Türk solu, dil devrimini desteklemekle intihar etti

Türk solu, dil devrimini desteklemekle intihar etti

Ahmet Turan Alkan İrfan Mektebi dergisi Ağustos sayısında vermiş olduğu mülakatta dil devrimi ve harf inkılabı hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu

Mülakatın önemli bazı noktalarını sizlerle paylaşıyoruz.Hocam, bir yazınızda 1. ve 2. Dil Kurultayı'nın amacını "Türkler için yeni bir tarih ve dil tasarımı maksadına yönelikti. Bu maksat kısaca genel Türk tarihi içinde Osmanlı asırlarının taşıdığı İslami vurguyu önemsizleştirmek..." şeklinde ifade ediyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Şöyle ifade edilebilir; Cumhuriyet'in kurucuları, hâl-i hazırdaki toplumu beğenmiyor, banal buluyorlardı ve onu dönüştürebileceklerini düşündüler. O devrin sosyal ilim mantıkı muvacehesinde toplumların bir halden bir başka hale cebren dönüştürülmesi mümkün ve mübah addedilmekteydi. İnsanlar Müslümandı; imanı hayatlarının en önemli aksamı olarak görüyor ve benimsiyorlardı. Bu yüzden dönüştürülmeleri gerekiyordu. İşe dille başladılar ve yarıda kalmış olmasına rağmen ben hayli tahribat vücuda getirildiği kanaatindeyim.

Cemil Meriç Jurnal'de "Türkçenin bedbahtlığı, tabiî tekâmülünü yaparken, birdenbire zıplamaya zorlanmasından olmuştur." der. Siz bu konuda ne söylersiniz?

Doğru tesbite ne söylenir; Türkçe, tabii seyrinin en tatlı, en mütekamil, en sade ve güzel terkibinde idi ve bu yüzden devrime, kıyıma tabi kaldı. Türk edebiyatının en modern ve muhalled eserleri bu devirde verildi; o kuşağın yazarları, hâlâ klasiklerimizdir bizim. Kaldı ki zıplanacak bir yer de yoktu; öyle bir irtifa yoktu. Zıpladık ve irtifa kaybettik.

Dil devriminin maksadı daha "millî" bir dil kurmak değildi; daha "seküler" bir dil kurmaktı.

Hocam, dil ve düşüncenin birbiriyle doğrudan irtibat halinde olduğunu düşünürsek; Türkçe'nin sekteye uğratılmasıyla Türk düşüncesi, kültürü ve medeniyeti nasıl bir durumla karşı karşıya kaldı?

Hafızasızlık ve inançsızlık. Dil devriminin maksadı daha "millî" bir dil kurmak değildi; daha "seküler" bir dil kurmaktı. Yaşayan Türkçe, tabii haliyle İslâm inancının kendisini seslerle, kelime ve kavramlarla, onbinlerce isimle taşıyordu. O dili ber-hava etmeden toplumu dinden uzaklaştırıp, güyamüsbet ilim ve fenne yaklaştırmak mümkün olmaz zannıyla yapıldı bu tahribat. Cümlelerimizin kalitesi düştü; düşüncemizin çeperleri daraldı, fikir ve edebiyatta geriledik- kolonyal tarihi olan nev-zuhur ülkelerin seviyesine geriledik.

Peyami Safa "Arap harfi bilmeyen bir genç için Türk tarihinde ve Türk edebiyatında orta seviyeyi bulacak kadar derinleşmek imkânsız." diyor. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

Peyami Bey'in neyi anlatmak istediğini ben fark ediyorum ama aynı nükteyi, bilmeyen birine hissettirmek imkânsızdır.

Tanzimat aydınının dile bakışı ve dili sadeleştirme çabalarıyla Cumhuriyet aydınının dile bakışını aynı saf niyetlilikle açıklamak mümkün müdür?

Hayır, birbirinden farklı şeylerdir. Tanzimat çığırı, XX. Yüzyılın başlarında çok hayırhah ve müsbet bir çığır açarak Türkçeyi güzelleştirdi, zenginleştirdi, çünkü onların yeni bir toplum icad etmek gibi bir tasavvurları yoktu. Dil devrimi olanı tahrip gayesine yöneldiği için tahribatı hala devam ediyor.

Hocam, Harf İnkîlâbından bugüne kadar seksen yıldan fazla zaman geçti. Bu saatten sonra eski harflere dönmek mümkün müdür, ya da ne yapılabilir?

Tabii ki mümkün değil ve böyle bir şeyi aklından geçiren de yok; ama eski harfleri yine öğretebilir, öğrenebiliriz; bu mümkün. Esasen harf inkılabı olmasaydı okur-yazar nüfusun en az % 80-90'ı yine latin alfabesiyle okur-yazar olacaktı. Ortaokul ve liselere bu dersleri koymamız lazım. Bu bir intikam ve restorasyon hamlesi değil, doğru olana dönüş sadece...

Osmanlı Türkçesi'nin cârî olduğu dönemdeki dil, bugünkü dile göre çok farklı. Bugün daha mekanik, daha gündelik bir dille konuşuyor ve yazıyoruz. Sizce eski alfabe, bugünkü dil için bir lüks, bir israf sayılmaz mı?

Eski lisan, dünün hayatında zannettiğimiz gibi süsüyle-püsüyle görünmüyordu; bürokraside, şiirde, okur-yazar zümre içinde belirli zamanlarda, yüksek ifadeye ihtiyaç duyulduğunda bu külfete müracaat olunurdu. Çarşı-pazarın dili daha sade idi ama bugüne nisbetle daha müzikal daha derinlikli ve mantığı bulunan bir lisandı. Dolayısıyla eski lisanı ihya etmek gibi bir tasavvurdan söz etmiyoruz; ona dokunabilmekten bahsediyoruz.

Türk solunun Osmanlı Türkçesi'ne karşı almış olduğu tavrı nasıl yorumlarsınız?

Türk solu, dil devrimini desteklemekle intihar etti. Toplumdan koptu, sevimsizleşti ve kendini karikatürize etti. O günkü tavırları toplumla beraber değil topluma karşı bir vaziyet alıştı. Çoğu artık öyle düşünmemekle birlikte bunun cezasını hala çekiyorlar; halbuki mutedil ve evrensel sol yaklaşımın Türkiye'de bir yaklaşım alternatifi olarak zayıf kalması fikir hayatımızın aleyhine tecelli etmiştir.
Kısaca hem kendilerini hem bizi yaktılar.

Zaman