Takva; kulluk şuuruna varmaktır

Takva; kulluk şuuruna varmaktır

İlahiyatçı Yazar Prof. Mehmet Emin Ay: Takva, kişinin kulluk şuuruna sahip olmasıdır.

Bu kulluk şuuru, en çok oruç ibadetinde kendini gösterir. Çünkü sahura kalkan mümin, ‘Allah’ım! Senin rızan için uykumu bölerek sahura kalkıyorum’ demektedir.
-Ramazan yahut oruç dendiğinde sizin zihninizde ne canlanır. Sizce nedir Ramazan?

Çocukluk yıllarının insan üzerindeki etkilerinden olsa gerek, her Ramazan bana, çocukluk yıllarımda sahura kalkarken, Kahire Radyosu’ndan evimizin içine yayılan davudî sesli hafızların okuduğu Kur’an’ı, akşamüzeri fırınlardan dışarıya taşan pidelerin kokusunu, geceleri Nûrşin Camii’nde kıldığım Teravih namazlarını, topluca okunan salat ü selamları, bana yaptırılan tesbihatı ve sonunda okuduğum Amenerresulü aşr-ı şerifini hatırlatır.

-Orucun farziletinden bahseder misiniz?

Bakara suresindeki oruçla ilgili ayetlerde, “Ey müminler! Daha önceki ümmetlere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı. Umulur ki bu sayede takva mertebesine ulaşırsınız, müttakilerden olursunuz” buyrulmaktadır.  Ayetten anlaşılan hususlardan biri de oruçla takva arasında bir bağın mevcudiyetidir. Denilebilir ki, salih ameller içinde kişiye takva mertebesini kazandıran en önemli ibadetlerden biridir oruç... Peki, takva nedir? Denilirse, en kısa ve özlü anlamıyla takva, kişinin kulluk şuuruna sahip olmasıdır, diyebiliriz. Bu kulluk şuuru, en çok oruç ibadetinde kendini gösterir. Çünkü sahura kalkan mümin, “Allah’ım! Senin rızan için uykumu bölerek sahura kalkıyorum. Gecenin yarısında Senin rızanı arıyorum. Çünkü Sen benim Rabbimsin, bense Senin kulunum” der. Aynı mümin, günlük yaşantısı içinde, acıksa da susuzluktan yansa da, ne bir lokma yemeyi ne de bir yudum su içmeyi düşünmez. Çünkü bu kulluk şuuru ona ibadetini tamamlama iradesi verir. Kimse iftar saatini bir dakika bile öne almayı aklından geçirmez.

-Orucu zamanlar üstü bir ibadet olarak değerlendirebilir miyiz?

Evet, oruç zamanlar üstü bir ibadet hükmündedir. Şunu söyleyebiliriz ki, insan nefsi, verdikçe azgınlaşır, kontrol altına alındığı zaman ise şerrinden emin olunur. Mutasavvıflar, “mide aç iken nefis tok olur; mide tok iken nefis aç olur!” derler. Bir hadis-i şerifte, nefsin sıcak ve soğuk ortamların en uç noktalarında terbiye edilemediğinden, onun ancak aç bırakılmak suretiyle Allah’ın rububiyyetini kabullendiğinden söz edilir. Riyazet denilen, aç kalmak suretiyle nefsi terbiye etmek hemen her din ve her manevi terbiye anlayışında ilk sıralarda gelir. Ancak orucun farklı yönü, başka bir şey için değil, onun sadece Allah’ın rızasına talip olmak için tutulmasıdır.

-Neredeyse tüm İslâm âleminde en yaygın ibadet biçimi olarak oruç öne çıkmaktadır?

Doğrusu bu tespit, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir husustur. Kanaatimce, abdest ve namaz insan nefsine zor geliyor. Sağlam bir inanç temeli olmadığı ve küçük yaştan bir alışkanlık bulunmadığı sürece, kişinin her gün beş vakit namaz kılma özelliğine sahip olması kolayca mümkün olmuyor.  Asr-ı Saadet’te bile münafıkların, namaz kılmak için “üşene üşene” kalktıklarından bahseden ayetler vardır. Yatsı ve sabah namazlarının onlar için en zor namazlar olduğunu ifade eden hadislere rastlıyoruz. Bugün de, namaz gibi “dinin direği” kabul edilen bir ibadetin, İslam dünyasında beş vakit olarak kılınma oranı maalesef düşük düzeylerde kalırken, Ramazan, tüm İslam dünyasında büyük bir coşkuyla ve en yaygın ibadet biçimiyle yaşanıyor. Bunda öncelikle orucun, namaz gibi her gün ve yıl boyunca devam etmesi yerine bir ay sürmesinin rolü vardır. Ayrıca , “içimizdeki ben” denilen nefsin, bir ay süresince açlığa ve susuzluğa katlanıp, kıldığı beş vakte bir de teravihleri ekleyip kendini bu ay sonunda tekrar eski alışkanlıklarını devam ettirmeye “hak sahibi” olarak görmesi de rol oynuyor. İslam dünyasının önemli bir derdidir.

Star