Muhammed Numan ÖZEL

Muhammed Numan ÖZEL

Mizahın Sınırları, Kutsallar ve Çifte Standartlar

Mizah, her dönem olmuş ve olacak olan bir şeydir. Peki mizah nedir?

Mizah veya gülmece, hayatın gülünç, çelişkili veya absürt yönlerini ortaya çıkararak insanları eğlendirmeyi, güldürmeyi ve genellikle düşündürmeyi amaçlayan bir iletişim, sanat ve düşünce türüdür. Olaylara farklı bir perspektiften bakmayı sağlar.

İnsanların, hakâretin ve ahlâksızlığın arkasına saklanacağı bir mazeret değildir.

Adamın ağzından pislik ve hakâret akarken “mizahtan korkuyorlar” diye kendini temize çıkarmaya çalışmak, ucuz bir oyundur.

Kutsal değerlere yönelik çirkinlik, moda veya “özgürlük” adı altında normalleştirilemez ve kabul edilemez.

Bir Müslüman olarak net tavrım şu: İslami değerler mizah konusu olamaz. Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz (asv) ve İslami kavramlar tiye alınamaz, alay edilemez.

Kendince İslâmiyet'i araştırmak, sorgulamak başka bir şey, dalga geçmek ve edepsizlik bambaşka.

Bir Müslüman Hz. İsa’ya veya Hz. Musa’ya hakâret etmezken, bazılarının Peygamberimize karşı “atış serbest” davranması ve buna da "sanatsal özgürlük, düşünce özgürlüğü" demek ve bunun da arkasına sığınmak ayrı bir adaletsizliktir.

İslâmiyet dünya genelinde milyarlarca insanın kabul ettiği, kutsallığı tartışmasız bir gerçektir.

Laik kesim “hiçbir şey kutsal değildir, her şey eleştirilebilir” diyor. Ama pratikte büyük bir çifte standartla karşılaşıyoruz. Laisizme en ufak eleştiri veya mizah yapıldığında hemen parlıyorlar, 5816 sayılı kanun devreye giriyor. Aynı kesim İslâm’a yönelik en ağır, en müstehcen saldırılara ise “ifade özgürlüğü” kalkanı tutuyor. Bugünlerde mizah adı altında bir stendapçı (!) ağzının ayarı bozuk şekilde konuştu. Bu ve emsali nice kişi İslamî değerlere ileri geri konuşuyor bakıyoruz laisizmin kulu kölesi olmuş kimseleri görüyoruz.

Charlie Hebdo örneği bu ikiyüzlülüğü en çıplak haliyle gösteriyor. O derginin Hz. Muhammed (asv) karikatürleri büyük ölçüde müstehcen, iğrenç ve sırf tahrik amacıyla yapılmış provokasyonlardı. Buna mizah demek gerçekten zor. Biz Müslümanlar kendi peygamberlerimize böyle edepsizlik yapmazken, başkalarının “sallama özgürlüğü”nü ifade özgürlüğü diye savunmaları kabul edilemez.

İşin daha derin bir boyutu da var: Kemalizm ve Türkiye’deki laiklik (ya da laisizm) artık kendi içinde bir din gibi işliyor. Kendi kutsal figürlerini, dokunulmaz sembolleri, dogmaları ve sorgulanamazlığıyla adeta bir inanç sistemine dönüşmüş durumda. Laik kesim kendi “dinine” en küçük saygısızlığa tahammül edemezken, İslam’a karşı son derece rahat ve saldırgan olabiliyor.

Aslında her iki taraf da benzer bir hataya düşüyor: Kendi kutsallarını mutlak dokunulmaz ilan edip, karşısındakinin kutsallarını açık hedef haline getiriyor. Bu ne özgürlüktür ne de adalettir.

Gerçek çözüm, tutarlı olmaktır. Ucuz hakaret, müstehcen provokasyon ve kaba alay ahlâken çirkindir; bunları rahatça kınayabilmeliyiz. Ama bunları “konu bile edilemez” diye yasaklarla çözmeye kalkmak, toplumu daha kırılgan, daha korkak ve daha sığ hale getirir.

Mizah zekâ ister, olgunluk ister. En büyük meselemiz de bu olgunluğu gösteremiyor olmamız. Kendi tarafımızın çifte standartlarını önce kendimiz göreceğiz ki, bu ülkede sağlıklı bir tartışma zemini oluşsun.

Türkiye bu konuda olgunlaşmak zorunda. Ne her şeyi “mizah, ifade özgürlüğü ve sanat” diye yutturacağız, ne de her eleştiriyi “hakaret” diye bastıracağız. Arada ince bir çizgi var ve o çizgiyi ancak akılla, saygıyla ve tutarlılıkla koruyabiliriz.

Tabiri caizse sen o mahalleye hakaret edersen buraya da onlar hakaret edecektir.

Selâm ve duâ ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.