Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Tek kitaplılık mıyız?

A+A-

İsmine gerek yok. Bir kardeşimiz nurculuğun sorunları diyerek on sekiz maddelik bir beyanda bulundu. Her bir maddesi ayrıca değerlendirilebilir ama ben birkaç maddesi üzerinde anlayabildiğim kadarıyla bir şeyler söylemek istiyorum.

Evvela, tek kitaplılık ve tek dünyalılıkla mâlülmüşüz. Keşke olabilsek kardeşim. Yeterince okuyup tam istifade edebilsek. O zaman ne dünyalar keşfedeceğiz ama tembelliğimizle yetersizliğimiz, buna  engel oluyor maalesef. Bak senin çağı en iyi okuyan münevver dediğin Yusuf Kaplan, sadece Birinci Lem'a için neler diyor: 

"Birinci Lem'a üç sayfalık bir metin ama böyle bir metin İslam düşünce tarihinde yok. Birinci Lem'a'dan biz hem İslam düşüncesinin hem çağdaş Müslümanların temel sorunlarının ne olduğunu anlayabiliriz. Bu lem'a'da çağımızda karşı karşıya kaldığımız sorunların nasıl çözümleneceğine ilişkin bir tarih felsefesi çıkarabiliriz. Bu lem'a'da dünyaya söyleyeceğimiz sözü nasıl söyleyeceğimizi gösteren bir estetik teori geliştirebiliriz. Bu inanılmaz bir şey. Birinci lem'a'yı dönüp dönüp okuyorum, bir türlü tükenmiyor."

Bu cümleler sadece Birinci Lem'a için söyleniyor. Evet, biz tek kitaplılığı bırak, tek lem'alı da olamadık. Keşke olabilsek güzel kardeşim. Tek kitaplı olmayı şeref madalyası olarak taşıyacağım. Çok kitaplı olup ölüm döşeğindeyken: "Ya bu kadar bilgilerim bir hiçmiş. Bunlar bizimle toprağa gidecekler." diyeceğime; tek kitaplı olup ebedî hakikatlerin bendesi olmayı tercih ederim azizim. Biz daha İkinci lem'a' ya geçip asrın tüm sapkın ideolojilerinin kaynağı olan "kötülük problemini" kökten çözen şaheser izahları bile duyuramadık. İkinci Lem'a'da en büyük psikologlara taş çıkaran psikolojik yorumların bile farkında değiliz daha kardeş. 

Dupduru bir hayat yaşayan, bir dava uğruna meşru lezzetlerini bile terk eden Said Nursi'nin doğum tarihinde bile anlaşamadık. Mirasının kavgası ile meşgulüz daha. Keşke tek kitap hastalığımızla kalabilseydik.

İslâm tarihinde torunu, torbası, türbesi olmayan tek kahramandır Said Nursi. Kendi elbisesini satıp kendi kitabını alan bir istiğnası vardır. Bu istiğnası bile davasının haklılığının tek delili olabilirdi. İkinci Mektubu bu yönüyle layıkınca okuyamadık,tanıtamadık. Keşke tek kitaplı olsak da hakkını verebilsek kardeşim.

Zaman kavramına çeşitli boyutlarıyla yaklaşarak, ona bir de dikey bakış getiren şaheser Üçüncü Lem'a için destanlar bile azdır. Ona da neşideler dizemedik be kardeş. Elin oğlu, ülkesini terk edip giden üç beş şiirle idare eden sahte kahramanlar için tiyatrolar oynayıp dünyayı ayağa kaldırırken, biz Birinci  Sözün girişine bile daha aşina olamadık.

"Birinci Sözü anlamayan, besmeleyi anlayamaz." diyen hoca: "Ey nurcular bu hakikatleri bizden saklamayı nasıl başardınız?' serzenişiyle de bizim çok kitaplılığımızı değil, bir tek kitabın bir tek mevzusunu, niçin gereğince önemsemedigimizi sorguluyor gibiyidi azizim.

Yirmi beşinci Söz'le Kur'an'a getirilen tarifi çözmeye çalışıyoruz. Vakit bulabilirsek, başka kitaba da geçeceğiz elbette. Fakat o tarifi daha hazmedemedik ki bir türlü. Hem diğer kitapları bizim dışımızda okuyanlar çoktu.Onun için bize ihtiyaç da yoktu. Ama asrı kucaklayan ve okuyanı az olan  bu eserlere lazım olan ilgi gösterilmiyordu azizim. Sen olsan en elzemini tercih etmez misin?

İnsan üzerine yazılan kitaplara bir ara daldık. Fakat gördük ki Yedinci Meseledeki, Yirmi üçüncü Söz'deki insan tahlil ve tarifleri gibisi yok.Tekrar tek kitaba döndük ve sağındık. Sen çok kitaplısın ya  bulduğun insan tariflerini bize de bildir, onlara da dalalım azizim.

Onuncu Söz'de esmaül hüsna, dünya, kâinat, yeryüzü, insan, ilkbahar-yaz, adalet, hukuk, zulüm, israf, hikmet,abesiyet, hayat, ölüm, dirilme gibi hakikatlerin, on iki suret ve on iki hakikat şeklinde nazma yakın mensurlaşması var. Hem de bu sözün, okudukça açılan, açıldıkça büyüyen, büyüdükçe insanı saran, sardıkça aklı ve kalbi birleştiren bir büyüsü var azizim. Daha bitiremedik bunu. On Birinci Sözü ise ifade etmeye utanıyorum. Daha mütefekkir misafirleri rahatsız eden seyirci konumundayız. Bu konumdan terakki edip Otuzuncu Söz'e geçebilsek kendimizi bahtiyar bileceğiz.

Ne zormuş bu nurculuk yahu! Hangi risalenin hangi mevzusuna dalsan, önüne başka dünyalar açılıyor. İkinci kitaba bir türlü geçemiyorsun. Keşke geçebilsek be arkadaş!

Diğer düşünce akımlarına karşı da mesafeli duruyormuş nurcular. Hani derler ya "Medâr-ı iftiharım olan mehasinim, şimdi günah sayılıyor." 

Hangi düşünce akımına nurcular yakın olsun mesela? Bazı sözlerinizle kutsadığınız ateizme mesela yakın olsunlar mı? Agnos serserilerine, materyalistlere, deislere mesela... Mealistler, siyer-i seniyye düşmanları, tarihselciler... Çok akım var. Hangi akıma yakın olmalarını emir buyurursanız bari onu da yazın da bu şaşkın nurcular ona yakın olsunlar. Bu iyiliğinizi bu koca camiadan esirgemezsiniz herhalde.

Zaten nurculuğun varlık gayesi bunlarla mücadele. Bunlara mesafeli olmadıkları zaman bitmişler demek. Hani şair diyor ya:

"Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, Gündüz geceye muhtaç,bana da sen lazımsın."

Risale-i Nur'lar bunların kökünü kazıyor ve bu fesat şebekelerinin alem-i İslâm'dan nefiy ve ihracına çalışıyor. Onların infaz kararını veriyor. Onlara nasıl yakın olacak be kardeş?

Ehl-i sünnet dairesindekilerle ise hiç ayrılmamış ki yakınlığından söz edilsin. Onlarla metotta olmasa da maksatta daima beraber, omuz omuza ve diz dizedir nurcular. Gerisi buhtan olur arkadaş.

Oldum olası bu 'teoloji' kelimesine mesafeli dururum. Din bilimi, ilâhiyat demekmiş. Nurcular teolojik tartışmaları yakından takip etmiyormuş.

 Peki kardeşim sen yakından takip ediyorsun, biliyorum. Ne kazandın takip ederek? Ben tâkip etmedim, ne kaybettim? Yeni bir din mi geldi ki onu öğrenelim? Bütün dinlerin esası İslâm değil mi ? İslâm'dan önce o devrin yapısı ve insanların anlayışına göre, Rabbimiz bir din göndermiş ama tümünün esası, kaynağı aynı. En son, en mükemmeli İslâm değil mi? "Ben bugün dininizi tamamladım." demiyor mu Rabbimiz? Tamamlanan din dururken, hangi teolojik tartışmanın, hangi tarafında olacağız? Putperestliğe döndürülen Hıristiyanlığı mı, Müslüman kıyımına çevrilen Yahudiliği mi inceleyeceğiz? 

Nurcular Risale-i Nur'u kapalı metne dönüştürmüşlermiş. Nasıl yani?  Onuncu Söz hakkında doktora yapıldı da engel mi oldular? Otuzuncu Sözü mü risalelerden çıkardılar?  On Yedinci Söz gibi bir şaheseri, sanat tarih kitaplarına mevzu yapamadıkları için olabilir belki. Onu becerdiler işte. Ama ders makamındaki laubaliliği kast ediyorsak doğru olabilir. Çünkü o kürsü, şahsın rütbe gösterme yeri değil. Nurların konuşulması içindir.

Risale-i Nur'ları, her soruya cevap veren metin olarak görüyorlarmış. Herhalde hasta haklarına, logaritma formüllerine, Amerikan tavuklarının sayısına, namazın sünnetlerinin ne olduğuna cevap veriyor demiyorlardır.

Ama hususen bu asrın insanının imandan tut amelin ehemmiyetine, ihlastan tut asrı kavuran maddeciliğe, insandan tut dünyanın mahiyetine, içtima-i hayattan tut eğitim meselelerine her meseleye cevap veriyor diyorlardır. Hangi sorunun cevabını bulamadık mesela? Bu aciz, bu cehaletimle beş yüz sual çıkarttım, hepsinin cevabını buldum mesela. Hangisine cevap vermiyor acaba, bilmek hakkımızdır.

Nurların arka planını ihmal ediyormuşuz bir de. Ne âlâ. Ben, on beş sene tahsille mümkün, mantıktan tut tefsire, dilbilgisinden tut felsefeye kadar insanı yüksek ilimlere götürün âlet ilimlerinden kurtardığı için Nurları okuyorum zaten. Seriüsseyir olan bu zamanın evladına muhtaç olduğu hakikati ulaştırmaktan vakit mi var dostum? 

Soru sorma özelliğini de kaybetmişiz. Bu da sorulara cevap vermekten, vakit bulamadığımızdandır herhalde. Hangi soruları soramıyoruz acaba doğrusu merak ettim? Risaleler soru dolu zaten. Başka soru mu kaldı sorulmadık?  Bir iddiamız Nurlar her soruya cevap veriyor idi, onu da elimizden aldın kardeş.Kaldık orta yerde.

Daha birçok eleştiriler var. Fakat hepsine yer vermek zor. Birkısmına kısmen katılabiliriz ama müşahedeler çoğunun nisyana gönderiyor. Zaten satırların yazarı da bir müddet önce yazdığı yazılarda bunların tersini söylüyordu.

Evet dostlar, aman "ihlas, tesanüt, fedakarlık" sırrına mazhar olarak, şahs-ı mâneviden ayrılmayalım. Ordaki küçük bir sandelye bile kürsülere tercih edilir.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
16 Yorum