Said Nursi’nin ifadesiyle bu kitaplar Kur’ân’ın önündeki paslı perdeler oldu

Said Nursi’nin ifadesiyle bu kitaplar Kur’ân’ın önündeki paslı perdeler oldu

Yeni Akit yazarı Abdullah Yıldız, Kur'an'a perde olan kitapları yazdı.

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

“Kur’ân ayı” mübarek Ramazan-ı Şerif’e iyice yaklaştığımız şu günlerde Müslümanların içinde bulunduğu manzarayı yorumlayan Yıldız, "Temel akaid konuları ile helâller-haramlar noktasında Ümmet-i Muhammed’in çeşitli ekolleri arasında temel farklılıklar yoksa da, daha çok yol-yöntem, üslûp vb. detay konulardaki algı ve anlayış farklılıkları sebebiyle ciddi ve derin ayrılıklar, aykırılıklar, bölünmüşlükler ve parçalanmışlıklar bulunuyor. Bu durum, iyimser bir bakışla, bir zenginlik ve hatta bir imkân olarak görülebilir, ancak şeytani odakların nefsanî duyguları ve hizip asabiyetini körükleyerek istismar edebileceği potansiyel bir zaafiyetalanı olarak da ortada durmaktadır, ne yazık ki" dedi.

Üstad Said Nursi’nin ifadesiyle

Beşer ürünü kitapların Kur'an'a perde olmasını eleştiren Yıldız, "Gerçek şu ki; sayıları her geçen gün artan, kendi aralarında bölündükçe bölünen hizipler, hocaları tarafından yazılan beşer ürünü kitapları, -genellikle farkında olmadan- İlâhî Kelam’ın önüne geçirdiler. Üstad Said Nursi’nin ifadesiyle, bu kitaplar; mukallitlerin hataları yüzünden, Kur’ân’ın önündeki paslı perdeler haline getirildiler (Sünûhât, “Kur’ân’ın Hakimiyet-i Mutlakası” bölümü). Böylece Müslümanlar ‘sapasağlam kulp’ (Bakara 2/256) olan “Allah’ın İpi” (Âl-i İmran 3/103)  Kur’ân’a hep birlikte sarılacakları yerde, her bir hizip, O’nu anlamak için yazılan binlerce zayıf ipe tutundular ve bu sebeple bölünüp darmadağın oldular. Sonuçta Müslümanlar da, kitap ehli gibi, “Kitab’ı/Din’i ve işlerini kendi aralarında parçaladılar ve her hizip kendi yanında olanla (kendi çizgi ve anlayışlarıyla) sevinmektedirler.” (Bkz: Bakara 2/213" şeklinde yazdı.

"Kur’an’ı ezberleme işine kaptırır ve onu anlama işini ihmal ederler.”

Müslümanların giderek Kur’ân’ı düşünüp anlamak ve uygulamak için değil teberrüken okuyup ezberlemeye başladıklarını hatırlatan Yıldız, Hz. Ömer'in sözlerine dikkat çekti:

"Hz. Ömer’in (r.a) hilafeti döneminde Basra Valisi olan Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a), Hz. Ömer’e bir mektup göndererek Basra’da Kur’an’ı ezberleme işiyle uğraşanların hızla çoğaldığından söz eder ve Beytü’l-Mâl’den bunlara yardım gönderilmesini ister. Hz. Ömer’in (r.a) ona verdiği cevap şöyledir:

“Onları kendi halleriyle baş başa bırak. Korkarım ki insanlar, kendilerini Kur’an’ı ezberleme işine kaptırır ve onu anlama işini ihmal ederler.” (Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, 1/211-214.)

Hz. Ömer’in korktuğu durum, maalesef çoktan ortaya çıktı ve nihayet Kur’ân, yaşayan insanlara hitap etmeyen(!), onların güncel sorunlarına çözüm getirmeyen(!) bir ‘kutsal metin’ gibi algılanır oldu.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum