Yâ Rabbe'l-Âlemîn! Ümmet-i Muhammed'i sünnet-i seniyyeye yönelt
Celcelutiye'den ilhamla dualar...
Bismillahirrahmânirrahîm
Ey kâinatı muhabbet mayasıyla yoğuran ve ilk olarak Habibi'nin nurunu halk eden Bâri ve Latîf, ey her bir mahlukuna ayrı bir güzellik verip, bütün o cemali Mustafa’sının sîretinde cem eyleyen Cemîl ve Musavvir!
Ya Rabbim! Habîbini bana sevdir. Onu tanımayı nasip et. Onun ahlâkını anlamayı ve sünnetini yaşamayı nasip et. Kalbimi Muhammedî muhabbetle doldur. Onun getirdiği nurla kalbimi aydınlat. Onun ümmetine olan şefkatinden bana da nasip ver. Onu yalnız dilimle değil, hayatımla sevebilmeyi nasip et.
Ya Allah, Ya Hayy, Ya Kayyûm! İslam alimlerinin, ariflerin o derin tefekkürleriyle bildirdiği üzere; Sen daha hiçbir şeyi yaratmamışken, kâinatın o nurlu çekirdeği olan Nur-u Muhammedîyi var ettin. Kâinatı O’nun hürmetine, O’na olan muhabbetinle süsledin. Benim kalbimi de o ilk nurun, o en mukaddes hilkat hikmetinin aşkıyla doldur. Beni, O en hayırlı elçinin (s.a.v.) sünnetine liyakatle ittiba eden, O’nun getirdiği nurla kâinatı okuyan sadık muvahhidlerden eyle.
Ya Azîz, Ya Muizz, Ya Kerîm! Yeryüzüne, göklere, melekût ve mülk alemine yayılmış, zerrelerden galaksilere kadar yarattığın bütün o sayısız mahlukatın en faziletlisi, en mükemmeli, en sevgilisi olan Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) ümmet olma şerefini bana lütfettin. Bu şerefi iki cihanda da başımdan indirme. O’nun risaletinin hakikati hürmetine; kalbimin darlıklarını genişliğe, cehaletimi marifete, günahlarımı gufranına tebdil eyle. Kâinatın en büyük şefaatçisinin sevgisini ruhuma sarsılmaz bir kale kıl.
Ey mahlukatı karanlıklardan çıkarıp elçisinin nuruyla aydınlatan Nûru’l-Envâr ve Hâdî, ey risalet tahtının yegane sultanını Kendisine en büyük şahit kılan Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm!
Yâ Rabbe'l-Âlemîn! Ümmet-i Muhammed'i sünnet-i seniyyeye yönelt.
Kalpleri onun sevgisiyle birleştir. Allah’ım! Ahir zamanın dehşetli sarsıntıları, sinsi dalalet hücumları ve kafa karıştıran fitneleri içinde Efendimiz’in (s.a.v.) nurani şahsiyetini unutturmaya çalışan şer odakları karşısında şaşırmış, hırpalanmış ümmet-i Muhammed’e acilen bu mukaddes 'Hakikat-i Muhammediye ve İzz-i Risalet' sırrıyla külli bir uyanış ve ittiba şuuru ihsan eyle. Müslümanların kalplerine o ilk yaratılış mayası olan Muhammedî muhabbeti yeniden nakşet. Mazlum, garip ve boynu bükük kalmış din kardeşlerimize, yeryüzünün en faziletli zatının arkasında durmanın verdiği o sarsılmaz izzeti ve cesareti lütfeyle. Bizleri dünyada O’nun davasını omuzlayan ihlaslı Nur talebelerinden, ahirette ise Livaü'l-Hamd sancağı altında O’nun nur cemalini müşahede eden en yakın komşularından eyle.
Ruhumuzu Mustafa’nın (s.a.v.) nuruyla aydınlat, akıbetimizi O’nun ebedi refakatiyle taçlandır. Esmâ-i Hüsnâ'nın insan suretindeki tecellisi, Muhammedî ahlâkı ile ahlâklandır.
Ya Hayy, Ya Kayyûm! Hamd sancağı elinde olan Peygamber Efendimizin (ﷺ)sancağı altında toplanmayı nasip et. Firdevs'te komşuluğunu ihsan eyle. Bu samimi tazim ve biat niyazımız, kâinatın varlık çekirdeğine olan sarsılmaz bağlılığımız ve bu mukaddes beytin esrarı hürmetine dualarımızı kabul eyle.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ خَيْرِ الْخَلْقِ وَإِمَامِ الْمُرْسَلِينَ
"Allah'ım! Yaratılmışların en hayırlısı ve peygamberlerin imamı olan Efendimiz Muhammed'e salât, selâm ve bereket eyle. Âmin, âmin, âmin…bi-hürmeti Sırri Hakîkati’l-Muhammediyye.
DİPNOT: Celcelutiye’nin 92. beyti; bir önceki beyitte müjdelenen şefaat ve cennet saadetinin esas kaynağını, kâinatın varlık sebebini ve tevhid inancının en zirve makamını ilan eden Hakikat-i Muhammediye (s.a.v.), Makam-ı İzzet ve Kâinatın Reisliği mertebesidir.
Kulun, bütün fani otoriteleri ve sebep dairelerini geride bırakarak, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Allah katındaki mutlak üstünlüğünü ve en hayırlı elçi olduğunu kalben tasdik etmesini; yeryüzüne ve kâinata yayılmış, gelmiş geçmiş bütün mahlukatın ve insanların en faziletlisi, varlığın özü ve çekirdeği olduğunu ilan eden muazzam bir tazim ve şehadet sırrıdır. Celcelûtiye'nin sonunda Hz. Ali (ra), bütün münâcâtların ve duaların merkezine tekrar Hz. Muhammed'i (ﷺ) yerleştiriyor. Çünkü: Tevhidin öğretmeni odur.
Kur'ân'ın tebliğcisi odur. Esmâ-i Hüsnâ'nın en parlak aynası odur. Rahmetin en büyük vesilesi odur. Bu nedenle beyit: "Önce onu tanı."; "Sonra Allah'ı daha iyi tanırsın." hakikatini hatırlatmaktadır.
İslam alimleri, kelamcılar ve arifler (Başta Muhyiddin İbnü'l-Arabi, İmam-ı Rabbani, Mevlana ve Kadı İyaz gibi zatlar), Efendimiz’in (s.a.v.) yaratılış hikmetini şu şekilde şerh etmişlerdir. Alimlere göre kâinat bir ağaç ise, Hz. Muhammed (s.a.v.) o ağacın hem ilk çekirdeği (ilk yaratılan nur) hem de en son ve en mükemmel meyvesidir. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere: "Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur." (Acluni,Keşfü'l-Hafa). Kâinat, o nurun aynalarında tecelli eden esmanın bir tezahürüdür. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım" kudsi hadisinin sırrıyla; Cenab-ı Hakk, kendi cemal ve kemalini, esmasının nakışlarını en mükemmel şekilde görecek, anlayacak ve kâinata ilan edecek bir "Muarrif" (tarif edici) ve "Şahit" istemiştir. İşte o zat, Mustafa'dır (s.a.v.). Varlığın mayası muhabbettir; o muhabbetin en parlak odak noktası ise Efendimizdir. O, sadece insanlığın değil, melâikenin, cinlerin ve yeryüzüne yayılmış tüm mahlukatın en faziletlisidir. Çünkü Allah’ı en derin sırlar kalkanıyla tanıyan, Miraç ile imkan ve vücub ortasına kadar yükselen tek kul O'dur.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, "Sözler" (On Birinci Söz, On Dokuzuncu Söz), "Mektubat" (On Dokuzuncu Mektup) ve "Şualar" (Yedinci Şua - Âyetü'l-Kübrâ) bünyesinde, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) kâinat çapındaki manevi rütbesini harika bürhanlarla şerh eder. Üstad der ki: "Şu kâinatın yaratılış hikmeti, Sâniinin (ustasının) kemalatını ve cemalini göstermektir. O kemalat ve cemali en mükemmel bir surette gösteren, anlayan ve ilan eden, bilbedahe Zat-ı Muhammediyedir (s.a.v.). Eğer o zat olmasaydı, kâinat dahi yaratılmazdı. Çünkü kâinatın tılsımını açan, hilkatin muammasını çözen odur... O zat, şu kâinat ağacının en münevver, en mükemmel akdem (ilk) çekirdeği ve en ahir (son) meyvesidir." Bediüzzaman, Celcelutiye'nin bu beytini tevhidin en büyük şahidi olarak görür. O’na göre, ahir zamanın karanlık dinsizlik felsefeleri ve maddiyun akımları, ancak Efendimiz’in (s.a.v.) şahsiyet-i maneviyesinin nuru karşısında sönebilir.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.