Prof. Dr. Şadi EREN
Mukabele-i bilmisil kaidesi zâlimâne midir?
Bediüzzaman, bir lahika mektubunda şöyle der:
“Risale-i Nur'daki şefkat, vicdan, hakikat, hak, bizi siyasetten men'etmiş. Çünkü masumlar belaya düşerler, onlara zulmetmiş oluruz. Bazı zâtlar bunun izahını istediler. Ben de dedim:
Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş'et eden hodgâmlık ve asabiyet-i unsuriye ve umumî harbden gelen istibdadat-ı askeriye ve dalaletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat meydan almış ki, ehl-i hak hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile, tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak, o halette o da ezlem olacak ve mağlup kalacak. Çünkü mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir-iki adamın hatasıyla yirmi-otuz adamı, âdi bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlup vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesiyle, o ehl-i hak dahi bir-ikinin hatasıyla yirmi-otuz bîçareleri ezseler, o vakit hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.”[1]
Gerçi metnin tamamı bir bütün olarak dikkatle okunduğunda herhangi bir problem görülmemektedir. Mektupta mukabele-i bilmisil adı altında “bir-iki adamın hatasıyla yirmi-otuz adamı, âdi bahanelerle vurmak, perişan etmek” gibi yapılan haksızlıklara dikkat çekilmektedir. Ancak bu mana ifade edilirken "Mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle..." denilmesi, ister istemez konuya az çok vakıf olanlarda bazı istifhamlara yol açmaktadır.
Mukabele-i bilmisil, misliyle mukabele demektir, bir nevi meşru müdafaa hakkıdır. Mesela kötü söz söyleyene benzeri şeyler söylenebilir, vurana vurulabilir. -Ölçüyü aşmamak şartıyla- dinde bunun yeri vardır. Mesela Kur'an şöyle bildirir:
“Hürmetler (dokunulmazlıklar, saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısasa tabidir. Artık kim size haddi aşarsa (saldırırsa), siz de size yaptığının aynıyla ona haddi aşın (yaptığının misliyle cezalandırın) ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir.”[2]
Âyet, Hudeybiye Antlaşması öncesinde Müslümanların Mekke’ye umre için gitmelerinin engellenmesi üzerine inmiştir. Yani “Onlar haram ayın hürmetini çiğneyerek sizi Mescid-i Harama girmekten alıkoydular, siz de onlara misilleme yapın.”
“Bir seyyienin karşılığı, ona denk bir seyyiedir (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.”[3]
Yapılan bir kötülüğe misliyle, yani ona denk bir fiille karşılık verilir. Ancak, din bir yönüyle kurallar manzumesidir. Küllî kaideler uygulanırken kuralın genel olmasından yola çıkıldığında zaman zaman suiistimaller olabilmektedir. Mesela “zaruretler haramı helal kılar” hükmünden hareketle “Günümüz şartlarında faiz çok yaygın, zaruret halini almış bir durumda, öyleyse ben de faiz alıp verebilirim” diye düşünmek, sınırı aşmak olur.
Benzeri bir şekilde, mukabele-i bilmisil kaidesinin hem adilane hem de zalimane kullanımı söz konusudur. Bediüzzaman’ın ifadesi, bunun zalimane kullanımıyla ilgilidir.
Adilane kullanımına şunları misal verebiliriz:
- Hz. Ömer, zimmîden yirmide bir oranında vergi alınmasını düşünmektedir. Civardaki gayr-i Müslim devletlerin Müslüman tüccardan onda bir oranında vergi aldıklarını öğrenince, onlardan aynı oranda vergi alınmasını emreder.[4]
-Devletler hukukunda vatandaşınızdan vize isteyen devlete siz de vize talebinde bulunur, size ambargo uygulayana siz de ambargo uygularsınız.
Zalimane kullanımına ise şunları misal verebiliriz:
-Savaş meydanında müsle tabir edilen kulak, burun kesmek gibi taşkınlıklara misliyle mukabelede bulunmak.
Şu olay, buna güzel misaldir: Abdullah Bin Âmir, bir savaş sonrasında Hz. Ebubekir’e bir düşman liderinin başını getirir. Hz. Ebubekir bunu hoş karşılamaz. Abdullah, onların da Müslümanlara böyle yaptığını söyleyince şöyle der: “Farslar ve Bizanslıları mı örnek alacağım.”[5]
-Zalim bir topluluk, başka bir topluluğun çocuklarını katletmişse, ceza olarak onların çocuklarını öldürmek.
Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında anlatılan şu durum, meselemizi güzel izah etmektedir:
O muharebeler esnasında, Ermeni fedaileri bazı yerlerde çoluk çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazan öldürülüyordu. Bediüzzaman'ın bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanmıştı. Molla Said askerlere: "Bunlara ilişmeyiniz!" diye emretti. Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest bıraktı; onlar da Rusların içerisindeki ailelerinin yanına döndüler. Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Müslümanların ahlâkına hayran kalmışlardı. Bu hâdise üzerine, Ruslar bizi istilâ ettiklerinde, fedai komitelerin reisleri Müslüman çoluk çocuğunu kesmek âdetini bırakıp, "Madem Molla Said bizim çoluk çocuklarımızı kesmedi, bize teslim etti; biz de bundan sonra Müslümanların çocuklarını kesmeyeceğiz" diye ahdettiler.[6]
Mukabele-i bilmisilin uygulanmasında, dinin öngördüğü şu kaidelerin nazara alınması gerekir. Yoksa mukabele-i bilmisil yapayım derken zulme düşme riski olacaktır:
1- “Zarar verme ve zarara zararla mukabelede bulunma yoktur.”[7]
2-"Zarar izâle olunur."[8]
3-"Bir zarar kendi misliyle giderilemez."[9]
Bu kaidelerden birincisi hadis, diğer ikisi ise Mecellenin hükümleridir. Meselâ birisi komşusunun camını kırsa, ceza olarak onun camını kırmak uygun değildir. Kırılan camın tazmin ettirilmesi gerekir. Birisi borcunu ödemedi ise, bunun bedeli onu öldürmek veya öldürtmek olamaz. Meşru çerçevede borcun telafisine gayret göstermek gerekir.
Öte yandan, Bediüzzaman’ın mukabele-i bilmisil ile ilgili bu ifadesi, kısas cezalarını kişinin kendisi uygulaması yönünden de ele alınabilir. Kısas, devlet eliyle uygulanır. Bir kimse kendisi kısas uygulamaya kalkarsa toplumda kaos ve kargaşa meydana gelir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da zaman zaman meydana gelen kan davaları bunun bir şahididir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.