Muhammed Numan ÖZEL
Risale-i Nur'u İtibarsızlaştırma Planları-2
BİR KELİME Mİ, BİR KÜLLİYAT MI; BİR HATA MI, BİR DESİSE Mİ?
“Bu Zamanın En Büyük İhsanı”
Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü, yalnızca bir tesbit değil; çağımıza yöneltilmiş keskin bir uyarıdır:
“Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife; imanı kurtarmaktır. Başkalarının imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.”[1]
Bugün dünyaya baktığımızda; bilgi yağmuru altında fikren susuz kalmış bir insanlık görüyoruz. Herkes konuşuyor, herkes hüküm veriyor, herkes kendi doğrusunu dayatıyor. Ama hakikati arayan gönüller, gürültünün içinde kaybolmuş hâlde. Tam da bu gürültü çağında Üstâd’ın işaret ettiği “en büyük ihsan”ın ne kadar isabetli olduğu ortaya çıkıyor.
“Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır.”[2] Çünkü toplumların çürümesi, önce iman damarının zayıflamasıyla başlar. Gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Maddi imkânlar artsa da manevi temeller zayıflarsa, insanın iç dünyası boşlukta kalır. Bu boşluk, ya umutsuzlukla ya da aşırılıklarla doldurulur. Bugün gençlerdeki kimlik bunalımından aile bağlarındaki çözülmeye, madde bağımlılığı ve aile sorunları, toplumsal tahammülsüzlükten ruhsal çöküntülere kadar pek çok mesele, aslında imanın hayat verici nurundan, bereketinden mahrum kalmanın sessiz çığlığıdır. Sükûtun çığlığıdır.
Bir metni değerlendirirken yapılan en büyük hata, bütünü bırakıp parçaya takılmaktır. Fakat bundan daha büyük bir hata vardır:
Parça üzerinden hüküm verip, o parçanın hangi cereyan tarafından büyütüldüğünü hiç sorgulamamak üzerine yazımız devam edecektir.
Risale-i Nur gibi yaklaşık bir buçuk milyon kelimelik, Kur’ân merkezli bir iman külliyatı söz konusu olduğunda; birkaç kelime etrafında dönüp “tahrifat” iddiasını ısrarla gündemde tutmak, artık masum bir ilmî hassasiyet olmaktan çıkar. Bu noktada sual değişir:
Bu kadar küçük farklar neden bu kadar büyütülüyor?
Kim, neden ve hangi maksatla bu meseleyi diri tutuyor?
İşte bu yazı, yalnız “ne oldu?” sorusuna değil; “neden özellikle böyle yapılıyor?” sualine de cevap vermek için kaleme alınmıştır.
TAHRİFAT MI, TELİF SÜRECİ Mİ, YOKSA İÇTEN İFSÂD MI?
RİSALE-İ NUR’A ATILAN İDDİALARIN HAKİKAT TERAZİSİ
Bu asırda Risale-i Nur’a yönelen hücumlar, ekseriyetle açık inkâr ve düşmanlık sûretinde değil; bazen “sadakat”, “metin hassasiyeti”, “ilim adına tenkit” perdesi altında gelmiştir. Ve bu bahanelerin ardına saklanarak Risale-i Nur’a bir güvensizlik iklimi oluşturmaya çalışıyorlar.
Bunların en yaygını ise şudur: “Risale-i Nur tahrif edildi.”
Bu iddia, zahiren masum bir suâl gibi görünse de; tekrar ediliş tarzı, verilen metin örnekleri ve ısrar derecesi itibarıyla, artık ferdî bir kanaat değil, organize bir şüphe üretimi hüviyeti kazanmıştır.
Evvelâ şu hakikat kat’iyetle tesbit edilmelidir:
Risale-i Nur, menşei gizlenen bir eser değildir. Bilakis daha başta şunu ilan eder:
“Doğrudan doğruya Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın İ‘caz-ı Manevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur Esaslarına dayandığı, Müellif tarafından mükerreren ve musırrane beyan edilmekte…”
Bu beyan, aynı zamanda bir mihenk taşıdır. Çünkü Kur’ân’dan süzülen bir hakikate yöneltilen itham, ister istemez Kur’ânî mizanlarla tartılır.
Hakikî Tahrifat Nedir?
Risale-i Nur’a göre tahrifat; kelimede değil, istikamettedir.
Emirdağ Lâhikası bu noktayı çok açık ifade eder:
“Mağlubâne perde altında veya bid‘alara müsamaha sûretinde ve tevilat ile bir nevi tahrifat içinde Hizmet-i Diniye tam olamaz.”[3]
Demek ki hakikî tahrifat:
İman esaslarını sulandırmak,
Hizmeti mecrasından uzaklaştırmak,
Hakikatleri hevâ ve hevesle tevil etmek,
Hizmeti kitap merkezinden çıkartıp şahıs ve siyasi merkeze kaydırmak,
Dini, zamanın keyfine uydurmaktır.
Yoksa müellif tasarrufu ile yapılan tashihler, Risale-i Nur’un nazarında tahrifat değildir. Bunları tahrifat olarak görmek ve göstermeye çalışmaksa sûi niyete işaret eder. Sürekli bu tarz yerleri ön plana çıkartmaksa Risale-i Nur Külliyatı’nı itibarsızlaştırma çalışmalarına şu taşımaktır.
Telif Süreci, Nüsha Farkları ve Yetkili Tasarruf
Risale-i Nur, tek seferde yazılıp rafa konmuş bir külliyat değildir. O, toplum içinde yazdırılan, tashih edilen, tertip ve telif gören bir telif sürecinin mahsulüdür.
Bunun Külliyattan bazı delilleri:
Bizzat Üstad’ın ifadeleriyle
- “Yirmi Sekizinci Lem’a’nın Yirmi Sekizinci Nüktesinin aynı fihristesi değil, On Beşinci Söz’ün âhirinde yazılsın. Çünki ikisi aynı Hakikatten bahsediyor.”[4]
- “Merhum Hâfız Ali’nin Lem’alarını tashih ettim.”[5]
Bununla da kalmamış; Üstâd Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bazı has ve emin talebelerine, kendi adına ve kendi mizanları içinde tashih, tebdil ve tağyir vazifesi vermiştir. Ama kendini Üstâd’dan da üst makamlarda gören bazıları bugün Üstâd kabrinden kalkıp gelse ona bile itiraz edeceklerdir bu hususlarda. Bazıları da hizmetin işleyişi konusunda aynı durumda “Bizim meşveret kararımız var” deyip Üstâd’a itiraz edecek bir duruma evrilmiş. Her neyse bu meseleleri eski yazılarımda istemiştim onlara havale ediyorum.
- Bu izin:
- Keyfî değil,
- Umumî değil,
Emanet ve mes’uliyet esaslıdır. Önüne gelene sen/siz bunu yapın dememiş Allâme Bediüzzaman!
Bu tasarrufların tamamı, hakikât-i imaniyeyi ve istikâmet-i hizmeti muhafaza içindir; bozmak için değil.
Hakikât terazisine bu tahrifçi ekibin iddialarını koyalım. Risale-i Nur Külliyatı yaklaşık bir buçuk milyon kelimedir. Buna mukabil, bugün “tahrifat” diye dolaşıma sokulan bütün örnekler toplansa, yaklaşık üç yüz kelime civarındadır.
Bu farkların tamamına yakını:
İmlâ, tekrar, eş mânâlı kelime tercihi, tertip ve yer değişikliği nev’indendir.
Bu nisbet, binde ikinin bile çok altındadır. Ve bu farkların hiçbirinde:
Akaidi bozan, iman esaslarını sarsan, mesleği değiştiren tek bir kelime dahi gösterilememiştir. Baktığımızda “Ekrâd, Kürdistan” gibi kelimelerin “Şarklılar, Vilâyet-i Şarkiye” gibi kelimelere takılıp kalıyorlar. Ancak Kürt ve Kürdistan kelimelerinin tamamı değiştirilmemiştir. Külliyatta bu kelimeler çokça yer almaktadır.
Burada artık mesele kelime değil, niyet meselesidir.
“Bu ısrar nereden geliyor?” diye hemen akla geliyor.
İşte tam bu noktada, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin On İkinci Şuâ’da bütün cesaretiyle teşhir ettiği hakikat devreye girer:
“Çok şekillere giren gizli ifsâd komitesi.”[6]
Bu cereyan:
Açıktan inkâr etmez,
Doğrudan hücum etmez,
Hakikati reddetmez.
Bilakis:
Hakikatle konuşur gibi yapar,
Ayeti kullanır, ruhunu boşaltır,
Hadisi zikreder, mânâsını eğer,
Ağabeyleri medih eder, ama onları istismar eder,
Risaleleri över, tesirini kırar.
Çünkü bu millet, Kur’ân’a açıktan düşman olana karşı uyanıktır. Fakat İslâmî hizmet kisvesi altında gelen “Vehhâbiler” gibi akımların tahribatı çok daha tehlikelidir.
Üstâd'ın “çok şekillere giren” tabiri tam da bunu anlatır. Bu cereyan bazen:
Aşırı akılcılık, bazen tecdid ve ıslahat, bazen “biz de Risale okuyoruz, okuduk” perdesiyle konuşur.
Maksadı âyeti inkâr etmek değil; âyetle konuşup âyetin ruhunu söndürüp tesirini kırmaya çalışırlar.
Bu sebeple Risale-i Nur, yalnız küfre değil; hak namına yapılan tahrifatlara, bid‘atkârâne tevillere karşı da bir settir.
Bugün Risale-i Nur’daki üç yüz kelime farkını gündemde tutup, bir buçuk milyon kelimelik iman hizmetini gölgelemeye çalışan bazı zihniyet; işte bu içten ifsâd metodunun tipik bir tezahürüdür.
Bu iddiaları konuşanlardan bazılarına da baktığımızda ya külliyatı baştan sona okumamış kulaktan dolma laflarla konuşan...
ya da kendince bazı yerleri siyak ve sibak bağlamını koparıp kendi yüklediği mânâlarla tenkidlerle konuşan...
ya ehl-i sünnet tüm cemaatlere muarız olan tiplerdir.
İTİRAZLARA MADDE MADDE CEVAPLAR
1. “Nüsha farkları var.”
→ Var; ama binde birinde binde biri kadar ve tamamı telif sürecine ait.
2. “Talebeler metne dokunmuş.”
→ Üstâd’ın izni ve murakabesiyle; bu tahrifat değil vazifedir.
3. “Bu kadar küçük farklar niçin savunuluyor?”
→ Savunulan farklar değil, iman hizmetinin itibarıdır.
4. “Bu hassasiyet masum.”
→ Israrla büyütülüyorsa, artık masum değildir.
5. “Niçin bu kadar dikkat çekiliyor?”
→ Çünkü bu mesele, On İkinci Şuâ’nın haber verdiği içten ifsâd metoduyla birebir örtüşmektedir. Hizmetin tesirini, kuvvetini, kudsiyetini kırmaya yönelik algı operasyonudur.
ZAMAN FERASET-İ İMANİYE ZAMANI
Bu zamanda tehlike, küfrün açıktan gelmesi değildir. Tehlike, dindar sûrette, ilim perdesinde, hizmet kisvesi altında gelmesidir.
Risale-i Nur’u anlamak, birkaç kelimeye bakarak değil;
hangi ruhla konuşulduğunu ayırt ederek mümkündür.
Risale-i Nur’u anlamak, birkaç kelimeyi büyütmekle değil; mesajın ruhunu, maksadın niyetini, konuşanın damarını okumakla mümkün olur.
Tahrifat mı Nüsha Farklılıkları mı?
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-tahrifat-mi-nusha-farkliliklari-mi-26908yy.htm
Bandrol Meselesinin Güzelliği Nedir?
https://www.risalehaber.com/bandrol-meselesinin-guzelligi-nedir-17687yy.htm
Türkiye'de Risale-i Nur Hizmetleri
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-turkiyede-risale-i-nur-hizmetleri-26874yy.htm
Türkiye'de Nurculuk
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-turkiyede-nurculuk-26845yy.htm
Dünyada Risale-i Nur Hizmetleri
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-dunyada-risale-i-nur-hizmetleri-26828yy.htm
Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman'a Sataşmalar
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-risale-i-nura-ve-bediuzzamana-satasmalar-26699yy.htm
Nifak ve Şikakın Neticeleri
https://www.risalehaber.com/nifak-ve-sikakin-neticeleri-25031yy.htm
Neşriyat Hizmetinin Önemi
https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-nesriyat-hizmetinin-onemi-25018yy.htm
Bu ve emsâli yazılarım için diğer yazılarımdan bakılabilir.
Cenâb-ı Hak bizleri:
Kur’ân ve Sünnet’e sıdk u sadâkatle bağlı, Risale-i Nur’un gösterdiği istikametten şaşmayan, hak namına bâtıla alet olmayan, bu dehşetli ifsâd cereyanının şüphelerinden muhafaza edilmiş kullarından eylesin. Basiret-i imaniyemizi ziyadeleştirsin. Âmin.
Selâm ve duâ ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.