Prof. Dr. Recep GÜNDOĞAN
Birinci Söz’ün Dil Mantık ve Belagat Açısından Değerlendirilmesi-7
II. Mantık: Acziyet ile rububiyet arasındaki ilişki
Bir metni mantık bakımından incelemek, yalnızca metinde hangi düşüncelerin dile getirildiğini belirlemek değildir. Aynı zamanda bu düşüncelerin hangi öncüllere dayandığını, hangi örnek ve gerekçelerle desteklendiğini, aralarındaki ilişkilerin nasıl kurulduğunu ve ulaşılan sonuçların öncüllerden ne ölçüde çıkarılabildiğini araştırmaktır. Bu bakımdan mantık incelemesinin temel sorusu şudur: Metin hangi iddiayı ileri sürüyor, bu iddiayı hangi gerekçelerle destekliyor ve ulaştığı sonuçlar bu gerekçelerle nasıl ilişkilendiriliyor?
Bu incelemede, Birinci Söz ana metni esas alınarak metindeki ifadelerden hareketle temel tez, öncüller, deliller, temsil ve analojiler, karşıtlıklar, soru-cevap, itiraz ve cevap, sonuç ve varsayımlar ayrı ayrı değerlendirilecektir. Burada önemli bir yöntem ayrımını baştan belirtmek gerekir. Bir metnin düşünce yapısını çözümlemek amacıyla öncülleri ve sonuçları belirlemek, metnin kendisinde numaralandırılmış veya biçimsel bir mantık kanıtı bulunduğu anlamına gelmez. Bu nedenle aşağıdaki çözümlemede, metnin doğrudan söylediği ifadeler ile bu ifadeler arasındaki ilişkilerden hareketle yaptığımız analitik çıkarımlar birbirinden ayrılacaktır.
Ayrıca temsil ve analojilerin açıklayıcı gücüyle biçimsel mantıkta bir sonucu zorunlu olarak ortaya koyan kanıtın gücü aynı değildir. Bir temsil, bir düşünceyi anlaşılır kılabilir ve belirli bir sonuca yöneltebilir; ancak temsil edilen iki durum arasındaki benzerliklerin hangi ölçüde geçerli olduğu ayrıca değerlendirilmelidir. Mantık incelemesinin amacı, metnin düşünce yapısını ortaya koyarken bu ayrımı da korumaktır. Mantıksal çözümlemede öncüller ile sonuçların ayrılması ve analojinin ilgili benzerlikler bakımından değerlendirilmesi, genel kabul gören temel yöntemler arasındadır.
Bu bakımdan Birinci Söz’ü mantık açısından incelemek, yalnızca metinde hangi sonuçların dile getirildiğini belirlemek anlamına gelmez. Asıl mesele, bu sonuçlara hangi öncüllerden hareketle ulaşıldığını, temsilin nasıl bir muhakeme işlevi gördüğünü, karşıtlıkların nasıl kullanıldığını ve okuyucunun hangi varsayımları kabul etmeye davet edildiğini ortaya koymaktır.
Trivium yaklaşımının mantık boyutu, burada düşüncelerin birbirleriyle tutarlı ilişkiler içinde kurulmasını, iddiaların gerekçelendirilmesini ve sonuçların dayandığı kabullerin görünür hâle getirilmesini sağlayan bir analiz çerçevesi olarak kullanılacaktır. Bu yaklaşım, Birinci Söz’ü modern biçimsel mantığın sembollerine indirgemeyi amaçlamaz. Bunun yerine metnin kendi anlatım düzeninde bulunan muhakeme biçimlerini belirlemeyi ve bunların düşünsel işlevlerini değerlendirmeyi hedefler.
Bu incelemede temel tez, öncüller, deliller, temsil ve analojiler, karşıtlıklar, soru-cevap, itiraz ve cevap, sonuç ve varsayımlar ayrı ayrı ele alınacak; ardından bunların Birinci Söz’ün bütünündeki ilişkisi değerlendirilecektir. Böylece metnin yalnızca neye inanmaya çağırdığı değil, okuyucuyu nasıl düşündürdüğü de açıklanmaya çalışılacaktır.
Birinci Söz’ün temel tezi, “Bismillâh her hayrın başıdır” ifadesiyle ortaya konulur. Bu hüküm, metnin diğer unsurlarının kendisine bağlandığı merkezî önermedir. Ancak mantıksal analiz bakımından bu cümle ile metnin ilerleyen bölümlerinde geliştirilen düşünceler arasında bir ayrım yapmak gerekir.
İlk olarak, “Bismillâh her hayrın başıdır” ifadesi bir dinî ilke bildirir. Metnin devamındaki temsil ise bu ilkenin insanın davranışları, sahip olduğu imkânlar ve karşılaştığı güçlükler açısından nasıl anlamlandırılabileceğini gösterir. Dolayısıyla temsil, başlangıçtaki önermenin yalnızca tekrarı değildir; önermenin sonuçlarını kavramaya yardımcı olan bir muhakeme düzeni oluşturur.
İkinci olarak metin, bir işe başlarken Allah’ın adını anmayı, insanın kendi gücünü ve imkânlarını nasıl değerlendirdiği sorusuyla ilişkilendirir. Böylece başlangıçtaki dinî ifade, insanın kendisini varlık karşısında nasıl konumlandırdığına ilişkin daha geniş bir tartışmaya açılır.
Bu çerçevede Birinci Söz’ün temel tezi iki düzeyde incelenebilir. Birinci düzeyde, hayırlı işlerin başlangıcına ilişkin dinî hüküm bulunmaktadır. İkinci düzeyde ise insanın faaliyetlerini, kendi sınırlılığını ve dayanaklarını dikkate alarak değerlendirmesi gerektiğine ilişkin düşünsel bir yöneliş yer alır. Bu iki düzeyin birbirine karıştırılmaması önemlidir. Birincisi metnin açıkça ortaya koyduğu dinî ilkedir; ikincisi ise temsilin ve açıklamaların bu ilkeyi anlamlandırma biçiminden hareketle elde edilen analitik bir yorumdur.
Mantıksal bakımdan temel tezin işlevi, bütün anlatıyı yönlendiren soruyu ortaya çıkarmasıdır: İnsan bir işe başlarken yalnızca kendi gücüne mi dayanmalıdır, yoksa sahip olduğu imkânların kaynağını ve sınırlarını da hesaba katmalı mıdır? Birinci Söz’ün anlatısı, bu soruyu soyut bir tartışma şeklinde yürütmek yerine, karşılaştırılabilir iki insan davranışı üzerinden işler. Bu tercih, metnin mantıksal yapısının anlaşılmasında belirleyicidir.
Devam edecek
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.