Nuran ŞAHİN
Katmanlı Tefekkür
(Bu yazıyı yazmaya teşvik eden bir soru ve Risâle-i Nur'da geçen tefekküre ait cümlelerin pırıltılı rehberliğinden dolayı Rabbime sonsuz şükürler olsun.)
Tefekkür, insan zihninde hangi bilişsel ve manevî aşamalardan geçerek marifetullaha ve bilinçli kulluğa dönüşmektedir?
Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur'da: “Kur'an'dan istifade ettiğim acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.” “Hem tefekkür dahi aşk gibi belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki Hakîm ismine îsal eder.” Sözler 532.sh
لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ ٭ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٭ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فٖٓى اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضَ ٭ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ "Tâ ki tefekkür edin." (Bakara Sûresi, 2:219) "Tâ ki tefekkür etsinler." (Nahl Sûresi, 16:44.) "Onlar kendi üzerlerindeki İlâhî san'at mucizelerini hiç düşünmezler mi? Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri Allah, ancak hak ve hikmetle yaratmıştır..." (Rum Sûresi, 30:8.) Tefekkür eden bir topluluk için deliller vardır. (Yunus Sûresi, 10:24.) gibi âyetler ile emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerifi bazen bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyan edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, (Lem'alar 343.sh - Risale-i Nur)
İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden biri "bilme" arzusu, olmuştur. Ancak bilgi yalnızca nesneleri tanımaktan ibaret değildir. İnsan, varlığın anlamını, yaratılışın gayesini ve kendi varoluşunun maksadını sorgulayan bir varlıktır."Bilmek" ile "anlamak" arasındaki ilişkiyi sorgulama süreci, İslam düşüncesinde tefekkür kavramıyla ifade edilmiştir.
Hz. Peygamber'in hayatı incelendiğinde, vahiy öncesinde Hira'da inzivaya çekilmesi, gece ibadetlerinde uzun süre Kur'ân ayetleri üzerinde durması ve kâinat olaylarını Allah'ın ayetleri olarak değerlendirmesi, tefekkürün onun kulluğunun ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de insanı, sürekli olarak gökler ve yer üzerinde düşünmeye, yaratılışın inceliklerini araştırmaya, tarihî olaylardan ibret almaya ve kendi nefsi üzerinde derinlemesine değerlendirme yapmaya davet ederek ilâhî bir düzenin parçalarını “intizam" ve "mizan" kavramlarıyla açıklar. Tefekkür eden insan ise, dağınık görünen olayların ardındaki birlik ve hikmeti fark eder.
Kur'ân'da geçen tefekkür, teakkul, tedebbür, tezekkür ve nazar gibi kavramlar, insanın zihinsel gelişiminin birbirini tamamlayan farklı yönlerini ifade etmektedir. Diğer taraftan bilişsel psikoloji ve nörobilim, insan zihninin dikkat, algı, bellek, örüntü tanıma, karar verme ve anlam üretme süreçlerini ayrıntılı biçimde açıklamaktadır.
İslam düşünce tarihinde de tefekkür, yalnızca aklî bir faaliyet olarak değerlendirilmemiştir. Kur'ân'da yaklaşık yedi yüzü aşkın ayette akletme, düşünme, ibret alma, tedebbür etme ve tezekkür etme gibi zihinsel faaliyetlere vurgu yapılması, İslam'ın bilgi anlayışında tefekkürün merkezi konumunu ortaya koymaktadır. Kâinatı yalnızca fiziksel yönüyle değil; ilâhî isim ve sıfatların tecellilerini gösteren bir "kitap" olarak okumasıdır.Buna göre insan tefekkür kabiliyeti sayesinde bilinçli düşünme, hakikati bulma, kabul etme ve marifetullaha ulaştıran temel yol olarak görmüştür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Zira ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek, ancak rûhu inkişâf ettirecek bir tefekkür ile mümkündür.
Modern bilimlerin gelişmesiyle birlikte insan zihninin işleyişine yönelik araştırmalar büyük ilerleme kaydetmiştir. Özellikle bilişsel psikoloji, nörobilim ve bilinç araştırmaları; dikkat, anlam üretme, örüntü tanıma, karar verme ve öz farkındalık gibi süreçleri ayrıntılı biçimde incelemektedir.
Katmanlı Tefekkür olarak nitelendirdiğimiz metodun sürecinde; niyet ve nazarla başlayan idrak yolculuğunun; gözlem, hayret, örüntü tanıma, anlam üretme, Esmâ-i Hüsnâ'yı okuma, marifetullah, muhabbetullah, lezzet-ruhaniye ve imtisal basamakları boyunca ilerleyen nihayet kulluğa dönüştüren dinamik bir idrak sistemi oluşturmaktır. Bu süreç doğrusal değil; her yeni idrak seviyesinin önceki tecrübeleri yeniden anlamlandırıldığı spiral bir gelişim modeli (her yeni idrak seviyesinde daha derin bir kavrayış oluşturma) olarak ele alınabilir. İnsan aynı anda hem gözlem yapmakta, hem akıl yürütmekte, hem duygusal anlam yüklemekte hem de inanç geliştirmektedir. Dolayısıyla bu süreçlerin birbirinden kopuk olması tefekkürün gerçek mahiyetinin anlaşılmasını güçleştirmektedir.
Risale-i Nur Külliyatı bu noktada dikkat çekici bir istisna oluşturmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî, tefekkürü yalnızca zihinsel bir faaliyet olarak değil; irade, his ve lezzet-i ruhaniye olarak akıl-kalp birlikteliğiyle ruhla bütünleşen bir sistemi anlatmaya çalışır. Dimağ mertebeleri tahayyülden başlayıp tasavvur, taakkul*, tasdik, iz'an*, iltizam ve itikada ulaşan; mana-i ismi ve mana-i harfî nazarla duyu ve duyguların da sisteme dahil edildiği çok katmanlı bir idrak yolculuğu olarak açıklamaktadır. Bunun yanında nuraniyet, şeffafiyet, mukabele, muvazene, intizam ve itaat gibi kavramları da bu yolculuğun temel ilkeleri olarak değerlendirilebilir. Bu hem teorik hem metodolojik hem de uygulamalı açıdan insanın tekâmülüne önemli katkılar sunar. Tefekkürü yalnızca ahlâkî bir tavsiye veya bireysel bir ibadet olarak değil, çok katmanlı bir bilgi ve anlam üretme, her an yenilenme, tekâmül etme ve gül goncası gibi açıldıkça açılma, derinleşerek genişleme ve Zat-Akdes'in esma, sıfat ve şuûnat sistemi olarak ele almakta ve takipçilerini okuma ve tefekkür serüvenine götürmektedir. Vahyin ilk emri “Alak Suresi'nin ilk ayeti "Oku" (İkra) kelimesine teşvik eder.
Risale-i Nur, Kur'ân'daki tefekkür çağrıları, klasik İslam düşüncesiyle (iman,marifet,kulluk) değil Tefsir, kelâm, tasavvuf, felsefe, bilişsel psikoloji ve nörobilim alanlarından elde edilen veriler ortak kavramsal bir model içerisinde Metodolojik açıdan araştırma, disiplinler arası sentez yöntemini kullanmakta çağdaş bilişsel bilimleri farklı disiplinleri Kuranî yöntemle yeni bir tefsir etrafında bütünleştirmektedir. Ahir zamandaki yaşayan insanlara ve fıtratlara uygun ikna edici bir yol haritasını sunmaktadır.
Tefekkürün yalnızca düşünceyi değil; dikkat, duygu, anlam, karakter ve davranışa da dönüştüren bir süreç olarak ele alınması nefsin terbiyesinde eğitim bilimleri ve uygulamalı psikoloji açısından da dikkat çekicidir.
Risale-i Nur tefekkür-i imanî metodunda kanaatimce:
Niyet*→nazar*→Müşahede* →hayret* → intizam* → Esmâ →sıfat→ şuûnat→marifet → muhabbet → ubudiyet →imtisal→ ihlas→ ihsan veya
Katmanlı Tefekkür Döngüsü olarak nitelendirdiğim; Görmek→ Fark Etmek→ Hayret Etmek→ Düşünmek→ Muhakeme Etmek→ Hatırlamak→ İnanmak→Tanımak→ Sevmek→Yaşamak.
Bu döngü doğrusal değildir. Her ibadet Yeni bir tefekküre, Her tefekkür daha yüksek marifete, Her marifet daha güçlü muhabbete, muhabbet arttıkça, mukaddes şefkate ileterek lezzet-i ruhaniye dönüşen ve gelişen; katmanlı ve spiral bir tefekkür modeli olarak Allah'ın basar tecelliyesiyle akıl görmekte ve Semî tecellisiyle kalp işitmektedir.
Risale-i Nur tefekkür-i imanî metodunda Ayetü'l-Kübrâ'daki tefekkür yolculuğu ile Miraç arasında epistemolojik bir süreklilik kurularak marifetin yükseliş basamaklarını Marifet Miracı olarak takdim eder. İnsanın fıtratı Allah'ı tanımaya istidatlı yaratılmıştır. Gaflet, hakikatin yokluğu değil; üzerinin perdelenmesidir. Tefekkür bu perdeleri kaldırarak kalpteki marifet istidadını yeniden harekete geçirir. Tefekkür anlık bir faaliyet olmaktan çıkar; marifetullah derinliklerinde hayatın içinde sürekli bir idrak hâline dönüşür. Bu imanî tefekkür bilgisi, insanı kendi yaşamıyla ilişkilendirmesi ile kimliğine ve değerlerine bağlandığında davranış değişikliği oluşturur. Olumlu ve güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen tefekkür eden hayatın lezzetini hayret, Şükür ve anlam duygusunda bulan insan psikolojik sağlamlığını artırmış olur.
Bediüzzaman Said Nursî, İslam düşünce tarihinde tefekkürü yalnızca ahlâkî bir tavsiye veya bireysel bir ibadet olarak değil; imanı tahkike ulaştıran sistemli bir bilgi ve marifet yöntemi olarak ele almıştır. Risale-i Nur Külliyatı' nın temel amacı, taklidî imanı tahkikî imana dönüştürmek için de insanı; Kâinatı, Kur'ân'ı ve kendi nefsini birlikte okumaya sevk etmektir. İnsan üç büyük kitabı okumakla yükümlü kılar.
Birincisi, vahiy kitabıdır. Kur'ân, hakikatin temel referansıdır ve varlığın anlamını açıklayan ilâhî rehberdir.
İkincisi, kâinat kitabıdır. Gökler, yer, canlılar, tabiat olayları ve insanın kendi yaratılışı ilâhî ayetler olarak sunulur. Kur'ân bu nedenle sık sık "Onlar göklerin ve yerin yaratılışına bakmazlar mı?", "Develere nasıl yaratıldıklarına bakmazlar mı?" gibi sorularla insanı gözleme davet eder.
Üçüncüsü, insanın iç dünyasıdır. Vicdan hiç bir zaman yalan söylemez. Kur'ân, insanın kendi nefsi üzerinde de düşünmesini ister. Böylece dış dünyadaki gözlem ile iç dünyadaki muhasebe birleşerek hakikate ulaşan bütüncül bir bilgi sistemi meydana gelir. Örneğin, Çekirdek-meyve ağaç meteforu. Evvel, ahir, zahir, batın, an-ı seyyalde ağaca bütünsel bakma. Yani Delilden Müessire Ulaşma, Bütüncül Okuma ve Marifete Yönelme. Bu üç kitap birlikte okunduğunda bilgi, kuru bir zihinsel faaliyet olmaktan çıkar; insanın dünya görüşünü ve hayatını dönüştüren bir marifet sürecine ve metabilişe* dönüşür. Her tefekkür, bir ahlâkî sorumluluk doğurur. Hakikati idrak eden insan, o hakikate uygun yaşamakla yükümlüdür.
Sonuç olarak; Risale-i Nur'un ortaya koyduğu tefekkür-i imanî, yalnız bir düşünce faaliyeti değildir. O, dimağın tahayyülden itikada kadar bütün mertebelerini çalıştıran; kâinattaki intizam, muvazene, imtisal, şeffafiyet ve nuraniyet sırlarını okuyarak Esmâ-i Hüsnâ'ya ulaştıran; Esmâ'dan mukaddes şuûnâtın tecellilerine işaret eden ve nihayet insanı Marifetullah'a yönelten bir yükseliştir. Bu yükselişin en büyük kozmik örneği Ayetü'l-Kübra'daki seyyahın kâinat seyahatidir. Bu yükselişin en mükemmel ve hakiki zirvesi ise Hz. Muhammed'in Miraç mucizesidir. Bu açıdan bakıldığında tefekkür, insanın günlük hayatında yaşayabileceği en küçük miracî hareket; Miraç ise tefekkür, marifet, muhabbet ve ubudiyetin en yüksek ve en mükemmel tecellisidir. Risale-i Nur'un hedeflediği insan tipi de, kâinat kitabını okuyarak her gün kendi istidadı ölçüsünde bu marifet miracına yükselen insandır. Böylece akıl hakikate, kalp muhabbete, ruh huzura, vicdan yakîne ulaşır; insan eşyanın karanlığından Esmâ'nın nuruna, Esmâ'nın nurundan da Marifetullah ufuklarına doğru sürekli bir yükseliş içinde yaşar.
Tefekkürle ilgili açılımlar derya deniz. Yazımız, bu denizden bir damla. Bu denize girmek isteyenlere şu sorular teşvik olması duasıyla.
- Kur'ân-ı Kerîm'de tefekkür hangi kavramsal yapı içerisinde sunulmaktadır?
- Klasik İslam düşüncesinde tefekkürün bilgi üretimindeki rolü nasıl açıklanmaktadır?
- Risale-i Nur'da tefekkür-i imanî hangi metodolojik basamaklardan oluşmaktadır?
- Dimağ mertebeleri modern bilişsel psikoloji açısından nasıl yorumlanabilir?
- Nuraniyet, şeffafiyet, mukabele, muvazene, intizam ve itaat sırları tefekkürün hangi aşamalarında belirleyici rol oynamaktadır?
- Modern nörobilimde dikkat, örüntü tanıma ve anlam üretme süreçleri ile tefekkür arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
- Ayetü'l-Kübrâ'da ortaya konulan tefekkür yolculuğu, epistemolojik bir yükseliş modeli olarak nasıl değerlendirilebilir?
- Miraç hadisesi, tefekkürün ulaştığı en yüksek marifet ufku açısından nasıl yorumlanabilir?
AÇIKLAMALAR
*Metabiliş, insanın kendi düşünme süreçlerinin farkında olması ve onları değerlendirebilmesidir.
*Niyet, mana-i ismi veya mana-i harfî
*Nazar, sıradan görmekten farklıdır. Görmek pasif bir algıdır; nazar ise dikkat, maksat ve bilinç içeren aktif bir yöneliştir. Kur'ân'ın "Bakmazlar mı?", "Görmezler mi?" şeklindeki çağrıları, insanı dikkatini dağınık hâlden çıkararak belirli bir hakikate yoğunlaştırmaya yöneltmektedir.
*Müşahede, gözlem. Varlıkların taşıdığı anlamı keşfetmektir.
* Hayret, bilgi eksikliğinden kaynaklanan şaşkınlık değil; görülen hakikatin büyüklüğü karşısında duyulan zihinsel ve kalbî uyanıştır.
Öğrenmeyi ve anlam üretimini kolaylaştıran önemli bir bilişsel süreçtir.
*Tefekkür; görünen olaylar arasındaki ilişkileri kurmak, sebepler üzerinde düşünmek ve varlığın taşıdığı hikmeti araştırmak anlamına gelir. Bu aşamada insan artık yalnızca nesneleri değil; nesneler arasındaki düzeni, amacı ve bütünlüğü kavramaya yönelmektedir.
*Tedebbür; Kur'ân'da tedebbür, özellikle vahyin derin anlamlarını kavramaya yönelik zihinsel faaliyeti ifade eder.Tefekkür daha çok kâinat kitabı üzerinde yoğunlaşırken, tedebbür vahiy kitabının derinliklerine inmeyi temsil eder.Bu iki süreç birlikte yürütüldüğünde insan hem yaratılmış ayetleri hem de okunmuş ayetleri aynı hakikatin parçaları olarak değerlendirmeye başlar.
*Taakkul, yalnızca düşünmek değil; düşüncenin muhakemeye dönüşerek isabetli hüküm vermesidir.Bediüzzaman Said Nursî, aklı insanın en önemli cihazlarından biri olarak görür; ancak aklın tek başına yeterli olmadığını vurgular. Ona göre hakikate ulaşan akıl, kalp ve vicdanla birlikte çalışmalıdır. Risale-i Nur'da akıl; Esmâ-i Hüsnâ'yı okumaya yarayan bir anahtar, Kâinat kitabını çözümleyen bir müfettiş, Delilleri tartan bir muhakeme merkezi,
Kalbin rehberliğinde hakikate ulaşan bir idrak vasıtasıdır.
Bediüzzaman'ın dimağ mertebeleri içerisinde taakkul(tefekkür), tahayyül ve tasavvur dan sonra gelen; tasdik ve iz’an a hazırlık yapan kritik bir basamaktır. Bu aşamada insan artık yalnızca bilgi edinmez; bilgiyi anlamlı bir bütün hâline getirir. Risale-i Nur'da sıkça tekrar edilen "mana-yı harfî" yaklaşımı da taakkulün zirvesini temsil eder. İnsan varlığa bağımsız bir gözle değil; Allah'ın isimlerini gösteren işaretler olarak bakmaya başladığında gerçek akletme gerçekleşmiş olur.
*İz'an-Tezekkür (Hakikatin Kalpte Canlanması) İnsanın fıtratında mevcut olan hakikatin bilinç düzeyine çıkmasıdır. Bu nedenle tezekkür; Hatırlamak, İbret almak, Vicdanın uyanması,
Fıtrî bilginin yeniden canlanması, Hakikatin kalpte yerleşmesi, anlamlarını birlikte taşımaktadır. İslam düşüncesinde insanın ruhuna yerleştirilen mârifet istidadı, tezekkür sayesinde yeniden aktif hâle gelir. Böylece öğrenilen bilgi, yalnızca zihinsel bir veri olmaktan çıkar; insanın iç dünyasında yaşayan bir hakikate dönüşür.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.