Şahin DOĞAN
İlber Ortaylı ve Ramazan
Ramazan'ın son günleri. İtikafa çekilmek istedim, olmadı. Her sene aynı arzu ve aynı başarısızlık. On gün bir mescit köşesinde televizyondan uzak, telefondan uzak, sosyal medyadan uzak, siyasetten uzak, kitaplardan uzak, düşünceden uzak, tereddütlerden uzak, melankoliden uzak, insanlardan uzak... Sadece kendi içime, kendi benliğime, kendi derinliğime dalsaydım! Zikir, şükür, dua, tazarru, münacat, tevbe ile meşgul olsaydım ve sonra gerekirse ölseydim!
Cuma tamam, mukabele tamam, teravih tamam, Cevşen tamam, tahmidat tamam, sekine tamam. Çok şükür! Kafam bomboş, kalbim dopdolu. Ramazan'da kafam boşalıyor, ruhum doluyor. Düşünmek istesem de düşünemiyorum. Çok da iyi oluyor. Bir ay bile olsa düşünmenin ve farkındalığın cehenneminden kurtuluyorum.
İlber Ortaylı hoca vefat etmiş. Rabbim rahmet eylesin! Ulu çınarlar bir bir devriliyor. Gökkubbe altında hoş bir seda bırakıp gitti. Zaten tüm mesele şu gökkubbe altında hoş bir seda bırakmak değil mi? Yaşar Kemal'in vefatıyla büyük edebiyatçılar devri kapanmıştı, İlber Ortaylı'nın vefatıyla büyük akademisyenler devri kapanmış oldu. Bir yazımda şöyle demiştim:
"İlber Ortaylı’nın hiçbir hakikat arayışı, derdi ve iddiası yoktu sanki. Hiçbir zaman namuslu bir fikir işçisi olamadı. “Yağmur nereye tarlayı oraya” şeklinde pragmatist bir tavır içinde dönüp durdu her zaman. Yerine göre Osmanlıcı, yerine göre Türkçü; yerine göre Kemalist, yerine göre dindar ve muhafazakar. Aydın dediğin sahih bir yerde durmalı ve oradan konuşmalı oysa. Ortaylı’nın durduğu tek yer: Yersizlik. Bundan dolayı herhangi bir kalkış noktası olmadığı için bir varış noktası da olmuyor. Sahi Ortaylı bir aydın mı? Kesinlikle hayır! O bir akademisyen, yani devlet memuru. Boşuna “üniversitelerimiz aydın yetiştirmiyor, memur yetiştiriyor” dememişti Cemil Meriç. Durduğu yer malum olan bir devlet memuruna sahih bir yerde durup konuşmayı teklif etmek teklif-i malayutaktır."
Savaş devam ediyor. Cem Meriç Altay'ın talihsiz Ali Şeriati paylaşımı. Ali Şeriati'den tek satır okumadığı aşikar. Sonra gelen tepkiler üzerine yaklaşık bir buçuk saatlik bir Ali Şeriati videosu çekiyor. Ali Şeriati'yi değersizleştirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Merhumun "Dine Karşı Din" isimli muhalled eseri hiçbir devirde bu kadar zulüm görmemişti, anlayışsızlığın zulmüne uğramamıştı. Çok yazık!
İran'ın bütün cürufuna rağmen Ali Şeriati gibi bir zekayı çıkarması bile başlı başına bir iftihar vesilesidir. Bizden bir Ali Şeriati çıktı mı? Dücane, Atasoy Müftüoğlu, İslamoğlu, Ali Bulaç, Kuytul hepsi bir Şeriati etmez.
Varoluşçu yazarlar, kendimi en yakın hissettiğim yazarlar. Sartre, Camus, Nietzsche, Ciaron, Kafka, Dostoyevski... Yaşamı en iyi anlayanlar ve kavrayanlar bunlar. Boşluğun içine derince baktıkları ve herhangi bir teselliye kanmak istemedikleri için. Yaşamak ve mutlu olmak için boşluğun içine bakmamak ve teselliye kanmak gerekiyor.
Allah, din, İbadet, namaz, niyaz, dua hepsi bir teselli. Anlamsızlık çölü içinde tutunmaya çalıştığımız bir teselli. Yaşamı yaşanılır ve anlamlı kılan bir teselli. Onsuz yaşamın cehenneme döndüğü bir teselli. "Büyük acıların yaşandığı bir yerde büyük cümleler kurmak sadece bir kibirdir." Allah bes, baki heves.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.