Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatıyla bir şahıs aramızdan ayrıldı; fakat onun başlattığı iman ve Kur’an hizmeti sona ermedi. Çünkü Bediüzzaman, eserlerinin yanında bir hizmet mesleği ve bu mesleği taşıyabilecek bir şahs-ı mânevî meydana getirmişti. Bu noktada onun “varis talebeleri”nin önemi ortaya çıkar.
Bediüzzaman’ın varislerini yalnızca kendisinden sonra gelen kimseler olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Buradaki varislik, öncelikle iman hizmetinin esaslarına varis olmaktır. İhlâs, sadakat, tesanüd, uhuvvet, meşveret, fedakârlık ve müsbet hareket gibi düsturların hayat içerisinde temsil edilmesi, bu mirasın asıl mahiyetidir.
Bediüzzaman’ın yanında yetişen talebeler içerisinde bazı isimler, sonraki dönemde bu hizmet mirasının anlaşılması bakımından özel bir konuma sahip olmuştur. Zübeyir Gündüzalp, Tahiri Mutlu, Bayram Yüksel, Mustafa Sungur, Hüsnü Bayramoğlu, Said Özdemir gibi isimler, farklı şahsiyet ve kabiliyetleriyle bu dönemin önemli hizmet insanları olarak öne çıkmaktadır.
Zübeyir Gündüzalp: Hizmet Metodunun Muhafızı
Bu isimler içerisinde Zübeyir Gündüzalp’in yeri ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü Zübeyir Gündüzalp, Bediüzzaman’ın vefatından sonraki ilk dönemde Risale-i Nur hizmetinin meslek ve meşrep esaslarının korunması ve hizmette irtibat ve ittihadın sağlanması noktasında en bariz bir rol üstlenmiştir.
Onun hayatında dikkat çeken temel husus, şahsî bir makam arayışından ziyade Üstadın mesleğine sadakat anlayışıdır. Zübeyir, Risale-i Nur hizmetini şahıs merkezli bir yapı hâline getirmek yerine, şahs-ı mânevî ve meşveret ekseninde yürütmeye gayret etmiştir.
Bu sebeple Zübeyir Gündüzalp’i anlamak, sadece onun biyografisini okumak değildir. Aynı zamanda “Bediüzzaman’ın vefatından sonra bu hizmet nasıl devam edecekti?” sorusuna verilmiş fiilî bir cevabı anlamaktır. Zübeyir Ağabey'e kin besleyenlerin temel sebebi de budur.
Tahiri Mutlu: İhlâs ve Sadakatin Temsili
Tahiri Mutlu ise, hizmet hayatındaki ihlâsı, sadakati ve fedakârlığıyla dikkat çeken isimlerden biridir. Onun şahsında, Risale-i Nur hizmetinin yalnızca fikrî bir faaliyet olmadığı; insanın bütün hayatını iman hizmetine yöneltebileceği görülür.
Tahiri Ağabey gibi isimlerin en önemli taraflarından biri, Risale-i Nur'u anlatmaktan önce yaşamaya çalışmalarıdır. Çünkü Risale-i Nur hizmetinde sözün tesiri, hâlin doğruluğuyla yakından ilgilidir. Ve bugün Envar Neşriyat tarafından yapılan baskıların esas olarak almış oldukları nüsha da Tahiri Ağabey'e aittir.
Bayram Yüksel: Fedakârlık ve Hizmet Ruhu
Bayram Yüksel, Risale-i Nur hizmetinin fedakârlık boyutunu temsil eden önemli isimlerden biridir. Onun hayatında hizmet, rahat zamanlarda yapılan bir meşguliyet değil; bütün hayatı kuşatan bir vazife anlayışıdır.
Bu yönüyle Bayram Yüksel, sonraki nesillere önemli bir hakikati hatırlatır: Bir davanın devamı, yalnızca onu savunanların değil, onun için fedakârlık yapanların omuzlarında yükselir.
Abdullah Yeğin Ağabeyce kurulup Bayram ve Sungur Ağabeylere intikal eden Sözler Neşriyat da Hafız Ali Ağabeyin nünhasını esas alarak neşriyata devam etmektedir.
Mustafa Sungur: Üstadın Şahitlerinden Biri
Mustafa Sungur Ağabey ise, Bediüzzaman’ın son dönemine şahitlik etmiş ve onun hizmet anlayışını sonraki nesillere aktaran önemli isimlerden biri olmuştur.
Sungur Ağabey’in önemi, yalnızca Bediüzzaman’ı görmüş ve onunla beraber bulunmuş olmasından ibaret değildir. Onun hatıraları, Risale-i Nur hizmetinin tarihî hafızasının oluşmasında da önem taşır.
Çünkü bir davanın yazılı eserleri kadar, o eserlerin hangi şartlarda ortaya çıktığını ve nasıl bir ruhla taşındığını bilen şahitlerin nakilleri de önemlidir.
Hüsnü Bayramoğlu: Hizmet Hafızasının Devamı
Hüsnü Bayramoğlu gibi Ağabeyler de Üstâd Bediüzzaman sonrasındaki dönemde Risale-i Nur hizmetinin devamlılığı bakımından önemli şahsiyetlerdir. Onların uzun yıllara yayılan hizmet hayatları, farklı dönemlerde Risale-i Nur'un nasıl taşındığını göstermesi bakımından dikkate değerdir.
Burada mesele, “en önemli talebe kimdir?” sorusuna cevap aramak değildir. Asıl mesele, hangi talebenin hangi hizmet vasfıyla öne çıktığını anlamaktır.
Çünkü Bediüzzaman’ın meydana getirdiği hizmet şahsî bir liderlik sistemine değil, bir şahs-ı mânevî anlayışına dayanır. Birinde ihlâs, diğerinde fedakârlık; birinde neşriyat, diğerinde meşveret; birinde Üstadın hatıralarını muhafaza, diğerinde hizmet metodunu sonraki nesillere aktarma daha belirgin olabilir.
Asıl Miras Nedir?
Bütün bu isimleri bir araya getiren asıl nokta, şahısları değil mesleği merkeze almalarıdır.
Bediüzzaman’ın mirası, herhangi bir talebenin şahsında sınırlanamaz. Onun gerçek mirası, Risale-i Nur’un ortaya koyduğu iman hakikatleri ve bu hakikatleri insanlara ulaştırma mesleğidir.
Bu nedenle varis talebelerin hayatlarını incelerken iki uçtan da kaçınmak gerekir. Bir tarafta onları sadece tarihî şahsiyetler olarak görüp taşıdıkları hizmet mirasını küçümsemek; diğer tarafta ise onları ölçünün kendisi hâline getirip Risale-i Nur’un önüne geçirmek doğru değildir. Hele hele onları itibarsızlaştırmaksa doğrudan doğruya Bediüzzaman'a ilişmektir.
Ölçü Bediüzzaman’ın mesleğidir; talebeler ise bu mesleğin farklı cephelerini temsil eden canlı şahitlerdir.
Bugünün Nur talebeleri açısından onların hayatları bu sebeple son derece değerlidir. Çünkü bugün elimizde yalnızca Risale-i Nur'un metinleri değil, o metinlerin nasıl okunabileceğini, nasıl yaşanabileceğini ve nasıl bir hizmet hayatına dönüştürülebileceğini gösteren örnek hayatlar da bulunmaktadır. Ağabeyler Anlatıyor ve Son Şahitler bu alanda temel eserlerdir.
Netice olarak Bediüzzaman’ın varis talebelerini tanımak, geçmişe nostaljik bir yolculuk yapmak değildir. Bilakis Risale-i Nur hizmetinin hafızasını, metodunu ve ruhunu anlamaktır.
Bugün yeni neslin ihtiyacı yalnızca Risale-i Nur'u okumak değil; Risale-i Nur'un nasıl okunacağını da öğrenmektir. Bu noktada Bediüzzaman’ın varis talebelerinin hayatları, sözleri, hizmet anlayışları ve Üstadla olan münasebetleri önemli birer rehber mahiyetindedir.
Çünkü eserler bize hakikati, varis talebelerin hayatları ise o hakikatin nasıl taşınacağını gösterir.
Asıl miras da budur: Şahsı büyütmek değil, davayı büyütmek; makamı korumak değil, mesleği korumak; kendisini öne çıkarmak değil, şahs-ı mânevîyi güçlendirmek.
"Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz." (Kastamonu Lahikası (89)
Selam ve dua ile.