye mazhar oldukları için hakları, Fâtır'ına şükrandır. Nebatat "Niçin hayvan olmadım?" deyip şekva edemez, belki vücud ile beraber hayata mazhar olduğu için hakkı, şükrandır. Hayvan ise "Niçin insan olmadım?" diye şikâyet edemez, belki hayat ve vücud ile beraber kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için onun üstündeki hakkı, şükrandır. Ve hâkeza kıyas et." Mektubat / s.312
Tohumda yazılımı bulunan ağacın meydana gelmesi bir Fâtır-ı Hakîme dayanır.
"İstidat lisanıyladır ki bütün hububat, tohumlar lisan-ı istidat ile Fâtır-ı Hakîm'e dua ederler ki: "Senin nukuş‑u esmanı mufassal göstermek için bize neşv ü nema ver, küçük hakikatimizi sümbülle ve ağacın büyük hakikatine çevir." Mektubat / s.328
"Mesela bir çiçek, kendince bir nakş-ı sanatı gösterip lisan-ı haliyle esma-i Fâtır'ı zikrettiği gibi küre-i arz bahçesi dahi bir çiçek hükmündedir. Gayet muntazam küllî vazife-i tesbihiyesi vardır. Nasıl ki bir meyve, bir intizam içinde bir ilanatı, tesbihatı ifade ediyor. Öyle de koca bir ağacın heyet-i umumiyesiyle gayet muntazam bir vazife-i fıtriyesi ve ubudiyeti vardır. Nasıl bir ağaç yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimatı ile bir tesbihatı var. Öyle de koca semavat denizi dahi kelimatı hükmünde olan güneşler, yıldızlar ve ayları ile Fâtır-ı Zülcelal'ine tesbihat yapar ve Sâni'-i Zülcelal'ine hamdeder ve hâkeza…" Sözler /562
Fâtır-ı Hakîm her bir tohuma bir yazılım koymuş. O tohum yazılımına göre ortamını bulduğunda, kendisine verilen program dahilinde neşvu nema bulur. Aynen bunun gibi insanın mahiyetinde de hem cennet hem cehennem tohumu var. Yazılım aynı. İman cennet tohumunu, küfür ise cehennem tohumunu saklıyor. Küfür yazılıma virüs karıştırmaktır.
"Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte saklar. Elbette o Zat-ı Zülcelal'in kudret ve hikmetinden uzak değildir ki küre-i arzın kalbindeki cehennem-i suğra çekirdeğinde cehennem-i kübrayı saklasın." Mektubat / s.10
"Madem Fâtır-ı Zülcelal, insanı câmi' bir âyine ve küllî bir ubudiyetle ve ulvi bir mahiyetle yaratmıştır. Her fertteki hakikat-i ruhiye, yüz binler suret değiştirse izn-i Rabbanî ile ölmeyecek, yaşayarak geldiği gibi gidecek. Öyle ise o şahs-ı insanînin hakikat-i zîşuuru ve unsur‑u zîhayatı olan ruhu dahi Allah'ın emriyle, izniyle ve ibkasıyla daima bâkidir." Sözler /569
"Nübüvvetin düstur‑u hakîmanesinden
وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
sırrıyla "Her şeyin, her zîhayatın neticesi ve hikmeti kendine ait bir ise Sâni'ine ait neticeleri, Fâtır'ına bakan hikmetleri binlerdir. Her bir şeyin, hattâ bir meyvenin; bir ağacın meyveleri kadar hikmetleri, neticeleri bulunduğu" mahz-ı hakikat olan düstur‑u hikmet nerede?" Sözler /598
Fâtır-ı Hakîm insanı sürekli olarak hayra teşvik eder. Bunun için akıl vermiş, kitaplar göndermiş, peygambelerr göndermiş, melaikeler sürekli yanında bulunur. Terakkiye medar olan nefsini ya Allah'a ya da şeytana satar.
"Fâtır-ı Hakîm ve Kâdir-i Alîm, kemal-i intizamla her şeyi güzel yaratmış, güzel teçhiz etmiş, güzel gayelere tevcih etmiş, güzel vazifelerle tavzif etmiş, güzel tesbihat yaptırıyor, güzel ibadet ettiriyor. Ey insan! İnsan isen şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü, abesiyeti, dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma." Sözler /382
Allah'ın bütün esması zatidir, hakikidir, emsalsizdir, zirvededir ve muhittir.
"İşte Sâni'-i Zülcelal ve Fâtır-ı Zülcemal ve Hâlık-ı Zülkemal'in bütün kemalâtı hakikiyedir, zatiyedir; gayr ve mâsiva, ona tesir etmez. Yalnız mezâhir olabilirler." Sözler / s.682
"Sâni'-i Zülcelal, Hâkim-i Hakîm, Adl-i Hakem ve bin bir esma-yı kudsiye ile müsemma Fâtır-ı Bîmisal, şu âlem-i ekber olan kâinat sarayının ve hilkat şeceresinin icadını irade etti. Altı günde o sarayın, o şecerenin esasatını desatir-i hikmet ve kavanin-i ilm-i ezelîsi ile vaz'etti." Sözler / s.720
Mahlukata verilen özelliklede insana verilen istidat ve kabiliyetler bir Fâtır-ı Bîmisal tarafından verilmiştir.
"Nimetlerle süslendirmiş ki sema ve zemin bütün nimetlerin ve nimet-dîdelerin lisanlarıyla o Fâtır-ı Rahman'ına nihayetsiz hamd ü sitayiş ederler." dedikten sonra, yerin şehirleri ve memleketleri içinde Fâtır'ın verdiği cihazat ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden insanlarla hayvanat ve tuyûr gibi; semavî saraylar olan yıldızlar ve ulvi memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için o memleketin sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zat-ı Zülcelal, elbette her şeye kadîr olmak lâzım gelir. Bir sineğe, bir meyveden bir meyveye; bir serçeye, bir ağaçtan bir ağaca uçmak kanadını veren, Zühre'den Müşteri'ye, Müşteri'den Zühal'e uçacak kanatları o veriyor. Hem melâikeler, sekene-i zemin gibi cüz'iyete münhasır değiller, bir mekân-ı muayyen onları kaydedemiyor." Sözler /466
Kâinatta abes bir şey yoktur. Bize göre hikmetsiz görünen şeylerde bir faide, bir gaye ve bir hikmet vardır.
"Mesela, kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar. Mesela, atmaca kuşu serçelere tasliti, zâhiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder. Mesela karı, pek bâridane ve tatsız telakki ederler. Halbuki o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki tarif edilmez." Sözler / 247
Bütün sıfat ve esması muhit olan bir Zata nispetle zor bir şey yoktur.
"Evet, zeminin diriltilmesinde, üç yüz bin haşrin numunelerini, birkaç gün zarfında yapan, gösteren kudret-i Fâtıraya; elbette insanın haşri ona göre kolay gelir. Mesela, Gelincik Dağı'nı ve Sübhan Dağı'nı bir işaretle kaldıran bir Zat-ı Mu'ciz-nüma'ya "Şu dereden, yolumuzu kapayan şu koca taşı kaldırabilir misin?" denilir mi?" Sözler / s.322
"Eşyanın yaratılışında ve masnuatın sanatındaki latîf incelik ve nâzenin güzellikleri temaşa ile tenzih makamında Fâtır-ı Zülcelal, Sâni'-i Zülcemal'lerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler." Sözler / s.132
Bu noksansız, kusursuz, sanatlı, intizamlı ve güzel yaratılışa karşı ancak hayret secdesi yapılır.
Ey Fâtır-ı Alîm, Ey Fâtır-ı Akdes, Ey Fâtır-ı Bîmisal, Ey Fâtır‑ı Kadîr, Ey Fâtır-ı Kerîm, Ey Fâtır-ı Hakîm, Ey Fâtır-ı Rahman, Ey Fâtır-ı Rahîm, Ey Fâtır-ı Zülcelal, Ey Fâtır-ı Zülcemal
bizi güzel bir fıtratta yarattığın gibi Cennete layık olacak bir fıtratta yürüt ve yaşat.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.