Kızıl Îcâz Dersleri-47

Dört Sûr ve Sekiz Hamliyye Kaziyye

Bir önceki derste hamliyye kaziyyeyi niceliği bakımından şahsiyye, külliyye mahsûra ve mühmele diye ayırmış; mahsûranın da küllî veya cüz’î olacağını görmüştük. Süllem şimdi bu niceliklerin hangi lafızlarla gösterildiğini ve hamliyye kaziyyelerin olumlu-olumsuz oluş bakımından nasıl sekizli bir tasnife ulaştığını açıklıyor.

Bu bahis küçük görünen “her, bazı, hiçbir” gibi kelimelerin mantıkî hükmü nasıl belirlediğini öğretir. Çünkü bir sözün doğruluğu kadar, hükmün kaç ferde yöneldiği ve nisbetin kurulup kurulmadığı da önemlidir.

1. Süllem’in asıl metni

إِمَّا بِكُلٍّ أَوْ بِبَعْضٍ أَوْ بِلَا
شَيْءٍ وَلَيْسَ بَعْضٌ أَوْ شِبْهُ جَلَا

وَكُلُّهَا مُوجِبَةٌ وَسَالِبَةٌ
فَهِيَ إِذَنْ إِلَى الثَّمَانِ آيِبَةٌ

Okunuşu: İmmâ bi-küllin ev bi-ba‘dın ev bilâ / Şey’in ve leyse ba‘dun ev şibhü celâ. Ve küllühâ mûcibetün ve sâlibetün / Fehiye izen ile’s-semâni âyibetün.

Yaklaşık mânası: Nicelik bazen “her”, bazen “bazı”, bazen “hiçbir”, bazen “bazısı değildir” lafzıyla yahut bunlara benzeyen sözlerle açıklanır. Hamliyye kaziyyeler olumlu ve olumsuz olarak ayrıldığında sekiz kısma döner.

Mahsûra kaziyyelerde dört temel sûr görünür:

  1. Küllî olumlu: Her S, P’dir.
  2. Cüz’î olumlu: Bazı S’ler P’dir.
  3. Küllî olumsuz: Hiçbir S, P değildir.
  4. Cüz’î olumsuz: Bazı S’ler P değildir.

Fakat beytin “sekiz” ifadesi yalnız bu dört sûru yeniden ikiyle çarpmak şeklinde okunmamalıdır. Önceki derste ortaya çıkan şahsiyye, mühmele, küllî mahsûra ve cüz’î mahsûra sınıflarının her biri mücibe veya sâlibe olabilir. Böylece hamliyye kaziyyenin ana tasnifi sekize ulaşır. Mahsûra alanında ise olumlu-olumsuz nitelik, yukarıdaki dört sûrda zaten açık biçimde görünür.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

“Her” ferdî ve dağıtıcıdır

Bediüzzaman, küllî olumlu sûrun başta küll olmak üzere aynı vazifeyi gören “tamamı, bütünü, bütün fertleri” mânasındaki lafızlarla kurulabileceğini belirtir. Buradaki kapsam, fertlerin meydana getirdiği topluluğa tek bir bütün gibi hükmetmek değil, hükmü her ferde ayrı ayrı dağıtmaktır.

“Her öğrenci sorumludur” denildiğinde yalnız sınıf adlı topluluğa değil, o sınıfa giren fertlerin her birine hükmedilir. Sûrun mantıkî kıymeti de buradadır: hükmün bir gruba topluca mı, fertlerine dağıtılarak mı yöneldiğini açıklar.

“Bazı”, geri kalanlar hakkında hüküm vermez

Cüz’î olumlu sûrün aslı bazı lafzıdır. Haşiyede “bir parça, bir topluluk, bir kişi, az, çok” gibi bağlama göre cüz’îlik bildiren ifadelerin de aynı işleve girebileceği gösterilir.

“Bazı insanlar canlıdır” sözü, en azından bazı fertlerde hükmün gerçekleştiğini bildirir. Fiilen bütün insanların canlı olması bu cüz’î sözün doğruluğunu bozmaz. Daha da önemlisi, mantıkçı cümlenin karşıt anlamından “öteki insanlar canlı değildir” neticesini çıkarmaz. Açıkça söylenmeyen kısım hakkında hüküm kurulmaz.

Bu ölçü günlük dilde çok değerlidir. “Bazı kişiler hata yaptı” demek, diğerlerinin hatasız olduğunu da hatalı olduğunu da tek başına göstermez. Cüz’î hükmü, söylenmeyen fertlere yaymak mantıkî sınırı aşmaktır.

Küllî ve cüz’î olumsuzun sûru

Küllî olumsuz, lâ şey’e yani “hiçbir şey” kalıbıyla veya “hiç kimse, hiçbiri” gibi bütün fertlerden hükmü kaldıran sözlerle kurulur: “Hiçbir üçgen dört kenarlı değildir.” Burada olumsuzluk, mevzuun bütün fertlerini kuşatır.

Cüz’î olumsuz ise leyse ba‘dun yani “bazısı değildir” kalıbıyla ifade edilir: “Bazı öğrenciler hazır değildir.” Olumsuzluk yalnız gösterilen bazı fertlere yönelir; geri kalanlar hakkında cümle tek başına karar vermez.

Haşiye, Arapçada olumsuzluk edatının ve nicelik lafzının dizilişinin kapsamı değiştirebileceğine dikkat çeker. “Bütün değildir” ile “bütünü değildir” aynı şey değildir. Türkçede de “Her öğrenci gelmedi” ifadesi iki türlü anlaşılabildiği için mantıkî yazıda “Öğrencilerin hiçbiri gelmedi” veya “Bazı öğrenciler gelmedi” denilerek kapsam açıklaştırılmalıdır.

Yaklaşık kapsam bildiren sözler

Metindeki “veya benzeri” kaydı, yalnız dört kalıbın ezberlenmesini değil, aynı işlevi gören sözlerin tanınmasını ister. Bediüzzaman “çoğunlukla, ekseriyetle, genellikle, nadiren, az” gibi lafızları örnek verir. Bunlar kesin küllîlik veya yalın cüz’îlikten farklı dereceler bildirir.

“İnsanlar çoğunlukla böyle davranır” sözü “Her insan böyle davranır” demek değildir. Ekseriyet hükmünü küllî hükme çevirmek, istisnaları görünmez kılar. Mantık, nicelik sözünün taşıdığı derecenin korunmasını ister.

İcab ve selb: nisbeti kurmak veya kaldırmak

Mücibe kaziyye, mahmulü mevzua nisbet eder: “İnsan canlıdır.” Sâlibe kaziyye ise bu nisbeti kaldırır: “Taş canlı değildir.” Haşiye, icabın bir nisbetin gerçekleşmesini gerektirdiğini; selbin ise bu nisbetin bulunmamasıyla doğru olabileceğini belirtir.

Bu ayrım yalnız cümlede “değil” kelimesini aramak değildir. Olumsuzluğun konuya mı, yükleme mi, yoksa ikisi arasındaki bağa mı yöneldiği araştırılır. “Zeyd âdil değildir” ile “Zeyd gayriâdildir” görünüşte yakın olsa da birincisi nisbeti kaldırır, ikincisi olumsuz mânalı bir vasfı yüklem yapar. Haşiye bu ince ayrımın sonraki bahislerde ayrıca önem kazanacağını gösterir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, “her” mânasındaki lafızların küllî olumlu; “bazı” mânasındaki lafızların cüz’î olumlu; bütün fertlerden hükmü kaldıran ifadelerin küllî olumsuz; yalnız bazı fertlerden kaldıran ifadelerin cüz’î olumsuz sûr olduğunu açıklar.

İzahın önemli noktalarından biri, kapsamın dildeki tanımlılık, tamlama ve olumsuzluk sırası ile değişebilmesidir. Aynı kökten gelen bir nicelik sözü, belirsiz bırakıldığında cüz’î; umum bildiren bir tamlama içinde kullanıldığında küllî vazife görebilir. Bu sebeple mantık, yalnız kelimeye değil kelimenin cümledeki kuruluşuna bakar.

Molla Abdülmecid ayrıca beytin tertibine dair ince bir not düşer: Dört kısım önce kurulmalı, bunların olumlu ve olumsuz şekilleriyle sekizli tasnife geçilmelidir. Nazmın “sekize dönüş” ifadesi bu tertibi kısa söylemek ister; fakat okuyucunun dört temel sınıf ile dört sûrü birbirine karıştırmaması gerekir.

Sekizli şema şöyledir:

  1. Şahsiyye mücibe: Zeyd âlimdir.
  2. Şahsiyye sâlibe: Zeyd âlim değildir.
  3. Mühmele mücibe: İnsan acelecidir.
  4. Mühmele sâlibe: İnsan taş değildir.
  5. Küllî mahsûra mücibe: Her insan canlıdır.
  6. Küllî mahsûra sâlibe: Hiçbir insan taş değildir.
  7. Cüz’î mahsûra mücibe: Bazı insanlar yazardır.
  8. Cüz’î mahsûra sâlibe: Bazı insanlar yazar değildir.

Bu şema, hükmün niceliği ile niteliğini birlikte görmeyi sağlar. Bir cümlenin yalnız olumlu veya olumsuz oluşunu bilmek yetmez; hükmün hangi fertlere yayıldığı da belirlenmelidir.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış müstakil bir şerh tespit edilmemiştir. Bu sebeple kendisine özel bir açıklama isnat edilmemiş; neşir düzeni, Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı birbirinden ayrılarak kullanılmıştır.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’da “her”, “umum”, “ekser”, “bazı”, “hiçbir” ve “nadiren” gibi nicelik sözleri mânanın sınırlarını çizer. Bir yerde “ekseriyet” denilmişse onu “istisnasız herkes” diye okumamak; “bazıları” denilmişse hükmü bütün sınıfa yaymamak gerekir.

Özellikle iman-küfür, hidayet-dalâlet, insan-nefis ve cemaat bahislerinde kapsamı yanlış okumak, metnin terbiye maksadını sert ve haksız bir genellemeye çevirebilir. Mantık dersi burada ahlâkî bir ihtiyata dönüşür: delilin taşıdığından daha geniş hüküm vermemek.

Risale-i Nur’un tefekkür üslubunda küllî kaideler ile cüz’î misaller birlikte kullanılır. Misal kaideyi görünür kılar; fakat tek misal kendi başına bütün fertler hakkında küllî hüküm kurmaya yetmez. Küllî netice için kapsamı taşıyan delil gerekir.

Bu bölüm doğrudan bir Risale-i Nur iktibası değil, Kızıl Îcâz’daki mantık ölçülerinden hareketle kurulmuş açıklayıcı bir irtibattır.

6. Günlük tatbik

Bugün okuduğumuz bir haberden veya yaptığımız bir konuşmadan üç hüküm seçelim. Her biri için şu kontrolü yapalım:

  1. Mevzu belirli bir şahıs mı, ortak bir sınıf mı?
  2. Hüküm “her”, “bazı”, “hiçbir”, “çoğunlukla” gibi hangi kapsam sözüyle kurulmuş?
  3. Olumsuzluk bütün fertlere mi, yalnız bazılarına mı yöneliyor?
  4. Söylenmeyen fertler hakkında karşıt anlamdan hüküm çıkarıyor muyum?
  5. “Çoğu” denilen yerde farkında olmadan “hepsi” mi diyorum?

“Gençler kitap okumuyor” cümlesi nicelik bakımından belirsizdir. Delil yalnız bir grubu gösteriyorsa “Bazı gençler düzenli kitap okumuyor” demek daha doğrudur. Araştırma çoğunluğu gösteriyorsa “Gençlerin çoğu…” denilmeli; istisnasız bütün fertleri gösteren delil yoksa “Hiçbiri…” hükmünden kaçınılmalıdır.

Netice

Mahsûra kaziyyelerde dört temel sûr, küllî ve cüz’î kapsamın olumlu ve olumsuz şekillerini bildirir. Önceki dersten gelen dört hamliyye sınıfının her biri mücibe veya sâlibe olabildiği için genel tasnif sekize ulaşır. “Her”, “bazı” ve “hiçbir” gibi küçük lafızlar, hükmün sınırını ve dolayısıyla çıkarımın doğruluğunu belirler.

Bugünün kısa ölçüsü şudur:

Delilin gösterdiği “bazı” ise “hepsi” deme; hükmün kapsamını, sözün sûru kadar tut.

Bir sonraki derste olumlu ve olumsuz kaziyyelerde mahmulün yapısını; muhassala, ma‘dûle ve sâlibetü’l-mahmûl ayrımlarını okumaya başlayacağız.

Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “إِمَّا بِكُلٍّ أَوْ بِبَعْضٍ” ve “وَكُلُّهَا مُوجِبَةٌ وَسَالِبَةٌ” beyitleri; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 200-201 (PDF s. 48-49). Beyitler esas nüshayla görsel olarak karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar doğrudan uzun alıntı yerine mânaca aktarılmıştır. Sekizli tasnifteki tertip meselesi, ilgili dipnottaki “dört, sekizden öncedir” kaydı dikkate alınarak açıklanmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.