Said ÖZADALI
Kızıl Îcâz Dersleri–42
Tarifi Bozan Dört Kusur: Devir, Müşterek Lafız, Hükmü Tarife Katmak ve Faydasız Uzatma
Bir tarifi doğru yapan yalnız doğru kelimeler kullanmak değildir. Tarif, bilinmeyeni bilinene götürmeli; kendi açıklamasını yine tarif edilene borçlu olmamalı, çok anlamlı bir sözü işaretsiz bırakmamalı, henüz ispatlanacak hükmü tanımın içine gizlememeli ve gereksiz sözlerle maksadı perdelememelidir. Süllem, önceki derste tarifin olumlu şartlarını verdi; şimdi bu şartları bozan başlıca kusurları gösteriyor.
1. Süllem’in asıl metni
Esas nüshada bahis şu beyitlerle devam eder:
وَلَا بِمَا يُدْرَى بِمَحْدُودٍ وَلَا
مُشْتَرَكٍ عَنِ الْقَرِينَةِ خَلَا
وَعِنْدَهُمْ مِنْ جُمْلَةِ الْمَرْدُودِ
أَنْ تَدْخُلَ الْأَحْكَامُ فِي الْحُدُودِ
Yaklaşık mânası:
“Tarif, ancak tarif edilen sayesinde bilinen bir şeyle yapılmamalı; müşterek lafız da belirleyici karineden boş bırakılmamalıdır. Mantıkçılara göre reddedilen tariflerden biri de hükümleri tariflerin içine sokmaktır.”
Bu beyitler üç temel sakıncayı açıkça toplar: devir, karinesiz müşterek lafız ve ispatlanacak hükmü tarife katmak. Kaynak sayfadaki haşiye ve izah, bunlara garip–vahşî kelimelerle anlatmayı ve faydasız uzatmayı da ekler.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri
Devir: açıklamanın kendi üzerine dönmesi
Haşiyede “tarif edilenle bilinen bir şey” kaydı, açık veya gizli devre işaret eder. Bir kavramı anlamak için ikinci kavrama, ikinciyi anlamak için yeniden birinciye muhtaçsak bilgi ilerlememiş olur. “İnsan nedir?” sorusuna “beşerdir”, “beşer nedir?” sorusuna da “insandır” demek yalnız kelimelerin yerini değiştirir.
Üstad bunu “vaz‘ın hareketiyle teselsül” mânasına yaklaştırır: açıklayan ile açıklanan arasında sürekli gidip gelinir; fakat başlangıçtaki bilinmezlik çözülmez. Tarif, bir merdiven gibi bilinenden bilinmeyene yükseltmelidir. İlk basamak da son basamağa muhtaçsa merdiven kurulmuş sayılmaz.
Müşterek lafız ve karine
Birden fazla mânaya gelen müşterek lafız, hangi anlamın kastedildiğini gösteren bir karine olmadan tarifte kullanılamaz. “Ayn” kelimesi Arapçada göz, pınar, casus ve aynî mal gibi farklı mânalara gelebilir. “Ayn şudur” denildiğinde bağlam bunlardan hangisini belirliyorsa açıklık meydana gelir; belirlemiyorsa tarif yeni bir belirsizlik üretir.
Haşiyenin işaret ettiği incelik şudur: müşterek lafızda gereken karine mânayı tayin eder. Kinayede zihin bir mânadan başka bir mânaya geçirilir. Mecazda ise karine, hakiki mânanın kastedilmesini engeller ve murat edilen mânaya yöneltir. Aynı “karine” sözü geçse de yaptığı iş her yerde bütünüyle aynı değildir.
Hükmü tarifin içine koymak
Tariflerin maksadı, kendileri hakkında hüküm verilecek konuları zihinde tasvir etmektir. Henüz ispatlanması gereken hüküm tarifin içine yerleştirilirse, sonuç baştan kabul edilmiş olur. Haşiye bunu müsadereye, yani ispat edilecek şeyi delilin öncüllerinde gizlice varsaymaya benzetir.
Tarif, hükmün “maddesini” hazırlamalı; hükmün kendisini peşinen üretmemelidir. Kaynaktaki temsil, tarifi ekime elverişli tarla veya çekirdek gibi düşünmeye imkân verir: konu hazırlanır, fakat netice daha baştan mahsul diye gösterilmez.
Faydalı açıklama ile boş uzatma arasındaki fark
Her uzun tarif kusurlu değildir. Garip bir kelimeyi açıklamak, mahiyeti tamamlamak veya ayırıcı vasfı belirginleştirmek için gereken açıklama faydalıdır. Reddedilen şey, tarife hiçbir açıklık ve ayırıcılık kazandırmayan uzatmadır. Ölçü kelime sayısı değil, her kelimenin bilgi işindeki vazifesidir.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, devrin açık veya zımnî olabileceğini belirtir. Açık devirde iki tarif birbirini doğrudan tekrar eder. Gizli devirde ise araya başka kavramlar girer; fakat nihayet açıklama yine ilk bilinmeyene dayanır. Bu sebeple zincirin uzunluğu kusuru gidermez. Bilgi halkası kapandığında tarif öğretme vazifesini yapamaz.
Müşterek lafız bahsinde, belirleyici karinenin maksadı tek mânaya indirdiğini açıklar. Karine bulunmadığında okuyucu tarif edilenin mahiyetini değil, ihtimaller listesini elde eder. Tarifin vazifesi ihtimalleri çoğaltmak değil, ölçülü biçimde azaltmaktır.
İzahın hükmü tarife katma hakkındaki açıklaması da önemlidir. Mantıkî tarif, hükümlerin konusunu tasavvur ettirir. Daha sonra o konu hakkında doğru veya yanlış bir hüküm kurulur ve delil aranır. Hüküm tanımın içine konulursa tasavvur ile tasdik karıştırılır; tartışmanın sonucu daha tartışma başlamadan kabul ettirilmiş olur.
Molla Abdülmecid ayrıca faydasız uzatma ile gerekli tafsili ayırır. Yabancı veya çok kapalı lafızları açıklamak, mahiyeti tamamlamak yahut tam bir temyiz sağlamak için uzatma gerekiyorsa bu “faydasız” sayılmaz. Buna karşılık süslü fakat görev taşımayan sözler tarifin sınırlarını bulanıklaştırır.
4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu
Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına güvenle ayrıştırılabilen müstakil bir açıklama tespit edilmedi. Bu sebeple ona mahsus bir görüş isnat edilmedi; neşir düzenindeki metin, Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in izahı ayrı tutuldu.
5. Risale-i Nur bağlantıları
Risale-i Nur’un muhakeme tarzında meselelerin önce doğru tasavvur edilmesi, sonra delille hükme bağlanması mühimdir. Bir kavramı daha kapalı başka bir kavramla açıklamak yahut neticeyi öncüllere gizlemek, muhatabı ikna etmez; yalnız hükmün tekrarını üretir. Buradaki bağlantı belirli bir Risale cümlesinin doğrudan iktibası değil, okuma ve anlatma usulüne dair açıklayıcı bir irtibattır.
Temsil ve benzetmelerde de karine vazifesi görülür. Temsilin hangi noktadan tatbik edildiği belirtilirse sûret ile hakikat birbirine karışmaz. Belirtilmezse okuyucu, misalin her ayrıntısını hakikate taşıyabilir. Mantıktaki “karinesiz müşterek veya mecaz kullanılmamalı” ölçüsü, temsil okurken de dikkati korur.
İnsaflı tartışmada hükmü tarifin içine saklamamak ayrıca ahlâkî bir ölçüdür. Bir kişiyi daha baştan “kötü niyetli” diye tarif edip sonra bütün davranışlarını bu hükme delil saymak müsadere türü bir döngüdür. Önce kişiyi ve fiili doğru tasvir etmek, sonra eldeki delil kadar hüküm vermek gerekir.
6. Günlük tatbik
Bugün kurduğumuz bir tanımı şu dört soruyla sınayalım:
- Açıklayan kelimeyi anlamak için yeniden tarif edilene dönmek gerekiyor mu?
- Birden fazla anlama gelen kelimenin hangi mânada kullanıldığı açık mı?
- İspatlanması gereken hüküm, tanımın içine peşinen yerleştirilmiş mi?
- Her kelime açıklık veya ayırıcılık sağlıyor mu; yoksa söz yalnız uzuyor mu?
Bir haber başlığında “başarısız yönetim”, bir tartışmada “yanlış düşünce” gibi hüküm taşıyan ifadeler gördüğümüzde önce tanım ile hükmü ayıralım. “Nedir?” sorusunun cevabıyla “nasıldır, doğru mudur?” sorusunun cevabını birbirine karıştırmayalım.
Bugünün kısa ölçüsü:
Tarif daire çizmemeli, ihtimali karineyle azaltmalı, hükmü peşinen kabul ettirmemeli ve her kelimesi bir işe yaramalıdır.
Bir sonraki derste tariflerde “veya” edatının kullanılması, had ile resim arasındaki fark ve tarif bahsinin kapanışı üzerinde duracağız.
Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَلَا بِمَا يُدْرَى بِمَحْدُودٍ” ve devamındaki beyitler; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, Saykalü’l-İslâm basılı s. 195–196, esas PDF s. 43–44, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfalardaki Arapça izahı. Süllem beyti esas nüshayla karşılaştırıldı; hareke ve satır düzeni okunaklılık için düzenlendi. Haşiye ve izah bölümleri doğrudan alıntı değil, kaynak sadakatini gözeten açıklayıcı özetlerdir. Risale-i Nur irtibatları kitap baskısı öncesi belirli pasajlarla ayrıca tahkik edilmelidir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.