MİSAFİR KALEM
Tevhid formüllerinden imana ulaşmak!
Bünyamin Bayram
Kur’an-ı Kerim; kâinatı, dünyayı, canlıları ve özellikle insanı, Allah’ın varlığı ile birliğini gösteren birer İlahi mektup, mesaj ve sanat eseri (ayet/kanıt) olarak takdim eder. Bu ayetlerin İlahi kaynağa nasıl işaret ettiğini anlamak için zihinsel bir örgüye, hikmete ve olaylara doğru bir bakış açısına ihtiyacımız vardır.
Bu bakış açılarını "Tevhid Formülleri" olarak niteleyebiliriz. Nasıl ki ham verileri matematik formüllerine işleyerek kesin sonuçlara ulaşıyorsak; bu Tevhid formüllerini de evrendeki olgulara uygulayarak iman hakikatine ulaşabiliriz. Hz. Musa’nın asasını vurup su çıkarması gibi, biz de bu formüllerle baktığımız her şeyden bir "iman suyu" çıkarabiliriz.
Kur’an, bizi bu düşünce biçimine davet eden yüzlerce örnekle doludur:
Gökyüzünün bir tavan gibi korunması, Güneş’in ısı ve ışık kaynağı, Ay’ın ise bir takvim kılınması; gece ve gündüzün birbirini takip ederek dinlenme ve çalışma dengesini kurması; gökten inen suyla ölü toprağın canlanması bu formüllerdendir. Ayetlerde sıkça geçen "Akletmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?" gibi sarsıcı hitaplar, her şeyin ardındaki ölçü, düzen, denge ve hikmete dayalı bu Tevhid formüllerini okumamızı emreder.
Sebeplerin Acziyeti ve Sonuçların Muhteşemliğin gösteren Tevhid Formülü
Dünya üzerindeki varlıkların oluşumunu sağlayan sebeplere baktığımızda; toprak, hava, su, güneş, atomlar, elementler, sıcak ve soğuk gibi etmenlerle karşılaşırız. Bu nedenlerin ortak özelliği; aciz, zayıf, şuursuz ve cansız olmalarıdır. Ancak bu basit etmenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sonuçlar muazzam birer şaheserdir. Sebepler ve sonuçlar arasındaki bu çelişki ve zıtlık, bu uçurum varlıkların görünen sebeplerinin, o varlıkların var oluşunda asıl ve hakiki bir etkiye sahip olmadığını açıkça kanıtlar.
Bahar geldiğinde yeryüzünün canlanmasını düşünelim:
Kupkuru, dilsiz ve sağır bir topraktan; rengi, kokusu, tadı ve vitaminleri bizim biyolojik ihtiyacımıza tam uyumlu olarak üretilen kavunlar, karpuzlar, sebzeler fışkırır. Bizi tanımayan, ağız tadımızı bilmeyen şuursuz tabiat veya kör bir kuvvet-enerji, serseri bir tesadüf, yahut mutasyon ve doğal seleksiyon gibi bilinçsiz evrim mekanizmaları bu harika eczaneyi ve mutfağı asla organize edemez. Bu maddi sebepler canlılığı izah etmekte yetersizdir; demek ki arka planda sonsuz bir ilim, irade ve kudret işlemektedir.
Örneğin bir üzüm salkımını ele alalım:
Tohum kuru, toprak karanlık, asma çubuğu odunsu ve serttir. Ortada sadece basit bir su ve mineraller vardır. Fakat o kuru daldan, adeta birer bal tulumbacığı gibi zarif üzüm taneleri sarkar. Üstelik bu tatlı sular dağılmasın, bozulmasın diye her bir tane doğal ve koruyucu bir kabukla mükemmel şekilde ambalajlanmıştır.
Uzaydan bir yabancı gelse ve ona bu harika meyvenin şu karanlık topraktan ve kuru odun parçasından kendi kendine çıktığını söyleseniz, aklınızla alay eder. Aynı mantığı; mühendislik harikası geometrisiyle nar tanelerine, C vitaminiyle kışın imdadımıza yetişen portakala, içindeki süte hiç toprak karıştırmayan hindistan cevizine veya inek/koyun memesinin kan ve fışkı arasından çıkan halis süte de uyarlayabiliriz.
Formülümüzü uyguladığımızda Mantıksal Çıkarım:
Şuursuz, basit ve aciz sebepler; şuurlu, sanatlı ve hikmetli işler yapamaz. Öyleyse bu etmenleri kontrol eden, perde arkasında her şeyi sevk ve idare eden sonsuz bir İlim ve Hikmet Sahibi vardır.
Biyokimya ve Hayatın Gizemi: Cansız Moleküllerden Canlılığın Mucizesine
Hayat nasıl ortaya çıktı? Biyokimya, özünde "canlılık nedir, hayat nedir?" sorularının cevabını arar. Ancak insanlık bu sırrı tamamen çözmenin ne denli zor olduğunu fark ettikçe, biyokimya bilimi rotasını canlılardaki o muazzam mekanizmaları anlamaya ve açıklamaya çevirmiştir.
Canlılığı oluşturan temel moleküller; ağırlıklı olarak proteinler ve nükleik asitlerdir (DNA ve RNA). İlginç olan şudur ki, bu moleküller tek başlarına canlı değildir. Fakat kusursuz bir düzenle bir araya geldiklerinde, "hayat" denilen o büyüleyici eser ortaya çıkar. İşte biyokimya bilimi, bu cansız parçaların nasıl olup da birleşerek bilinçli bir yaşam formuna dönüştüğünü açıklamakta bugün bile zorlanmaktadır.
Kusursuz Uyum ve İlahi İlham
Canlılar aleminde öyle muazzam olaylar gerçekleşir ki, böyle muhteşem bir hayatı ortaya çıkaran etmenlerin müthiş bir akla ve sonsuz bir bilgiye sahip olması gerekir. Üstelik bu moleküllerin sadece kendi başlarına "akıllı" olmaları da yetmez; her birinin büyük bir bütünün parçası olarak uyum içinde çalışması ve vücudun genel durumuna göre koordineli hareket etmesi şarttır.
Kendi başına bilinci ve iradesi olmayan bu cansız moleküllerin, böylesine akılalmaz bir organizasyonu tek başlarına gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu muazzam düzen, ancak ilahi bir ilmin, kudretin ve iradenin kontrolüyle açıklanabilir.
İnsan Sarayı ve Hücresel Bütünlüğün Tevhid Formülü
Kur’an, insanın bir damla sudan (nutfeden) aşama aşama yaratılış mucizesine sıklıkla dikkat çeker. Anne karnındaki döllenmeden sonra oluşan zigot ve embriyo, ilk haftalarda sadece basit bir hücre bölünmesiyle çoğalır. Ardından biyolojide "hücre farklılaşması" denilen mucizevi bir süreç başlar: Aynı kökten gelen hücrelerin bir kısmı sertleşip kemik olurken, bir kısmı saydamlaşıp göz merceğini, bir diğeri ise elektrik sinyallerini ileten beyin dokusunu oluşturur. Dokuz ayın sonunda o basit sudan; konuşan, düşünen, özleyen, ağlayan, gülen, hüzünlenen, sorgulayan, akıllı ve medeniyetler inşa eden, estetik algısı olan ve erkek ile dişi olarak birbirini tamamlayan harika bir İNSAN ortaya çıkar.
Basit ve değersiz (hakir bir su) bir başlangıç (sebep), muhteşem ve paha biçilemez bir neticeye, “Ahsen-i Takvim” (güzel ve kıvamında) olan insana dönüşmüştür.
Bu mikro âlemdeki organizasyon, makro düzeyde bütünsel bir sistemi doğurur.
Genetiğinde yapımızla ilgili milyonlarca bilgilerin DNA sında kodlandığı ve vücudumuzun yapı taşları hükmünde olan hücrelere bakalım: Vücudumuzdaki trilyonlarca hücre; dokuları, dokular organları, organlar ise tam bir uyum içinde insan bedenini meydana getirir.
Aklımıza şu soru geliyor?
Nasıl oluyor da trilyonlarca hücre böyle bütünsel bir uyumu yakalayarak insan bedeninin oluşmasını, o mükemmel sistemi sağlıyor?
Bunu bir analojiyle açıklayalım:
Bir binanın tuğlaları, çimentosu, demiri ve camları kendi başlarına hareket ederek; "Hadi bir araya gelelim de şuraya mükemmel bir saray yapalım, mutfağı şurada, pencereleri burada olsun" diyemezler.
Aynen öyle de, ilim ve kudret sahibi bir yaratıcı mimar olmadan, atomların ve hücrelerin kendi başlarına bir araya gelerek "İNSAN BİNASINI" inşa etmeleri akıl dışıdır.
Makrokozmos ve Mikrokozmos: Evren ve İnsanın Karşılaştırılması
Muazzam bir düzen ve kusursuz bir denge içindeki bir kainatta yaşıyoruz; dünyamız tek bir saniye bile şaşırmadan milyarlarca yıldır dönmeye devam ediyor. Ancak bu devasa aleme rağmen insan, kainatın kendisinden bile daha harika ve mucizevi bir varlıktır.
Bugün gözlemlenebilir evrende yaklaşık 2 trilyon galaksi ve her galakside milyarlarca yıldız olduğu tahmin ediliyor. Buna karşılık, tek bir insan vücudunda yaklaşık 37 trilyon hücre ve her bir hücrenin içinde ise 200 trilyon atom bulunuyor.
Şairlerin ve düşünürlerin de dediği gibi; insan, bu devasa evrenin küçük bir misali (mikrokozmosudur). Fiziksel olarak evrenin içinde küçük bir nokta gibi görünse de, taşıdığı biyolojik ve ruhsal derinlikle kainattan çok daha büyük bir mucizedir.
Sonuç
Yaratıcı, kâinatın her köşesine bu Tevhid formüllerini nakşetmiştir.
Böyle aciz, cansız ve şuursuz etmenlerden şuurlu bir iş yapmalarını beklemek veya bu olayları sağır tabiata, kör kuvvete/enerjiye, serseri tesadüf olan kendiliğinden oluşuma, şuursuz evrim mekanizmalarına havale etmek akılla bağdaşır mı?
Bizler varlıkların ön yüzünü (maddi ve fiziki yapısını) gözümüzle okurken; arka yüzündeki sanatı, anlamı, hikmeti ve mesajı ise akıl, kalp ve iman gözüyle (basiretle) görürüz.
Böylece tüm bu eserlerin asıl “Sanatkârını tanıma” bahtiyarlığına ulaşırız.
Göz sanatı görüp de basiretimiz (akıl ve kalp gözümüz) Sanatkârı görmezse, bu durum çok acayip ve garip düşmez mi? İnsanlık adına en büyük körlük olmaz mı?
Selam ve sevgilerimle…
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.