Muhammed Numan ÖZEL
Risale-i Nur’u İtibarsızlaştırma Planları
Son yıllarda Türkiye’de ve İslâm dünyasında dinî kavramlar, mezhepler, cemaatler ve özellikle Risale-i Nur gibi manevî kaynaklar üzerinden oynanan oyunların dikkat çekici ölçüde arttığını görüyoruz. Tarih boyunca daima hakikati temsil eden yapılar, sadece açık saldırılara değil; gizli, dolaylı, karmaşık ve çoğu zaman tespit edilmesi zor olan psikolojik operasyonlara maruz kalmışlardır.
Bugün Risale-i Nur’a yöneltilen “tahrif iddiaları”, “aşırı övgü – aşırı yergi arasında suni tartışmalar”, “kişilere bağlı gösterme taktiği”, “mezhebi veya siyasî bir kalıba sıkıştırma çabası” gibi adımlar, görünüşte akademik tenkit gibi dursa da, arka planda çok daha derin bir stratejinin işlediğini gösteriyor.
Bu strateji yeni değildir. On ikinci Şuâ’da “çok şekillere giren gizli ifsad komitesi”[1] dediği mekanizma, bugün sosyal medya, akademik çevreler, ideolojik gruplar, sahte yorumcular, sahte âlimler ve karanlık bilgi üreticileri vasıtasıyla tekrar sahnededir.
Bu yazıda meseleyi yalnız bir yönüyle değil; tarihî, fikrî, sosyolojik, mezhebî ve psikolojik boyutlarıyla ele alıyoruz. Ayrıca Haricilik–Vehhabilik meselesinden, tahrifat iddialarının arka planına; algı operasyonu yöntemlerinden, Risale-i Nur’un neden rahatsız ettiğine kadar geniş bir çerçeveyi bütünlüklü şekilde değerlendireceğiz.
RİSÂLE-İ NUR NİÇİN HEDEFTE?
Bu soruya tarihî ve sosyolojik açıdan verilecek cevap çok nettir:
1. Risale-i Nur iman merkezlidir
Siyasete, menfaate, güç odaklarına dayanmaz; doğrudan iman hakikatlerini güçlendirir. Bu yönüyle her çeşit ideolojik manipülasyonu boşa çıkarır. İman hizmeti dışında bir ajanda tutmaz ve peşinde de değildir.
2. Millî ve manevî bir uyanış sağlar
Modern hayatın çökerttiği manevî direnci onarır. Bu da küresel ve yerel çıkar gruplarını rahatsız eder. Çünkü günümüzde toplumların ayakta kalması ve devam etmesi ancak yeni nesillere değerlerini aktarmasıyla mümkündür.
3. Bağımsız duruşu kesindir
Ne devlete, ne tarikatlara, ne siyasî yapılara dayanır. Bu bağımsız duruş, kontrol edilmek istenen toplumlarda en tehlikeli güç olarak görülür.
4. Geniş kitlelere nüfuz eder
Farklı mezhep, meşrep, sınıf ve coğrafyalara hitap edecek bir lisan kullanır. Bu kadar geniş tesir, onu ister istemez hedef tahtasına oturtur. Günümüzde 70 Dünya diline tercüme edilmiş ve hakikatleri her lisanla ilan ediyor.
BEDİÜZZAMAN’A GÖRE HÂRİCİLİK (VEHHÂBÎLİK) MESELESİ
Bediüzzaman, Haricilik çizgisini “tekfirci ve sert” bir damar olarak tanımlar. Vehhabilik ile ilgili değerlendirmeleri de aynı çerçevededir:
- Metin merkezli fakat ruh ve hikmetten uzaklaşmış bir yaklaşım
- Ümmeti tefrikaya götüren aşırı yorumlar
- Müsamahasız, toleranssız bir İslâm anlayışı
- Neticesinde intihara sürüklenen ve dağılan nice hayatlar
Üstad, bu damarların ümmet içi çatışmaları beslediğini ifade eder ve Risale-i Nur’un buna panzehir olduğunu belirtir. Risale-i Nur’un “kuvvet yerine hakkı esas alma” prensibi tam olarak bu sebeple birçok radikal çevreyi rahatsız eder.
TAHRİF İDDİALARI NEDEN ORTAYA ATILIYOR?
Tahrif iddialarının teknik yönünden çok psikolojik ve stratejik yönü vardır.
Bu iddialar üç temel maksada dayanır:
1. ESERE GÜVENİ ZEDELEMEK
Bir eserin “otantiklik” güveni sarsılırsa:
- Okuyucusu azalır
- Etkisi zayıflar
- Tartışmalar eserin önüne geçer
- İnsanlar metin yerine polemikle meşgul olur
Bu, hedeflenen en büyük sonuçtur.
2. ÜSTADA YÖNELİK İTİBARSIZLAŞTIRMA
Bediüzzaman’ın şahsî itibarı sarsılırsa Risale-i Nur’un etkisi otomatik olarak zayıflar.
Bu yüzden:
- Kimlik ve şahsiyet tartışmaları
- Siyasi polemiklere çekme çabası
- Objektifliğini sorgulama girişimleri
özellikle bilinçli biçimde öne çıkarılır.
3. “ÖVEREK SÖVMEK” TAKTİĞİ
Bu yöntem çok sinsi bir metottur. Yani:
- Aşırı övüyormuş gibi yapıp
- Araya hafif şüpheler, kusur imaları, belirsizlikler ekleyip
- Zihinlerde bulanıklık oluşturmak
Bir şeyi doğrudan kötülemek tepki çekebilir. Ama “ben aslında seviyorum ama…” diye başlayan cümleler çok daha etkili bir yıkım üretir.
BU OPERASYONLAR HANGİ YÖNTEMLERLE YÜRÜTÜLÜYOR?
Hem güncel hem tarihî metotları özetliyorum. Her biri bugün aktif olarak kullanılıyor:
1. Metinlerde hayali farklılıklar üretmek
Basit dizgi hataları veya noktalama değişiklikleri ‘tahrif’ diye sunulur.
2. Sosyal medya uzmanlarıyla karalama
Gerçek okur olmayan ama yorumcu gibi görünen bazı bot hesaplar devreye girer.
3. Sahte akademik çalışmalar
Kaynağı ve dayanağı olmayan “tez – makale” üretimi.
4. “Ben de okudum, ben de severim…” taktiği
Seviyormuş gibi yapıp ara cümlelerle şüphe üretmek.
5. Sözde Nurcu görüntüsü verilmiş kişilerle saldırı
Böylece dış saldırı gibi görünmez; “iç tartışma” süsü verilir.
6. Üstadı şahsîleştirmek
Risale-i Nur’u Bediüzzaman’ın şahsî fikriymiş gibi göstererek evrenselliğini küçültmek.
7. İdeolojik etiketleme
Siyasî bir gruba, mezhebe, milliyetçiliğe veya modern akımlara zorla eklemleme.
8. Rekabet duygusunu körükleme
Nur talebeleri arasında gizli çatışmalar oluşturup “ayrılık varmış” algısı oluşturmak.
BEDİÜZZAMAN’IN TARİHÎ OKUMASI BUNU ÖNCEDEN AÇIKLIYOR
Üstad’ın 1930–1950 arasında yaptığı analizler, bugün yaşadıklarımızı birebir tarif ediyor. Özellikle On ikinci Şuâ’da “çok şekillere giren gizli komite” ifadesi, modern dezenformasyon tekniklerinin erken bir tanımı gibidir.
Bu komite:
- Bazen laiklik söylemiyle
- Bazen milliyetçilik üzerinden
- Bazen mezhepçilikle
- Bazen “aşırı dindarlık” görüntüsüyle
- Bazen modernizm maskesiyle
- Bazen milliyetçi, ırkçı söylemlerle
sürekli farklı biçimlerde sahne alır.
Ama nihai hedef değişmez:
İman hakikatlerine olan yönelişi durdurmak.
SİSTEMATİK NURCULUK vs KİTABİ NURCULUK
Bu iki kavram zaman içinde ortaya çıkmıştır.
Sistematik Nurculuk
- Cemaat organizasyonu içinde yer alan
- Hiyerarşi ve planlama gözeten
- Eğitim, dershane ve hizmet ağı oluşturan yapı
Kitabî Nurculuk
- Kurumsal yapıdan bağımsız
- Risale’yi bire bir ve doğrudan okuyup
- Kişisel tefekkür ve fiilî hayatında yaşayan yaklaşım
Bu ikisi aslında çatışan değil birbirini tamamlayan yapılardır.
Ancak dış çevreler bu farklılıkları “ayrılık” gibi göstererek manipülasyon üretir.
MÜSPET HİZMETİN ÖNEMİ
Üstad, Lem’alar’da âhirete ait amellerde rekabet olmayacağını ifade ederek temel ölçüyü koymaktadır.
Manevî hizmette rekabet, kıskançlık ve çekişme:
- İhlâsı kırar
- Zihinleri dağıtır
- Sözün gücünü zayıflatır
- Hizmeti hedeften uzaklaştırır
- İnsanlara ulaşmayı unutturup adeta iç hesaplaşmalara kapı aralar
Bu nedenle en temel prensibimiz: “Müsbet hareket”tir.
Yani yıkmak değil yapmak, kavga değil tebliğ, nefret değil muhabbet, çatışma değil tamir.
Tam da bu sebeple manipülasyon merkezleri sürekli çatışma üretmeye çalışır. Çünkü Risale-i Nur’un müsbet çizgisi her tür ayrılığı çözen birleştirici bir yapıya sahiptir.
Üstad’ın şu sözü özellikle merkezdedir:
“Velâyet ve salahat hadsiz bir hayat-ı ebediyenin pırlantası gibi bir kuvvet ve bir yüksekliktir.”[2]
Bu cümle aslında şunu anlatır:
- Manevî kemâl, dünyada gürültü çıkararak değil sükûnet içinde büyür.
- Tahrip eden kazanamaz; yapan, inşa eden kazanır.
- Hakikatlerin tesiri gürültüyle değil, kuvvetli ve derin maneviyatla olur.
- Tenkid nazarıyla bakan muhabbet edecek noktaları fark edemez.
Bu yüzden Risale-i Nur’un tesirini azaltmak isteyenler önce salahat damarını kırmaya çalışırlar.
İftiralar, dedikodular, tahrif iddiaları, rekabet tartışmaları hep bu noktaya yöneliktir.
Bugün Risale-i Nur’a, Üstad Bediüzzaman’a ve iman hizmetine yönelen saldırıların hiçbiri rastlantı değildir. Her biri:
- Düşünülmüş
- Kurgulanmış
- Psikolojik olarak tasarlanmış
- Sosyolojik sonuçları hesaplanmış
operasyonlardır.
Fakat bu operasyonların en büyük yanılgısı şudur:
Risale-i Nur bir kitap dizisi değildir; bir iman hareketidir.
Tahrif edilemez, yok edilemez, eskitemezler.
Çünkü tesiri siyasetten, ideolojiden, şahıslardan değil; Kur’an–ı Kerim’den gelir.
Bugün bize düşen şey tartışmaların değil, hakikatlerin peşinden gitmek; kavganın değil, ihlâsın tarafında durmaktır.
Ve en önemlisi:
Müsbet hareketin çizgisini koruyarak misyon ve vizyonumuza uygun hareket ederek gönüllere, kalplere ruhlara dokunmaktır.
Selâm ve duâ ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.