Prof. Dr. Şadi EREN
Nasslar Zahirine Göredir
Dini metinlere (âyet ve hadislere) nass denilir. Usül kitaplarımızda “Nasslar zahirine göredir” hükmü yer alır. Mesela “Namazı kılın ve zekâtı verin”[1] âyeti, muhataplarından bu iki eylemi yapmalarını ister. Ancak -birazdan ayrıntılarda görüleceği üzere- nasslar bazan zahirine göre değerlendirilemez. Çünkü tevili gerektiren durumlar olabilir. Ancak İslam dünyasında bu meselede ifrat ve tefrit olarak hem Zahirilik hem de Batınilik çıkmıştır.
Bediüzzaman, Zahirilik ve onun mukabili olan Bâtınilik hakkında şöyle der:
“Evet, her şeyi zahire hamlettire ettire nihayet Zahiriyyun meslek-i müteassifesini tevlid etmek şanında olan meyl-üt tefrit ne derecede muzır ise; öyle de her şeye mecaz nazarıyla baktıra baktıra nihayette Bâtıniyyunun mezheb-i bâtılasını intac etmek şe’ninde olan hubb-u ifrat dahi çok derece daha muzırdır.”[2]
İfrat ve tefrit iki aşırı uçtur. Bediüzzaman’a göre Zahirilik mezhebi nassları değerlendirmede tefrit uçta kalmış, mecazî ve işarî manaları ihmal etmiştir. Buna mukabil Bâtınilik mezhebi hep mecazdan yola çıkarak nassların zahir manalarını reddetmiştir. Bâtınilik, Zahirilik mezhebine göre daha aşırı bir uç olduğu cihetle İslam Dünyasına daha zararlı olmuştur.
Gulat-ı Şia’dan, yani Şia’nın aşırı kollarından biri olan Bâtıniler, nassları desteksiz ve mesnetsiz bir şekilde te'vil cihetine giderler. Mesela onlara göre
-oruç, sır saklamak;
-hac, büyüklerini ziyaret etmek;
-cennet, dünya lezzetlerinden yararlanmak;
-cehennem, dinin emirlerini yapmak ve o emirlerin ağırlığı altına girmek;
-İsrafil, kalplere ilim üfleyip onları dirilten âlim;
-Cebrail, faal akıldır.[3]
Keza,
-cünüplük, sırrı ifşa etmek;
-gusül, sırrı ifşa edenin ahdini yenilemesi;
-taharet, tabi oldukları imamın görüşleri dışında her türlü inançtan uzak kalmak;
-teyemmüm, dai imamı görünceye kadar onun vekiliyle idare etmek;
-Kâbe, peygamberdir.[4]
“Nasslar zahirine göredir” meselesini değerlendirmede şu durum göz ardı edilmemelidir: “Genellemelerin genelde istisnaları da olur”, elbette bunun da istisnaları olacaktır. Bu durumda bu ifade, “nasslar genelde zahirine göredir” manası taşır. Yoksa bir kısım nassları anlamada ciddi problemlerle karşılaşmak kaçınılmaz olur. Mesela: Nasslarda yer alan emir, normal şartlarda vücub ifade eder. Ancak, nasslar her zaman zahirine göre değerlendirilmez. Bu bağlamda emir de her zaman vücub ifade etmez. Mesela şu âyete bakalım:
“İhramdan çıktığınızda avlanın.”[5]
Âyet, hac ve umre bittikten sonraki durumla alakalıdır. Bu âyetteki emir ibaha bildirir. Yani, “avlanabilirsiniz” demektir. Yoksa hac ve umre için ihrama giren her insanın ihramdan çıkınca avlanması gerekirdi. Hâlbuki avlanmak normal şartlarda mubah bir fiildi. Hac ve umre münasebetiyle arızî bir yasaklık konuldu. Hac ve umre bittiğinde ise eski hüküm aynen geçerli oldu.
Müteşabih ayetleri zahirine göre anlamak, onları anlamamak demektir. Mesela Kur'ânda “Allah’ın eli” ifadesi geçer.[6] Bunu insandaki el gibi anlamak sağlıklı bir anlayış değildir. “Devletin eli” denildiğinde mücessem bir el anlaşılmadığı gibi “Allah’ın eli” ifadesini de mücessem bir el olarak anlamamak gerekir. Çünkü “O'na misil hiçbir şey yoktur.”[7]
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.