Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Kavmiyetçilik

Hucûrât Suresinin öne çıkardığı en önemli adab-ı muaşeretten birisi de kavmiyetçilik yapmamak, yani ırkıyla ve nesebiyle böbürlenmemektir. Kavmiyetçilik, toplumdaki en fecî ve bulaşıcı sosyal hastalıklardan birisidir. Kavmiyetçilik hastalığı birkaç kişiye bulaşınca o hastalığı toplumun önemli bir kesimine bulaştırma ihtimali yüksektir. Irkı veya nesebiyle övünmek anlamına gelen kavmiyetçilik Kur’an’da birçok ayette şiddetle yasaklanmıştır. Hucûrât Suresi 13. Ayet şöyle:

(يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ) “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmel olarak bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”

Dikkat edilirse bu ayetten önceki ayette hitap müminlereydi. Bu ayette ise “Ey İnsanlar” diyerek hitap şekli değişmiştir. Bilindiği gibi (النَّاسُ) lafzı, “unutmak” manasına gelen nisyandan alınmıştır. Bu noktadan hareketle Allah’ın, “Ey [unutkan olan] İnsanlar” şeklindeki hitabında şöyle bir mana vardır: “Acaba kavmiyetçilik yapmak, asıllarını unutmalarından olabilir mi? Evet, insanların soylarıyla, neseb ve kabileleriyle övünmeleri asıllarının bir olduğunu unutmalarından ve bu konudaki gafletlerinden ileri geliyor. Çünkü kardeş olduklarını bilen müminler kavmiyetçilik yapamazlar.”

Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık kısmı, kadın ve erkeğin fıtrat ve nesep itibariyle eşit olduklarını gösterir. Madem insanlar fıtraten eşittirler, o halde birbirilerine karşı kavim ve kabileleriyle övünme hakları yoktur. Çünkü türleri birdir. Aynı türden olanların, “Ben senden daha üstünüm” demeleri akılsızlıktır.

Ayetin sebeb-i nüzulü olarak zikredilen bir rivayete göre Resûlüllah (s) Mekke’nin fethi günü Bilal-ı Habeşî’ye emrederek Kâbe’nin üstünde ezan okumasını söyledi. Bilal ezan okumaya başladı. Bilal’i Kâbe’nin üzerinde gören Mekkeli müşrikler şaşkın şakın bakakaldılar. Attab b. Said, “Babamın ruhunu alıp da bugünü görmesine mani olan Allah’a hamd olsun” dedi. Haris b. Hişam, “Muhammed müezzin olarak bu siyah kargadan başka adam bulamadı mı?” dedi. Süheyl b. Amr, “Eğer Allah bir şeyi murad ederse onu değiştirir” dedi. Ebû Süfyan ise, “Ben bir şey söylemeyeceğim. Korkarım ki göklerin rabbi söylediğimi Muhammed’e haber verir” dedi. Cebaril hemen Resûlüllah’ın (s) yanına gelerek konuşulanları ona aktardı. Resûlüllah (s) onları teker teker çağırarak sordu. Hepsi de söylediklerini ikrar ettiler. Bunun üzerine ayet nazil oldu.[1]

Ayetten anlaşılacağı üzere insanların farklı kabileler ve milletler şeklinde yaratılmış olmaları bir gerçektir. Ancak bu farklılığın amacı, insanlar arasında bir husumet ve tefahür/övünme fikrinin yerleşmesi değildir. Aksine, insanları farklı milletlere ayrılması tanışma, yardımlaşma ve dayanışma [teârüf] esprisine dayanmaktadır. İnsanlar arasındaki bu farklılığı “tanışma ve dayanışma” aşısından değerlendiren düşünce sadece İslam’a mahsustur. Bu yüzden ırkıyla, nesep ve kabilesiyle övünmek İslam’da ayıp sayılmış ve cahili bir gelenek olarak kabul edilmiştir.

Hz. Peygamber (s) veda hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Biliniz ki, rabbiniz birdir; babanız da birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktandır. Allah’ın yanında en makbul olanınız ondan en çok korkanınızdır. Arabın aceme, siyahın kırmızıya veya kırmızının siyaha üstünlüğü ancak takva iledir.[2] Bunun gibi, soy ve kabile ile övünmenin haram olduğunu bildiren çok sayıda hadis vardır.

Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır kısmı, insanların böbürlenmek ve ırkıyla övünmek için farklı farklı milletlere ayrılmadığını açıkça gösteriyor. Yani, gerçek üstünlük ve şeref ırkla, kabileyle ve soy-sopla değil, Allah’tan korkmak ve ona itaat etmekledir. Eğer mutlaka iftihar edecekseniz takva ile iftihar edin ve şükredin; soy-sop gibi, temelde insana hiçbir üstünlük sağlamayan şeylerle değil…[3] Takva ancak günahlardan uzak durmakla ve salih amellerle olur. Allah’ın yanında hatta insanlar arasında itibar görmek isteyenler takvada ileri gitmelidirler.

Ayet milliyetçiliğin kendini iki şekilde göstereceğine işaret etmektedir. Bunlardan birisi müsbet milliyetçiliktir ki, (لِتَعَارَفُوا) ile ifade edilmiştir. İkincisi menfi milliyetçiliktir. Irkçılık anlamına da gelen menfî milliyetçilik başka ırkları yok sayarak kendi ırkının üstünlüğünü iddia etmekle olur ki bu da ayetin mefhum-u muhalifiyle yasaklanmıştır. Yani (لِتَعَارَفُوا)’dan şu mana da çıkıyor: (أيْ لِتَعارَفُوا مُناسَبَاتِ الْحَيَاةِ الْإِجْتِمَاعِيَّةِ فَتَعَاوَنُوا عَلَيْهاَ لَا ِلَتنَاكَرُوا فَتَخَاصَمُوا) “Yani sosyal hayatın gereklerini tanıyıp dayanışma gösterip yardımlaşmanız için, birbirinizi inkâr etmeniz ve kavga etmeniz için değil…”[4]

Menfi ve müsbet milliyet fikri Bediüzzaman’a mahsustur. Bazıları bunu anlamakta zorluk çekseler bile o müsbet milliyeti şöyle anlatır: “Şu müsbet fikr-i milliyet İslâmiyet’e hâdim olmalı, kale olmalı, zırhı olmalı; yerine geçmemeli. Çünkü İslâmiyet’in verdiği uhuvvet içinde bin uhuvvet var, âlem-i bekada ve âlem-i berzahta o uhuvvet bâki kalıyor. Onun için uhuvvet-i milliye ne kadar da kavî olsa onun bir perdesi hükmüne geçebilir. Yoksa onu onun yerine ikame etmek; aynı kalenin taşlarını, kalenin içindeki elmas hazinesinin yerine koyup o elmasları dışarı atmak nevinden ahmakane bir cinayettir.”[5]

Bediüzzaman İslamiyet’i, içinde elmas barındıran bir muhkem kaleye benzetiyor. Milliyet, elmasları koruyan kale duvarındaki taşlara benzer. Elmasları koruduğumuz sürece müsbet manada milliyetçi sayılırız. Eğer kaleden elmasları çıkarıp duvardaki taşlarla yer değiştirsek, bu menfi bir milliyetçilik ve büyük bir ahmaklık olur.

Irkıyla veya kabilesiyle övünmek tarzındaki davranış Türkçe’de menfi anlamda “Irkçılık” şeklinde ifade edilmiştir. Milliyetçilik fikri İslamiyet’in yerine geçerse, yani milliyetçiler İslam’ı yaşamayı gerekli görmezlerse ırkçılık olur. Irkçılığın kendini üstün görme ve ırkıyla övünme şeklindeki menfi tutumu, başka ırkları yok saymayı netice verir ki, böyle bir düşünce başka ırklara saldırmaya sebep olduğu için İslam’ın nazarında merduttur.

Kısacası Allah Kur’an’da müminlerin kardeş olduğunu ilan etmiştir. Bu müstesna vasıf müminlere lütfedilmiştir. Din kardeşliği gerçekten büyük bir avantajdır. Din kardeşliğinin odak noktası da imandır. Bu yüzden adab-ı muaşeret kurallarını öğreten Hucurat Suresi önce Allah’a ve onun Resulüne saygı göstermekle söze başladı. Arkasından Müslümanlar için büyük bir avantaj olan İslam kardeşliğine zarar verecek davranışlardan uzak durmayı öğütledi.

İslamiyet farklı kavimleri ve ırkları birleştirip kaynaştıran bir anlayış geliştirmiştir. “Müslümanlar kardeştir”, “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir şeklindeki gerçekler, İslam toplumunu nefret, adavet ve husumetten uzaklaştırıp kardeşlik ve muhabbet atmosferine sevk etmiştir. Kuşkusuz insanın kendi ırkını sevmesi başkalarını yok sayıp onlara düşmanlık yapmasının bir sebebi olamaz. Başka bir deyimle, insanın kendi milletinin sevmesi için birçok haklı gerekçesi olabilir. Aynı dili konuşmaları, aynı gelenek ve göreneklere sahip olmaları ve aynı toprağın insanı olmaları birer gerekçedir. Fakat kendi milletimi seveyim derken, başka ırkları yok saymak, onları inkâr etmek İslam’ın daba-ı muaşeret kurallarına aykırıdır.

[1] Kurtubî, el-Camıû Li Ahkâmi’l-Kur’an, XVI/340; Alusî, Ruhu’l-Maânî, XXVI/161.

[2] Buharî, Sahih, Hac, 132; İbn Hanbel, Müsned, I/230.

[3] Alûsî, Teffsir,XXVI/163.

[4] Said Nursî, Mektubat, s. 364.

[5] Mektubat, 26. Mektub, 3. Mebhas, 4. Mesele.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum