Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Kâinatta ve İnsanda Denge

Allah insanı kâinatın bir misal-i musağğarı [küçük bir örneği] olarak yaratmıştır. Bilim adamlarının ittifakıyla sabittir ki, eğer güneşin, ayın, gece ve gündüzün deveranında zerre miktar bir azalma-çoğalma olursa kâinatın dengesi bozulur. İnsan da tıpkı kâinat gibidir. Yemesinde, içmesinde, öfke ve şehvet kontrolünde ve zamanı kullanmasında bir israf olursa insanın maddi-manevi dengesi bozulur.

Kâinattaki dengeyi kıyamete kadar koruyup kollayan Allah’tır; ne var ki, imtihanın bir sırrı olarak insanın kendi dengesini koruması ona bırakılmıştır. İnsan, ancak Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek dengesini koruyabilir. İnsanın dengesi bozulduğu zaman, dengesiz insanlardan oluşan toplumun dengesi de bozulur. Onun için Allah kâinatın dengesi ile insanın dengesini birlikte zikretmiştir. Şöyle buyurur:

(وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ . أَلاَّ تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ . وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ) “Göğü Allah yükseltti, denge ve ölçüyü de O koydu ki dengeden sapmayasınız; ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.”[1]

Bediüzzaman bu ayeti tefsir ederken şöyle der: “Rahman Suresindeki ayette dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden dört defa ‘mizan’ zikretmesi, kâinatta mizanın [dengenin] derece-i azametini ve fevkalâde pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık [dengesizlik] yoktur.”[2] Ayette adalet ve israfsızlık manasına gelen Mizan/denge ve ölçü arka arkaya zikredilmiş ve zımnen insana, “Sakın Allah’ın koyduğu dengeden/adaletten sapmayın” buyrulmuştur.

Ayette geçen emirler, “Dengeden sapmayınız, ölçüyü düzgün tutunuz, eksik tartmayınız” şeklinde çoğul kipiyle gelmiştir. Bu da tüm toplumun ve özellikle toplum liderlerinin dengeyi korumakla yükümlü olduklarını gösteriyor. Eğer dengesiz liderler ülkeleri yönetirlerse toplumdaki insanların dengelerini de bozarlar. Hal-i âlem buna şahittir.

Başka bir ayette Allah müminlerin vasıflarını anlatırken yine israfsızlığa ve dengeye işaret etmiş, şöyle buyurmuştur: (وَالَّذٖينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَاماً) “Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur.”[3]

Tefsirlerde israf, nicelikteki aşırılıktan ziyade nitelikteki aşırılık, yani “Allah’ın rızasına uygun olmayan, O’na isyan sayılan yollara, sağduyunun ve kamu vicdanının uygun bulmadığı şekillerde harcamada bulunmak” şeklinde yorumlanmıştır. Cimrilik ise “imkânları elverdiği halde Allah rızasına uygun olan yerlere harcama yapmaktan kaçınmak” şeklinde açıklanmıştır. “Makul bir denge” diye tercüme edilen (قَوَاماً) kelimesi de “israftan ve cimrilikten uzak olarak gereken yerlere gerektiği kadar harcamada bulunmak” demektir.[4] Bu ayet harcama yapan müminlerin, cimrilikle müsriflik arasında dengeli bir noktada durduklarını açıkça ifade ediyor.

Bediüzzaman insan vücudunda dengenin korunabilmesi için zevk ve lezzet ayarı yapan kuvve-i zaikanın [ağızdaki dilin] önemine de işaret ederek özetle şöyle der:

“Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmıştır. Ağızdaki tatma duyusunu bir kapıcı, sinirleri ve damarları telefon ve telgraf telleri gibi yaratmıştır. Bu sinir ve damarların tatma duyusu ve vücuttaki mide ile bir haberleşmeleri vardır ki, tatma duyusu ağza gelen maddeyi o damarlarla haber verir. Bedene ve mideye lazım değilse “Yasaktır!” der, dışarı atar. Bazen de o madde zararlı ve acı ise hemen dışarı atar.”

“Evet, tatma duyusu olan dil, ehl-i gaflet ve ruhen terakki etmeyen ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için bir kapıcı hükmündedir. Kapıcı lezzet alsın diye israfa girmek ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerekir.”[5]

O halde lezzetin ayarını yapan dile çok bahşiş vererek daha fazla zevk alsın diye israfta bulunmak, sadece ilahî dengeye değil mantığa da aykırıdır. Özellikle yeme ve içme ile ilgili yapılan bu tür israflar, insan vücudunun dengesini bozar ve onu hasta eder. Onun için Resûl-i Ekrem (sav) (كلُوا و اشربُوا و تصدقُوا والْبَسُوا في غيرِ إسرافٍ ولا مَخيلةٍ) “Yiyiniz, içiniz, infak ediniz ve giyinin fakat israf etmeyin ve böbürlenmeyin.”[6] Şu halde yerken, içerken israf edenler, giydiği elbiseyle böbürlenenler veya “desinler” diye infak edenler, dengeyi bozdukları için bu hadisle kınanmışlardır.

Evet, israf haramdır ve bütün semavi dinlerde yasaklanmıştır. Miktarı ne olursa olsun yiyecek, içecek, giyim, kuşam ve en önemlisi de zamanda yapılan israf ülke ekonomisini zarara sokar ve toplumun dengesini bozar. İsrafın başrolde olduğu ekonomilerde ister istemez yolsuzluklara da kapı aralanır. Böylece milyonlarca insanın emeğiyle meydana gelen birikimler israf ve yolsuzlukla heba edilmiş olur. Eğer israf bir gelenek-görenek halini alırsa ve insanlar ülke ekonomisinden bağımsız olarak, “Ben kendi malımı harcıyorum, kime ne?” düşüncesinde iseler bunun adı israf değil çılgınlıktır, sonucu da felakettir.

Hem öyle bir felakettir ki, kimse bu felaketin kendisini ne kadar etkilediğini hemen anlayamaz. Çünkü israf yolsuzluğa da vesile olur. Müsrif insanlar bir müddet sonra çevrelerinde işsiz ve fakir insanlar, bozuk yollar, bakımsız hastaneler, kirli ve bakımsız okullar, çöp içinde kalan kentler, umutsuz vatandaşlar görmeye başladıklarında onlar da rahatsız olurlar. Oysa bütün bu olumsuzluklar, ülke kaynaklarının pervasızca israf edilmesi sonucu meydana gelmiştir.

Yolsuzluk ve eğitimsizlik sebebiyle kaynakları israf edilen bir ülkenin ekonomisi, dibi delik olan bir torbaya azık koymaya benzer. Akşama kadar torbanıza azık doldurursunuz, sonuç hep hüsran olur. İşte israfa ve yolsuzluğa maruz kalan bir ekonomide ülke hazinesinde, bilinmeyen ve kapatılamayan kara delikler oluşur. Nitekim yapılan araştırmalara göre, İsrafın Türkiye milli bütçesine bir yıldaki maliyeti 100 miyar TL’yi geçmiştir. [Sıfır Atık Vakfı, 2025 Raporu]. Türkiye’nin yıllık milli bütçesi yaklaşık 500 milyar dolar olduğuna göre 2025 yılındaki yolsuzluk miktarı ise yaklaşık 4 milyar dolardır.

Durum böyle olunca dünyanın en zengin memleketine sahip olsanız bile, yine de fakirleriniz çok olur. Dünyanın en büyük buğday ambarları sizin ülkenizde olsa da, ekmek yine de pahalıdır. Dünyanın en geniş ve güzel meyve bahçeleri sizin ülkenizdedir ama vatandaşın meyveye ulaşması bir lüks sayılır. Hâsılı, vatandaşın müsrifliği kaynak israfına, kaynak israfı da yolsuzluğa yol açtığı için iki yakamız bir araya gelmez. İnsanımız, dolayısıyla toplum, kelle kulak sallayan bozuk bir motor gibi dengesiz olur. Bunun yegâne çaresi, ekonomik dengenin bozulmasına sebep olan israfın ve yolsuzluğun önlenmesidir. Bu iki kara delik kapatılabilirse iki üç yıl gibi kısa bir sürede ekonomi canlanır, halk zenginleşmeye başlar ve devlette büyüme çıtası yükselir.

[1] Rahman, 55/7-9.

[2] 30. Lem’a, İsm-i Küddûs.

[3] Furkan, 25/67.

[4] Kur’an Yolu Tefsiri, 4/138.

[5] 19. Lem’a.

[6] Buhari, Libâs, 1.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.