İncil ve Tevrat’taki Hz. Muhammed'in (asm) işaretlerini görünce dinini değiştirdi

İncil ve Tevrat’taki Hz. Muhammed'in (asm) işaretlerini görünce dinini değiştirdi

Bu ifadeyi okuyunca hayrete düştüm. Çünkü metin bir mecazdan değil, gelecekte yaşanacak tarihî bir olaydan ve ümmî bir şahıstan söz ediyordu.

Turan Kışlakçı

Resimde gördüğünüz kişinin kitabı bugün dünyanın birçok kütüphanesinde bulunmaktadır. Kitabının adı: “Hz. Muhammed’in (sav) İncil ve Tevrat’taki Müjdeleri”. Türkçe’ye ise “İncîl ve Salîb” olarak tercüme edildi.

Kitabında şöyle der:

“Ben, daha önce Keldânî Katolik Başpiskoposu ve Profesörü olan ‘Benjamin Keldânî’; bugün ise Allah’ın aciz bir kulu olan Profesör Abdülehad Dâvûd’um…

Bugün sizlere İslâm’a giriş hikâyemi anlatacağım. İlahiyat ve eski el yazmaları üzerine yaptığım çalışmaların beni nasıl kilisedeki makamlarımı ve itibarımı terk etmeye, Hz. Muhammed’in (sav) nurunun peşinden gitmeye sevk ettiğini açıklayacağım.

Düşünce dünyamdaki dönüşüm yolculuğu, İşaya Kitabı’nda yer alan ve gelecekte gelecek bir vahiyden söz eden meşhur bir metin üzerinde derinlemesine çalışmamla başladı.

Metinde aynen şöyle deniliyordu:

‘Kitap, okuma yazma bilmeyen birine verilir ve ona: Bunu oku, denilir. O da: Ben okuma yazma bilmem, der.’

Bu ifadeyi okuyunca hayrete düştüm. Çünkü metin bir mecazdan değil, gelecekte yaşanacak tarihî bir olaydan ve ümmî bir şahıstan söz ediyordu.

Bir ilahiyatçı olarak kendi kendime sordum:

Tarih boyunca hangi peygamber veya elçi bu tasvire harfiyen uymaktadır?

Tarihin kayıtlarında Hz. Muhammed’den (sav) başka bu tanıma tam olarak uyan kimse bulamadım. Hira Mağarası’nda Cebrâil ona geldiğinde:

‘Oku!’ demiş, o da:

‘Ben okuma bilmem.’ diye cevap vermişti.

Bu şaşırtıcı benzerlik, eski inançlarımın temellerine vurulan ilk darbeydi. Olayın yüzyıllar öncesinden haber verildiğine kanaat getirdim.

MEZMURLAR’DA BEKKE VADİSİ VE MESCİD-İ HARAM

Hayretim bununla da bitmedi. Mezmurlar Kitabı’nda Mekke ve Mescid-i Haram’a işaret eden ifadeler bulduğumda daha da şaşırdım.

Metinde şöyle deniliyordu:

‘Bekke Vadisi’nden geçenler onu pınarlar diyarı hâline getirirler.’

İbranice bilen bir ilahiyatçı olarak, eski İbranicedeki “Emek Ha-Baka” ifadesinin, Kur’an’da da geçen Mekke’nin tarihî adı olan Bekke ile benzerliği beni etkiledi.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Bekke’de bulunan, mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan evdir.” (Âl-i İmrân, 96)

Metin, Allah’ın evine gelen hacıların bu kurak vadiden geçişini ve orayı bereket ve ibadet merkezi hâline getirişlerini tasvir ediyor gibiydi.

ZEMZEM KUYUSU VE HACER KISSASI

Eski metinleri incelemeye devam ettiğimde, Tekvin’de Hz. İsmail ve annesi Hacer’in hikâyesine dair dikkat çekici ifadeler gördüm.

Metinde şöyle deniliyordu:

‘Tanrı onun gözlerini açtı; o da bir su kuyusu gördü. Gidip kırbasını suyla doldurdu ve çocuğa içirdi.’

Bana göre burada bahsedilen kaynak, Hz. İsmail’in ayakları altında çıkan mübarek Zemzem Kuyusu’ydu. O günden bugüne kadar da o çorak bölgede bir mucize olarak akmaya devam etmektedir.

TESNİYE’DEKİ BÜYÜK PEYGAMBERLİK HARİTASI

Coğrafya ve tarih araştırmalarım beni Tesniye Kitabı’ndaki başka bir metne götürdü:

‘Rab Sina’dan geldi, Seir’den doğdu, Paran Dağı’ndan parladı…’

Bu metni çözmeye çalıştım.

Sina, Hz. Musa’nın vahiy aldığı Tur Dağı’nı ve Yahudi şeriatını temsil ediyordu.

Seir ise Filistin bölgesini ve Hz. İsa’nın tebliğini simgeliyordu.

Paran Dağı ise metinde en güçlü ifadeyle anılıyordu; çünkü burada ‘parladı’ fiili kullanılmıştı.

PARAN DAĞI VE MEKKE

Tekvin’de Hz. İsmail’in yaşadığı yer olarak geçen Paran’ın izini sürdüğümde, bunun Mekke bölgesi olduğunu belirten eski coğrafî kaynaklarla karşılaştım.

Kendime yeniden sordum:
Mekke dağlarında ilahî bir dinin nuru parlayıp yayılmış; etrafında on binlerce temiz insanın toplandığı bir peygamber ortaya çıkmış mıdır?

Mekke’nin fethinde yanında on bin sahabi bulunan Hz. Muhammed’den (sav) başka böyle bir şahsiyet var mıydı?

Cevap bana göre apaçık ortadaydı…

CESUR KARAR VE İSLÂM’A GİRİŞ

Bu hakikatler ve bana göre ancak tek bir anahtarla açılabilen bu peygamberlik işaretleri karşısında cesur kararımı verdim.

1904 yılında İstanbul’da her şeyimi geride bırakarak İslâm’a girdim…”

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.