Yâ Hakîm! Varlıkların özelliklerinden Senin isimlerini okuyabilen bir basiret ver
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey bütün masnuatın mucizeleriyle kendisini tanıtan Yâ Bedî! Ey mahlûkatının eşsiz özellikleriyle sanatını gösteren Yâ Sâni! Ey bütün mevcudatı isimlerinin aynaları kılan Yâ Musavvir! Ey kullarına kendisini tanıma yollarını açan Yâ Alîm! Ey bütün varlığı hikmetle konuşturan Yâ Hakîm! Ey kendisini eserleriyle tanıtan Yâ Ma'rûf!
Sübhânsın Yâ Ma'rûf! Seni hakkıyla tanıyamadık. Fakat Sen kendini bize bütün kâinatın diliyle tanıttın. Bir çiçeğin renginde cemâlini, bir meyvenin lezzetinde rahmetini, bir ağacın düzeninde hikmetini, bir yağmur damlasında rahmetini, bir ayın hareketinde kudretini, göklerin nizamında saltanatını bize gösterdin.
Yâ Bedî! Bizi eserlerinin harikalığı karşısında hayrete düşenlerden değil, o harikalıklardan Sâni'ine ulaşanlardan eyle.
Yâ Hakîm! Varlıkların özelliklerinden Senin isimlerini okuyabilen bir basiret ver.
Yâ Alîm! Bilgimizi marifete dönüştür.
Yâ Ma'rûf! Bize kendini tanımanın yollarını aç; Seni tanıdıkça nefsimizi küçültmeyi, Sana muhtaçlığımızı bilmeyi ve kulluğumuzu artırmayı nasip eyle.
Bütün masnuatının Seni tanıtan şehadetlerine bizi de şahit eyle. Kâinat kitabının harflerini okuyup Müellifine, sanatını görüp Sâni'ine, nimetini görüp Mün'imine, rahmetini görüp Rahîm'ine, hikmetini görüp Hakîm'ine ulaşan kullarından eyle.
Allah'ım! Ayetlerinle tanınan Yâ Ma'rûf, masnuatınla eşsiz sanat sahibi Yâ Bedî, hikmetlerinle tanınan Yâ Hakîm, yaratışındaki sırları bilen Yâ Alîm! Seni hakkıyla tanıyamıyoruz. Bize kendini tanıt; marifetinin kapılarını bize aç. Gördüğümüz her mevcudu ayetlerinden bir ayet, her masnûu isimlerine bir delil, her nimeti ise Sana hamd ve muhabbetimize bir vesile kıl. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ بِمُعْجِزَاتِ جَمِيعِ مَصْنُوعَاتِكَ، وَبِتَوْصِيفَاتِ جَمِيعِ مَخْلُوقَاتِكَ، وَبِتَعْرِيفَاتِ جَمِيعِ مَوْجُودَاتِكَ
“Sübhânsın! Seni hakkıyla tanıyamadık. Ey bütün masnuatının mucizeleriyle, bütün mahlûkatının vasıflarıyla ve bütün mevcudatının tanıtmasıyla bilinen ve tanınan Ma'rûf!”
Bu cümle, önceki “bütün masnuatın Seni övüyor” merhalesinden bir adım daha ileri gidiyor. Burada tesbih ve hamd, marifetullah kavramında birleşiyor. Yani varlıkların Allah'ı tanıtması, insanın ise bu tanıtım karşısındaki “Seni hakkıyla tanıyamadık” itirafına dönüşüyor.
مَا عَرَفْنَاكَ — Mâ arafnâke
“Seni tanıyamadık.”
ع ر ف kökünden gelir.
Marifet, sıradan bir bilgiden daha derin bir tanımadır.
Buradaki:
مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ
ifadesi:
“Seni, Seni bilmeye layık olan hakiki bilme ölçüsünde tanıyamadık.”
mânâsını taşır.
Bu bir ümitsizlik değil, marifetin sonsuzluğunu ve kulun aczini kabul etmektir.
مُعْجِزَات — Mu'cizât
“Aciz bırakan harikalar, mucizeler.”
Burada yalnız peygamber mucizeleri değil, yaratılıştaki harikulâdelik ve olağanüstü sanat anlamı ön plana çıkmaktadır.
Yani:
Her masnu, kendi yaratılışıyla Allah'ın kudretine bir “mu'cize” gibi işaret eder.
مَصْنُوعَات — Masnûât
“Sanatla yapılmış eserler.”
Önceki cümlede de gördüğümüz gibi:
Masnuat = Allah'ın sanat eserleri.
Bu kavram Risale-i Nur'un eser → sanatkâr metodolojisinin temel kavramlarından biridir.
تَوْصِيفَات — Tavsîfât
“Vasıflar, nitelikler, özelliklerle tanıtmalar.”
Bir mahlûkun sahip olduğu özellikler onun yaratılışını yapan Zât'ı tanıtan birer işarettir.
تَعْرِيفَات — Ta'rîfât
“Tanıtmalar, tarifler.”
Burada kelime seçimi çok güzeldir.
مُعْجِزَات → تَوْصِيفَات → تَعْرِيفَات
şeklinde giderek daha açık bir tanıtma süreci vardır.
Cümlenin en önemli yapılarından biri şudur:
بِمُعْجِزَاتِ جَمِيعِ مَصْنُوعَاتِكَ
بِتَوْصِيفَاتِ جَمِيعِ مَخْلُوقَاتِكَ
بِتَعْرِيفَاتِ جَمِيعِ مَوْجُودَاتِكَ
Bunu üçlü bir sistem olarak okuyabiliriz:
1. Masnuat → Mu'cizat
Sanat → harikalık
2. Mahlûkat → Tavsifat
Yaratılış → özellik
3. Mevcudat → Ta'rifat
Varlık → tanıtma
Böylece: Sanat → nitelik → tanıtım → marifet merdiveni oluşuyor.
Bu cümlenin en doğrudan bağlantılarından biri:
"Allah'ı hakkıyla takdir edemediler." (Zümer, 67) âyetidir. Buradaki:
مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ ifadesi, anlam bakımından insanın Allah'ın azametini ve kemâlini hakkıyla kavramadaki aczini hatırlatır.
Ayrıca: "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir." (Hadîd, 1) ayetiyle önceki cümlelerimizdeki masnuatın tesbihi doğrudan birleşir.
Bu cümle Risale-i Nur'un temel metodolojisinin adeta bir özeti gibidir:
Eser → fiil → isim → sıfat → marifet
Âyetü'l-Kübrâ'daki seyahat metodunun temel sorusu:
“Bu âlem ne söylüyor?” sorusudur.
Bu cümlede cevap çok açık:
Bütün mevcudat Allah'ı tarif ediyor. Dolayısıyla kâinat yalnızca var olan bir şey değildir; okunan bir kitaptır.
Burada önemli bir ayrım yapalım: Bilgi
“Çiçek şu özelliklere sahiptir.”
Tefekkür
“Bu özelliklerin arkasında bir hikmet ve sanat var.”
Marifet
“Bu sanat bana Sâni'ini tanıtıyor.”
Muhabbet
“Beni tanıtan bu sanat Sahibine karşı kalbimde sevgi oluşuyor.”
Ubûdiyet
“Bu marifet beni O'na kulluğa sevk ediyor.”
Dolayısıyla: Tefekkür → Marifet → Muhabbet → Ubûdiyet
şeklinde bir yükseliş oluşuyor.
Bu cümlenin hikmeti şu olabilir.
İnsanın Allah'ı tam olarak kuşatamayacağını öğretirken, aynı zamanda Allah'ın kendisini tanıtmak için bütün kâinatı bir deliller kitabı hâline getirdiğini göstermektir. Kâinatı yalnızca seyretmekten kurtarıp okumayı öğretmektir.
Her masnu: “Beni yapanı tanı.”
der.
Her mahlûk: “Beni yaratanın isimlerini oku.” der.
Her mevcut: “Ben kendi kendime meydana gelmedim.” der.
Burada çok önemli bir “kâinatı okuma modeli” ortaya çıkıyor.
Geleceğin bilimleri varlıkların:
genetik kodlarını, hücresel yapılarını, ekolojik ilişkilerini,
kozmik hareketlerini, bilgi işleme sistemlerini daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkardıkça, tefekkür için okunacak “ayetler” de artacaktır. Ancak metodumuz şu olmalıdır: Bilimsel bulguyu doğrudan dinî hüküm yerine koymak değil; bilimsel keşfi, yaratılıştaki hikmet ve sanatın daha ayrıntılı okunmasına vesile yapmak. Bu, Risale-i Nur'un kâinat kitabını okuma metoduyla uyumludur.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.