Yâ Ganî! Bizi mahlûkata karşı zilletli bir ihtiyaçtan kurtar
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey Celâl ve azamet sahibi Yâ Zelcelâli ve'l-İkrâm! Ey mutlak kudret sahibi Yâ Kadîr! Ey hiçbir şeye muhtaç olmayan Yâ Ganî! Ey bütün ihtiyaçların kendisine yöneldiği Yâ Samed! Ey her türlü noksanlıktan mukaddes ve münezzeh olan Yâ Kuddûs!
Sübhânsın Allah'ım! Biz aciziz, Sen Kadîr-i Mutlaksın. Biz muhtacız, Sen Ganî-i Mutlaksın. Biz sınırlıyız, Sen mutlak ve nihayetsizsin. Bizim kudretimiz bir sebebe, zamana ve imkâna bağlıdır; Senin kudretin hiçbir acizlik ve ihtiyaçla kayıtlı değildir. “Ol"dersin. Oluverir.
Yâ Kadîr! Ellerimizin yetişemediği yerlere kudretin ulaşır. Akıllarımızın kavrayamadığı işleri kudretin yaratır. Bizim için imkânsız görünen nice şeyleri Sen bir emirle vücuda getirirsin. Bize kendi aczimizi fark ettir ve aczimizi Sana güvenmenin kapısı eyle.
Yâ Ganî! Bizi mahlûkata karşı zilletli bir ihtiyaçtan kurtar; ihtiyacımızı yalnız Sana arz eden kullarından eyle. İnsanlardan beklediğimiz şeyleri Sana yöneltebilmeyi, sebepleri görürken Müsebbibü'l-Esbâb'ı unutmamayı nasip et.
Yâ Samed! Bütün varlıkların Sana muhtaçlığını tefekkür ettir. Bir damla suya, bir nefese, bir lokmaya, bir ışığa, bir saniyeye bile muhtaç olduğumuzu bize göster. Her ihtiyacımızı Senin rahmetinin bir daveti, her mahrumiyetimizi Sana yönelten bir vesile eyle.
Yâ Kuddûs! Seni mahlûkatın ihtiyaçlarıyla ölçmekten, kudretini insan kudretine benzetmekten ve sınırlı aklımızla mutlak kudretini kuşattığımızı zannetmekten bizi muhafaza eyle.
Yâ Hakîm! Geleceğin bilim ve teknolojisini insanlığın gerçek ihtiyaçlarını karşılayan bir rahmet vesilesi eyle. İnsan güçlendikçe Senin kudretine olan ihtiyacını unutmasın; teknoloji ilerledikçe kulluk ve şükür gerilemesin.
Yâ Kadîr! Bedenimizin, aklımızın, ruhumuzun ve bütün kâinatın Sana muhtaç olduğunu bize sürekli hatırlat. Aczimizi ye'se değil duaya, fakrımızı zillete değil ubudiyete, ihtiyaçlarımızı gaflete değil şükre dönüştür. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
ذُو الْجَلَالِ سُبْحَانَ اللهِ الْقَدِيرِ الْمُطْلَقِ الْغَنِيِّ الْمُقَدَّسِ الْمُنَزَّهِ عَنِ الْعَجْزِ وَالِاحْتِيَاجِ
“Celâl ve azamet sahibi Allah, mutlak kudret sahibidir; hiçbir şeye muhtaç olmayan mutlak Ganî'dir. Mukaddes ve münezzehtir; her türlü acizlikten ve ihtiyaçtan uzaktır.”
Bu cümle Risale-i Nur'un temel iki kavramıyla çok güçlü şekilde birleşir: acz ve fakr.
Bediüzzaman'ın insanın Allah'a yönelişinde öne çıkardığı temel hakikatlerden biri “aczini ve fakrını anlamak” tır. Risale-i Nur'da insanın acz ve fakr
içerisinde bulunduğu; buna karşılık Allah'ın Kudret-i Mutlaka
ve Gınâ-yı Mutlak sahibi olduğu vurgulanır. Bu bakımdan cümlemiz
الْقَدِيرُ الْمُطْلَقُ ↔ الْعَجْزُ ve
الْغَنِيُّ ↔ الِاحْتِيَاجُ şeklinde iki büyük karşıtlık kuruyor.
Ben acizim → O Kadîr-i Mutlak'tır.
Ben muhtacım → O Ganî-i Mutlak'tır.
Ben fanîyim → O Bâkî'dir.
Ben sınırlıyım → O Mutlak'tır.
Bu nedenle insanın aczini ve fakrını fark etmesi zayıflıkta kalmak değil, Allah'ın kudret ve gınâsına yönelmektir.
Geleceğin insanı teknolojik olarak çok daha güçlü olabilir.
Yapay zekâ, hesaplama gücünü artırabilir, robotlar fiziksel işleri üstlenebilir, biyoteknoloji insanın bazı biyolojik sınırlarını değiştirebilir, uzay teknolojileri yaşam alanını genişletebilir. Bütün bunlar insanı mutlak kudret sahibi yapmaz. Tam tersine teknoloji ilerledikçe yeni bağımlılıklar ortaya çıkabilir:
enerji → veri → altyapı → ekosistem → bilgi → toplumsal işbirliği.
Bu nedenle geleceğin temel tefekkür sorularından biri şu olacaktır: “Teknolojik olarak güçlenen insan, varoluşsal olarak hâlâ ne kadar muhtaçtır?”
Bu cümleye göre cevap:
İnsan ne kadar güçlenirse güçlensin, mutlak değildir.
Dolayısıyla teknoloji acz ve fakrın ortadan kalkması değil, şekil değiştirmesi olarak da okunabilir.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.