Salahattin ALTUNDAĞ

Salahattin ALTUNDAĞ

Dünyâ Neden Kalbimize Yetmiyor?-4

Îmân dünyâyı Cennet yapmaz; ama dünyânın içindeki karanlığı aydınlatır.

Bir önceki yazımızda dünyânın güzel olduğunu; fakat Cennet olmadığını konuşmuştuk. Namâzın her sıkıntıyı bir anda ortadan kaldırmadığını, fakat fırtınanın içinde kalbin yönünü koruduğunu görmüştük. Bâzı iç sıkıntılarının da insana neyi ihmal ettiğini düşündüren bir alarm olabileceğini söylemiştik.

Şimdi şu sorulara bakalım:

Madem dünyâ geçici, öyleyse nimetleri nasıl seveceğiz?
Îmân dünyâya bakışımızı nasıl değiştirir?
Ve içimiz daraldığında ne yapabiliriz?

DÜNYÂ NİMETLERİ FRAGMAN GİBİDİR

Bir filmin fragmanını izlersin. Fragman seni heyecanlandırır; ama filmin tamâmı değildir. Fragmanı filmin kendisi zannedersen eksik kalırsın.

Dünyâdaki güzellikler de Cennet nimetlerinin küçük işâretleri ve haberleri gibidir.

Güzel bir sofra, Cennet sofralarını hatırlatır. Güzel bir bahar, Cennet bahçelerini düşündürür. Güzel bir dostluk, ayrılıksız dostluğu özletir. Huzurlu bir ân, asıl huzurun varlığını haber verir.

Dünyâdaki güzellikler sanki şöyle der:

“Bende takılıp kalma; beni vereni ve benden daha güzelini düşün.”

Bir çiçek sâdece rengini göstermez; onu yaratan Rahmân’ı da düşündürür. Bir nimet sâdece lezzet vermez; onu ikrâm eden Rezzâk’ı da hatırlatır.

Mesele dünyâyı sevmemek değildir. Mesele, nimette takılıp Nimet Vereni unutmamaktır.

ÎMÂN DÜNYÂYA BAKIŞI DEĞİŞTİRİR

Îmân dünyâyı yok etmez; fakat dünyâya bakışımızı değiştirir.

Îmân zayıfladığında dünyâ kısa, karanlık ve ayrılıklarla dolu görünebilir. “Her şey bitecek.” düşüncesi insanı içten içe yorabilir.

Îmân ise şunu hatırlatır:

“Her şey yokluğa gitmiyor. Ölüm son değil. Dünyâ sâhipsiz değil. Sen başıboş değilsin. Bu yolculuğun bir varış yeri var.”

Risâle-i Nûr’da bu hakîkat şöyle ifâde edilir:[1]

“Bu hayat-ı dünyeviyede hakikî lezzet, îmân dâiresindedir ve îmândadır.”

Aynı dünyâ, îmânla bakılınca başka görünür.

Bir elma sâdece meyve değildir; Allâh’ın ikrâmıdır. Bir anne sevgisi sâdece biyolojik bağ değildir; rahmetin bir aynasıdır. Bir sabah, yeniden dirilişi hatırlatabilir. Bir sıkıntı, aczimizi ve Rabbimize muhtaç oluşumuzu düşündürebilir.

Îmân dünyâyı Cennet yapmaz; ama dünyânın içindeki karanlığı aydınlatır.

O HÂLDE BU SIKINTIYLA NE YAPMALI?

Aziz kardeşim, bu his geldiğinde hemen “Ben kötü biriyim, îmânım zayıf” diye düşünme. Bâzen bu his, ruhunun ebedî olanı aradığını gösterir. Fakat bu hissi doğru yönetmek gerekir.

Hissettiğin boşluğa doğru isim koy. Bu sâdece “can sıkıntısı” olmayabilir. Belki ruhun ebedî memleketini özlüyordur.

Dünyâdan Cennet gibi kusursuz ve eksiksiz olmasını bekleme. Dünyâ güzeldir ama eksiktir. Dünyâ nimettir ama geçicidir. Dünyâ yolculuktur, varış yeri değildir.

Namâzı sâdece görev gibi değil, buluşma gibi gör. Namâz, ruhun günde beş defa Rabbine dönmesi; kalbin yönünü yeniden bulmasıdır.

Ekranla ruhu aynı şey zannetme. Ekran zihni oyalar; ama ruhu her zamân doyurmaz. Bâzen telefonu kapatıp gökyüzüne bakmak, kısa bir yürüyüş yapmak, bir sayfa Kur’ân okumak, bir Risâle bahsini düşünmek kalbe daha iyi gelir.

Sevdiğin şeyleri Allâh adına sev. Âileni, arkadaşını, tabiatı, güzellikleri sev; ama onların fâni olduğunu bil. Onları sana verenin Bâkî olduğunu unutma.

Küçük iyilikler yap. Bâzen insan kendi içine çok kapandıkça daha çok daralır. Birine yardım etmek, bir gönül almak, bir kardeşine destek olmak kalbi genişletir.

Ve duâ et:

“Yâ Rabbi, dünyâyı bana dar bir zindan değil, Sana götüren bir yol eyle. Kalbimi fâni şeylerde boğma. Bana asıl memleketimi unutturma. Bana vazîfemi sevdir. Beni Sana lâyık bir kul eyle.”

SON SÖZ

Kardeşim,

Dünyâ kötü olduğu için değil, geçici olduğu için kalbimizi tam doyuramaz.

Bir bardak denizi alamaz.

Bir ekran gökyüzünü kuşatamaz.

Bir dünyâ, ebed için yaratılmış insan kalbini tamâmen doyuramaz.

O kalbi doyuracak olan; Bâkî olan Allâh’ın rahmeti, rızâsı ve ebedî Cennetidir.

Aklına takılan başka sorular varsa onları içinde büyütüp yalnız kalma. Anlamadığın şeyi hemen yanlış ilân etme; ama sormaktan da çekinme. Çünkü samîmî soru, hakîkate açılan güzel bir kapıdır.

Sorularınızı yorum kısmına yazabilirsiniz. İnşâallâh yeni sorularınızı bekliyorum.

Allâh’a emânet olunuz.

KAYNAK

[1] Nûrsî, B. S. (1989). Risale-i Nûr Külliyâtı (Lem'alar 203 : Yirmidördüncü Lem'a/Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir.). İstanbul: Envar Neşriyât.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.