Zafer KARLI
Şanlı Bir Âlim, İzzetli Bir Üstad: Bediüzzaman
Bir Hayatın Değil, Bir Duruşun Fotoğrafı
Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatını anlatmak için uzun bir biyografiye ihtiyaç vardır. Fakat onun hayatındaki duruşu anlamak için bazen birkaç sahne yeterlidir.
- Genç yaşta ilim meclislerinde gösterdiği üstün kabiliyet.
- İstanbul'da hakikat bildiğini söylemekten çekinmeyen tavrı.
- 31 Mart hadisesinin ardından mahkeme karşısında geri adım atmayan müdafaası.
- Savaşta esir düştüğü hâlde ilmî faaliyetini sürdürmesi.
- Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'deki ilmî vazifesi.
- Sürgünü bir mağduriyet olarak değil, hizmet imkânı olarak değerlendirmesi.
- Barla'da yalnız bırakıldığı hâlde Risale-i Nur'u telif etmesi.
- Hapis ve mahkemeleri iman hizmetinin önüne geçirmemesi.
- Ve hayatının sonuna kadar makamdan değil, hakikatten güç alması.
İşte Bediüzzaman'ın “şanlı” ve “izzetli” duruşu bu noktaların birleştiği yerde ortaya çıkar.
1. Daha Genç Yaşta İlimle Temayüz Etmesi
Bediüzzaman'ın ilk dikkat çekici özelliği, ilmî şahsiyetinin çok erken yaşta belirginleşmesidir.
Medrese tahsili gördü. Farklı hocalardan ders aldı. Güçlü hafızası, hızlı kavrayışı ve münazara kabiliyetiyle kısa zamanda çevresinin dikkatini çekti.
Fakat onu asıl farklılaştıran yalnızca çok bilmesi değildi.
Meselelerin özüne inmeye çalışmasıydı.
Bu sebeple genç Said'in ilmî arayışı sıradan bir medrese tahsilinin ötesine geçti.
Modern ilimlerle ilgilenmesi de aynı arayışın devamıydı. Dinî ilimlerle fen ilimlerini birbirinden koparmayan eğitim anlayışı, daha sonra Medresetüzzehra projesinde belirginleşti.
Böylece onun ilim anlayışı daha genç yaşta şu çizgiye ulaştı:
İlim, hakikati aramak ve insanı hakikate ulaştırmak içindir.
Bu yönüyle Bediüzzaman'ın şanlılığı, yalnız sahip olduğu bilgi miktarında değil, ilme yüklediği gayede aranmalıdır.
2. İlimden Korkmayan Bir Âlim
Bediüzzaman'ın önemli özelliklerinden biri, yeni ilimler karşısında savunmacı bir tavır takınmamasıdır. Matematik ve fizik gibi alanlarla ilgilendi. Çağının bilimsel gelişmelerini takip etti. Dinî ilimlerle modern bilimlerin birlikte okutulmasını savundu.Medresetüzzehra düşüncesi bunun en açık göstergesidir. Onun için akıl ile iman birbirinin düşmanı değildi.
Asıl mücadele cehaletleydi.
Bu anlayış, Bediüzzaman'ın yalnız geçmişin bilgilerini aktaran bir âlim değil, çağının zihnî meselelerini fark eden bir mütefekkir olduğunu gösterir.
Şerif Mardin ve Şükran Vahide gibi araştırmacıların Bediüzzaman'ı modernleşme, din, eğitim ve toplum meseleleri bağlamında incelemeleri de bu yönünün akademik literatürde karşılık bulduğunu gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Bediüzzaman hakkında geniş bir akademik literatür kaydeder.
3. Hakikati Söylemekten Çekinmeyen Bir Şahsiyet
Bediüzzaman'ın şanlı duruşunu gösteren en önemli sahnelerden biri İstanbul yıllarıdır. Hürriyet, meşrutiyet, adalet, meşveret ve eğitim meselelerinde fikirlerini açıkça ortaya koydu.Fakat onun siyasete ilgisi iktidar elde etmek için değildi.
İslâm toplumunun cehaletten ve istibdattan kurtulması için siyasî ve içtimaî şartların düzelmesini istiyordu.
Münazarat ve Muhakemat bu dönemin zihnî yapısını anlamak bakımından önemlidir. Burada dikkat çekici olan, Bediüzzaman'ın dönemin hâkim söylemlerine göre konuşmamasıdır.
Doğru bildiğini söylemek, onun için şartlara göre değişen bir davranış değildi.
4. 31 Mart'ta Mahkeme Önünde Eğilmeyen Âlim
31 Mart hadisesi Bediüzzaman'ın izzetli duruşunu gösteren en önemli tarihî sahnelerden biridir.
- Olayla irtibatlandırıldı.
- Tutuklandı.
- Divan-ı Harb-i Örfî'de yargılandı.
- Savunmasını yaptı.
- Kendi fikirlerini açıkladı.
- Ve beraat ederek serbest bırakıldı.
Buradaki asıl dikkat çekici nokta yalnız beraat değildir.
Mahkeme karşısında düşüncelerini değiştirmemesi ve kendisini savunurken ilmî ve fikrî şahsiyetini korumasıdır.
Divan-ı Harb-i Örfî, Bediüzzaman'ın siyasî ve içtimaî fikirlerini kendi diliyle anlamak bakımından temel birincil kaynaklardan biridir.
Bu hadise onun karakterindeki önemli bir çizgiyi gösterir:
Baskı karşısında şahsiyetini değiştirmemek.
5. Savaşın Ortasında Bile Âlim Kalmak
Birinci Dünya Savaşı'nda gönüllü milis kuvvetlerine katıldı. Bitlis savunmasında yaralandı ve Ruslara esir düştü. Fakat savaş onu ilimden koparmadı. İşârâtü'l-İ'câz'ın telifi bu ağır şartların içinde sürdü.
Burada Bediüzzaman'ın şahsiyetinde çok güçlü bir bütünlük görülür:
Mücahidliği âlimliğini, âlimliği de mücadelesini besliyordu.
Savaşta silah taşıyan, esarette kitap düşünen, fırsat bulduğunda Kur'an'ın hakikatlerini açıklayan bir şahsiyet ortaya çıkar.
Bu nedenle Bediüzzaman'ın ilmi masa başında kalan bir ilim değil, hayatın en zor şartlarında dahi terk edilmeyen bir ilimdir.
6. Makamın Onun Karakterini Değiştirmemesi
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'deki görevi, Bediüzzaman'ın ilmî şahsiyetinin tarihî bir kurum içinde de karşılık bulduğunu gösterir.Fakat onun izzetini asıl gösteren şey makam sahibi olması değil, makamın onun karakterini değiştirmemesidir.
Çünkü Bediüzzaman'ın hayatında makam geçici, hakikat ise kalıcıdır.
Bu sebeple onun şahsiyetini devlet görevleriyle değil, görevlerin sona ermesinden sonra da aynı istikamette devam eden hayatıyla değerlendirmek gerekir.
7. Siyasetten İman Hizmetine: Geri Çekilmek Değil, Yükselmek
Bediüzzaman'ın Eski Said'den Yeni Said'e geçişi çoğu zaman yalnız siyasetten uzaklaşma şeklinde anlaşılır.
Bu eksiktir.
Burada gerçekleşen şey hizmet anlayışının merkez değiştirmesidir.
Eski Said döneminde toplumun siyasî ve eğitim meseleleri öne çıkarken Yeni Said döneminde iman hakikatleri merkeze yerleşti.
Bu açıdan Yeni Said dönemi bir geri çekilme değildir.
Daha derin bir mücadele alanına geçiştir.
Siyasetle dine hizmet etmek yerine bireyin imanını kurtarmaya yönelmiştir.
8. Barla: Yalnızlığın Medreseye Dönüşmesi
Bediüzzaman'ın izzetini anlamak için Barla'ya bakmak yeterlidir.
- Sürgün edildi.
- Gözetim altında tutuldu.
- Çevresi daraltıldı.
- Fakat kalemi durmadı.
- Barla onun için sürgün yeri değil, telif medresesi oldu.
Risale-i Nur'un önemli bir bölümü burada telif edildi. Talebeleri eserleri el yazısıyla çoğalttı ve farklı bölgelere ulaştırdı : Şartlar küçüldükçe hizmeti büyüdü.
9. Hapishaneyi Bile Hizmet Mekânına Çevirmek
Eskişehir, Denizli ve Afyon süreçleri Bediüzzaman'ın hayatındaki başka bir çile halkasını oluşturur.
Fakat onun tavrı değişmedi.
- Mahkeme oldu.
- Hapis oldu.
- Soruşturma oldu.
- İthamlar oldu.
- Fakat telif devam etti.
- O, bulunduğu mekâna göre şahsiyet değiştirmedi.
Bu yüzden Bediüzzaman'ın izzetini anlatırken yalnız “çok sıkıntı çekti” demek yeterli değildir.
Asıl mesele şudur: Çile, onun hizmetini durduramadı.
Mahkeme salonu müdafaa kürsüsüne, hapishane ise ders ve telif ortamına dönüştü.
10. Kalemini Kendi Şahsiyetinin Önüne Koyması
Bediüzzaman'ın hayatındaki en dikkat çekici hususlardan biri, şahsını geri plana çekmesidir. Kendisini merkeze alan bir şahsiyet kültürü kurmak yerine eserleri ve iman hizmetini öne çıkardı. Talebelerine de şahıs merkezli bir bağlılıktan ziyade Kur'an hakikatleri etrafında bir hizmet anlayışı kazandırmaya çalıştı.
Bu nokta, onun Üstadlığını anlamak açısından önemlidir.
Üstadlık, insanların kendisine bağlanmasını sağlamak değil, insanları hak ve hakikate yönlendirmektir.
Risale-i Nur'un farklı coğrafyalara ulaşması ve etrafında kalıcı bir okuma ve ders geleneğinin oluşması, bu eğitim yönünün tarihî sonucudur.
11. İzzetinin Temeli: İstiğna
Bediüzzaman'ın izzetli duruşunun en belirgin unsurlarından biri istiğnadır.
- İstiğna burada dünyadan tamamen el etek çekmekten ibaret değildir.
- Makamdan, şöhretten ve insanların takdirinden bağımsız kalabilmektir.
Bediüzzaman'ın hayatında bu tavır birçok olayda görülür.
- Devlet makamlarına yaslanarak hizmet yürütmedi.
- Siyasî nüfuz arayışını hizmetinin merkezine koymadı.
- Maddi imkânlarla talebe toplama yoluna gitmedi.
Hakikatin gücüne güvendi.
12. Şahsını Değil, Hakikati Müdafaa Etmesi
Bediüzzaman'ın mahkemelerdeki müdafaaları dikkatle okunduğunda, meselenin sadece kendisini kurtarmak olmadığı görülür.O, eserlerinin ve iman hizmetinin mahiyetini açıklamaya çalışır.Bu nedenle müdafaaları aynı zamanda onun düşüncesinin kaynaklarından biridir.
Kendisini savunurken bile şahsını değil, davasını öne çıkarır.Bu tavır onun “Üstad” vasfını da açıklar. Üstadlık, yalnız öğretmek değil: İnandığı hakikatin bedelini taşımaktır.
13. Şanlı Âlimliğinin Asıl Ölçüsü
Bediüzzaman'ı “şanlı bir âlim” yapan şey yalnız hafızası değildir, çok eser yazması da değildir. Asıl mesele, farklı ilim alanlarını birleştirmesi ve ilmi iman hizmetinin emrine vermesidir.
- Klasik İslâmî ilimleri öğrendi.
- Fen ilimlerine yöneldi.
- Eğitim sistemi kurmayı düşündü.
- İçtimaî meselelerle ilgilendi.
- Kur'an'ın i'cazını açıkladı.
- İman esaslarını aklî ve tefekkürî bir üslupla izah etti.
İlmi, insanı hakikate götüren bir yol olarak gördü.
Bu nedenle onun âlimliği kuru bir malumat birikimi değil, hakikati açıklama yaşama ve yaşatma sorumluluğudur.
Bediüzzaman artık yalnızca bir biyografi konusu değil, modern İslâm düşüncesi, tefsir, din-siyaset ilişkisi, eğitim ve toplum meseleleri açısından araştırılan bir düşünce şahsiyetidir.
Özetle
Bu hadiselerin arkasındaki şahsiyete bakıldığında şöyle bir manzara ortaya çıkar:
- İlim karşısında derinleşen bir akıl,
- Hakikat karşısında eğilmeyen bir irade,
- Çile karşısında çökmeyen bir ruh,
- Makam karşısında istiğna gösteren bir şahsiyet,
- Kur'an hakikatlerini çağın idrakine ulaştırmaya çalışan bir mütefekkir,
- Talebe yetiştiren bir Üstad,
Hayatının farklı dönemlerini birleştiren ana çizgi ise : İlimden hakikate, hakikatten hizmete, hizmetten ihlasa uzanan bir istikamet.
Bediüzzaman'ın şahsiyetini birkaç kelimeyle ifade etmek gerekirse:
- Âlimdi; çünkü hak ve hakikati öğrendi, öğretti,
- Mütefekkirdi; çünkü çağının meselelerini sorguladı, çözüm üretti.
- Mücahiddi; çünkü hakikat uğrunda bedel ödedi.
- Üstaddı; çünkü hayatını, ilmini başkalarının yetişmesine adadı.
- İzzetliydi; çünkü hiçbir şartta hakikati şahsî menfaatine feda etmedi.
Ve bütün bunların üzerinde:
Şanlı bir âlim, izzetli bir Üstad olarak geride yalnız bir hayat hikâyesi değil, bir duruş mirası bıraktı.
Allah, bizi bu Şanlı Üstad’a talebe etsin, istikametten ayırmasın. Amin.
Bkz:
- Bediüzzaman Said Nursî, Divan-ı Harb-i Örfî, Risale-i Nur Külliyatı.
- Alparslan Açıkgenç, “Said Nursi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, Ankara, 2018, s. 565-572. TDV maddesi Bediüzzaman'ın hayatını, eserlerini ve hakkında yapılan başlıca araştırmaları birlikte değerlendiren temel başvuru kaynaklarından biridir.
- Şükran Vahide, Islam in Modern Turkey: An Intellectual Biography of Bediuzzaman Said Nursi, Albany, State University of New York Press, 2005. Eser Bediüzzaman'ın hayatını ve düşüncesini tarihî bağlam içinde inceleyen kapsamlı bir entelektüel biyografidir. Eserin Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said şeklindeki yapısı, Bediüzzaman'ın fikrî dönüşümünü anlamak bakımından özellikle önemlidir.
- Şerif Mardin, Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediuzzaman Said Nursi, Albany, State University of New York Press, 1989. Bediüzzaman'ın düşüncesini modernleşme, din ve toplumsal değişim bağlamında ele alan etkili akademik çalışmalardan biridir.
- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Risale-i Nur Külliyatı.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.