Yâ Semî! Bize varlıkların sessiz görünen zikirlerini işitecek bir basiret ver

Yâ Semî! Bize varlıkların sessiz görünen zikirlerini işitecek bir basiret ver

29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar

Bismillahirrahmannirrahim

Ey bütün kâinatı zikrinle konuşturan Yâ Nâtık! Ey bütün mahlûkatını Seni tesbih edecek şekilde yaratan Yâ Sübhân! Ey her varlığın dilini ve vazifesini bilen Yâ Alîm! Ey bütün varlıklara ölçü ve nizam veren Yâ Mukaddir! Ey kâinat kitabının bütün kelimelerini hikmetle düzenleyen Yâ Hakîm! Ey bütün mevcudatı hamd ve tesbih ile Sana yönelten Yâ Hamîd! Ey bütün mahlûkatın kendisini zikrettiği Yâ Mezkûr!

Sübhânsın Yâ Rabbî! Seni hakkıyla zikredemedik. Fakat bütün kâinat Seni zikrediyor. Bizim dilimiz aciz kalıyor; yapraklar konuşuyor. Bizim sözümüz tükeniyor; çiçekler Seni övüyor. Biz Seni gerektiği gibi anamasak da gökler, yerler, canlılar ve bütün mevcudat Sana kendi dilleriyle yöneliyor.

Yâ Semî! Bize varlıkların sessiz görünen zikirlerini işitecek bir basiret ver.

Yâ Alîm! Bize her mahlûkun kendisine mahsus zikrini anlayabilecek bir marifet nasip eyle.

Yâ Hakîm! Yaprakların hareketindeki ölçüyü, ağaçların düzenindeki hikmeti, canlıların hayatındaki rahmeti ve bütün kâinatın intizamındaki tesbihi okuyabilmeyi nasip eyle.

Yâ Mukaddir! Bizim hayatımızı da ölçülü, dengeli ve Sana yönelen bir zikir hâline getir.

Bizi yalnız dilimizle zikredenlerden değil; hâliyle zikreden, ameliyle zikreden, ahlâkıyla zikreden ve bütün kâinatın zikrine kalbiyle iştirak eden kullarından eyle.

Allah'ım! Mahlûkatının dilleriyle zikredilen, onların hamdiyle tesbih edilen, hareketleriyle kendisine yönelinen ve bütün varlıkların işaret ettiği Zât! Seni hakkıyla zikredemiyoruz. Bizi gerçek zikredenlerden eyle. Masnuatının tesbihini anlamanın kapısını bize aç. Kalplerimizi onların zikriyle uyumlu, dillerimizi Senin hamdinle ıslak, ruhlarımızı ise bütün kâinatın tesbihine iştirak eden kullarından eyle.

Âmin.

رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.

"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.

DİPNOT:

سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ بِأَلْسِنَةِ جَمِيعِ مَخْلُوقَاتِكَ، وَبِأَنْفُسِ جَمِيعِ كَلِمَاتِ كِتَابِ كَائِنَاتِكَ، وَبِتَحِيَّاتِ جَمِيعِ ذَوِي الْحَيَاةِ مِنْ مَخْلُوقَاتِكَ لَكَ، وَبِمَوْزُونَاتِ جَمِيعِ الْأَوْرَاقِ الْمُهْتَزَّةِ الذَّاكِرَةِ فِي جَمِيعِ أَشْجَارِكَ وَنَبَاتَاتِكَ

“Sübhânsın! Seni hakkıyla zikredemedik. Ey bütün mahlûkatının dilleriyle zikredilen Mezkûr! Ey kâinat kitabındaki bütün kelimelerin kendi zatlarıyla Seni zikrettiği Zât! Ey bütün canlı mahlûkatının Sana sunduğu selâmlarla zikredilen! Ey bütün ağaçların ve nebatların üzerinde titreşerek Seni zikreden bütün yaprakların ölçülü ve düzenli zikirleriyle anılan!”

Bu cümle, önceki “Seni hakkıyla tanıyamadık” merhalesinin devamıdır. Önceki cümlede marifet, burada ise zikr merkezî hâle geliyor. Yani:

Tanımak → zikretmek → bütün varlığın zikrine katılmak

şeklinde yeni bir merhale açılıyor.

مَا ذَكَرْنَاكَ — Mâ zeker-nâke “Seni zikredemedik.”

Kök:

ذ ك ر Zikir; hatırlamak, anmak, dile getirmek, zihinde ve kalpte canlı tutmak anlamlarını taşır.

Buradaki:

مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ ifadesi: “Seni, Seni zikretmeye lâyık olduğun ölçüde zikredemedik.”

demektir. Bu, önceki:

مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ ifadesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Önce: Marifet: Seni hakkıyla tanıyamadık.

Şimdi: Zikir: Seni hakkıyla zikredemedik. Çünkü Marifet derinleştikçe zikir de derinleşir.

يَا مَذْكُورُ — Yâ Mezkûr “Ey zikredilen, anılan Zât!”

مَذْكُور ism-i mef'ûldür:

ذَكَرَ → مَذْكُور “Zikredilmiş, anılmış.” Fakat burada çok kapsamlı bir mânâ var. Allah sadece insanların diliyle değil,

hayvanların hâlleriyle, bitkilerin düzeniyle, yaprakların hareketleriyle, meyvelerin özellikleriyle, bütün kâinatın yaratılış diliyle zikredilmektedir. بِأَلْسِنَةِ جَمِيعِ مَخْلُوقَاتِكَ “Bütün mahlûkatının dilleriyle.” Buradaki “elsine / diller”, sadece konuşma organlarını ifade etmez.

Bu, Risale-i Nur'daki çok önemli bir tefekkür kavramına dönüşür:

Her varlığın kendisine mahsus bir dili vardır. Çiçeğin dili, güzelliğidir. Meyvenin dili, lezzet ve faydasıdır. Ağacın dili, intizamıdır. Yaprağın dili, ölçüsü ve vazifesidir. Hayvanın dili,

ihtiyacı ve yaratılışındaki hikmettir. İnsanın dili, şuur ve iradesidir.

Kâinat Kitabı, cümlenin en derin ifadelerinden biri,

كَلِمَاتِ كِتَابِ كَائِنَاتِكَ “Senin kâinatının kitabının kelimeleri.”

Burada kâinat; Bir kitap

olarak tasavvur ediliyor. Bu kitapta:

varlıklar = kelimeler,

özellikler = harfler,

düzen = cümle,

bütünlük = kitap,

anlam = Allah'ın isim ve sıfatlarıdır.

Dolayısıyla kâinat kitabı okunur; okundukça Allah'ın isimleri tanınır. Bu, Risale-i Nur'un temel tefekkür metoduyla son derece uyumludur.

بِأَنْفُسِ جَمِيعِ كَلِمَاتِ…Burada çok ince bir nokta var. “Kâinat kitabındaki bütün kelimelerin kendi nefisleriyle...”Yani varlıkların Allah'ı zikretmesi için ayrıca insan diline ihtiyaç yoktur.

Varlığın kendisi zikirdir.

Bir çiçeğin rengi, şekli, kokusu,

ölçüsü, zamanı, vazifesi

birlikte onun “zikir cümlesini” oluşturur.

Bu bakımdan yaratılış = zikir

şeklinde bir tefekkür formülü ortaya çıkıyor.

تَحِيَّاتِ جَمِيعِ ذَوِي الْحَيَاةِ “Bütün hayat sahiplerinin Sana sunduğu selâmlar.” Buradaki:

تَحِيَّات “selâmlar, hürmet ifadeleri, tazimler” anlamındadır.

Canlıların hayatları, hareketleri ve ihtiyaçları Allah'a yönelen birer tahiyyat olarak okunuyor.

Bu, Kur'ân'daki: “Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamdiyle tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.” (İsrâ, 44) âyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Burada çok önemli bir nokta vardır. İnsan onların dilini anlamasa da onların tesbihi vardır.

Cümlenin sonunda özellikle:

الْأَوْرَاقِ الْمُهْتَزَّةِ الذَّاكِرَةِ ifadesi geliyor.

“Titreşen, hareket eden, zikreden yapraklar.” Burada önceki nebatat ve ağaç tefekkürlerimiz yeniden birleşiyor. Yaprağın hareketi sadece biyolojik bir olay olarak görülmüyor. Tefekkür nazarıyla:

Hareket → vazife → düzen → zikir. şeklinde okunuyor.

بِمَوْزُونَاتِ “Ölçülü, tartılı, dengeli şeylerle.” Bu kelime önceki çalışmalarımızdaki mizan, intizam, tenzim, tedbir, takdir

kavramlarıyla birleşiyor.

Yani yaprakların zikri bile rastgele değildir. Ölçülüdür. Düzenlidir. Hikmetlidir. Vazifelidir. Böylece:

Mizan → intizam → zikir

arasında yeni bir bağlantı kurulur.

Bu cümlenin en açık Kur'ânî dayanağı:

وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ

“Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamdiyle tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.” (İsrâ, 44)

Bu ayet, bizim cümlemizin adeta Kur'ânî temelidir. Çünkü mesele:

“Mahlûkat zikrediyor mu?” değil;

“Biz onların zikrini anlayabiliyor muyuz?” sorusuna dönüşüyor.

Ayrıca: “Göklerde ve yerde bulunanların ve sıra sıra kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmedin mi? Her biri kendi duasını ve tesbihini bilir.”

(Nûr, 41) âyeti de canlıların farklı tesbih dillerine işaret eder.

Bu bölüm, Risale-i Nur'un “mevcudatın tesbihatı” anlayışıyla doğrudan birleşiyor.

Özellikle Âyetü'l-Kübrâ perspektifinde Kâinat bir zikirdir.

Her varlık: “Beni yapan Allah'ı gösteriyorum.” der. Bu nedenle Risale-i Nur'da varlıklar yalnızca maddî nesneler olarak değil, Allah'ın isimlerinin aynaları ve tesbihatın kelimeleri olarak okunur. Eşyaya bakmak

→ eşyanın vazifesini görmek

→ vazifenin hikmetini görmek

→ hikmetin sahibini tanımak

→ varlığın tesbihini işitmek

→ kendi zikrini ona katmak.

Bu cümle insana, kâinatın sessiz olmadığını öğretmektir.

Kâinat: “sessiz görünen fakat sürekli konuşan bir kitap” gibidir.

İnsanın kendi zikrini kâinatın zikrinden ayırmamasıdır. Yani:

“Ben Allah'ı zikrediyorum.”

seviyesinden:

“Bütün kâinat Allah'ı zikrediyor; ben de bu küllî zikre katılıyorum.”

seviyesine yükselmektir.

Hazırlayan: Nuran Şahin

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.