Muhammed Numan ÖZEL
İstihdam Olmayı İsterim Üstâd’ım!
Bazı insanlar vardır; konuşuldukça büyürler. Bazıları ise sustukça… Hatta öyleleri vardır ki, kendilerini bilmedikçe yücelirler. İşte Tahirî Mutlu Ağabey, bu ikinci sınıfın en nadide misallerindendir.
Bugünün dünyasında insan, kendini göstermek için yarışıyor.
“Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır.
O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbür ile tetavül edecek; eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu' ile tekavvüs edecek ve eğilecek.. tâ o seviyede görsün ve görünsün.
İnsanda büyüklüğün mikyası; küçüklüktür, yani tevazu'dur.
Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür.”[1]
Herkes bilinmek, tanınmak, takdir edilmek istiyor. Fakat Tahirî Ağabey’in hayatına baktığımızda, bunun tam zıddı bir hakikatle karşılaşıyoruz: O, bilinmek değil, istihdam olmayı istemiştir hizmet-i nuriyede. Makam değil, vazife talep etmiştir Rabbinden niyazlarında.
Üstâd’ı Said Nursî ona bir gün sorduğunda mesele bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar:
“Kendini bilmek mi istersin, yoksa hizmette istihdam olmak mı?”[2]
Bu soru, aslında her birimize sorulmuş bir sualdir. Bizler çoğu zaman “kendimizi bilmek”, yani bir nevi manevî makamlarımızı öğrenmek isteriz. Fakat Tahirî Ağabey’in cevabı, asırlara ders verecek kadar derindir:
“Aman efendim, aman efendim! Ben kendimi bilmek istemiyorum, istihdam olunmamı istiyorum” [2] demişti cevap olarak.
İşte ihlâsın ruhu budur. Çünkü kendini bilen nefis kabarabilir; fakat hizmette yoğurulan bir insan, her an vazifesinin farkında olur, kendini değil davasını yaşar. Bu da bir hâl olarak çevresine sirayet edip bir numune-i imtisâl olur.
Bediüzzaman’ın onun hakkında yaptığı dua ise bu hakikati daha da derinleştirir:
“Ya Rabbi! Tahirî dünyada kendini bilmesin.”[2]
Bu dua ilk bakışta garip gelebilir. Fakat altında yatan sır şudur: Eğer Tahirî Ağabey kendi makamını bilseydi, belki dünyaya karşı alâkası kesilecek, uzlet köşesine çekilecekti. Hâlbuki o, hizmet için lazımdı. Demek ki bazen en büyük lütuf, bazı hakikatlerin perdeli kalmasıdır.
Kişi kendini bilirse ya enaniyet ya atâlete kapı aralanır. Ama bu sırlı kapı aralanmazsa insan hizmete, gayrete devam eder.
Onun hayatı sadece sözle değil, fiille yazılmış bir ders kitabıdır. Tarlasını satmış, malını mülkünü terk etmiş, her şeyini iman hizmetine vakfetmiştir. Fakat bunu yaparken bir kahraman edasıyla değil; sanki yapması gereken en sıradan işi yapıyormuş gibi bir sadelikle hareket etmiştir. Çünkü o, vermeyi kayıp değil, kazanç olarak görüyordu.
Risale-i Nur’un elle çoğaltıldığı dönemlerde kalemi adeta bir matbaa gibi çalışmıştır. Sayfalar dolusu yazmış, gecesini gündüzüne katmıştır. Hani “Zübeyir Ağabey’in hizmete olan ‘kara sevdası’ nasıl dillere destan ise, Tahirî Ağabey’in kalemi de aynı sevdanın sessiz bir tezahürüdür.”
Bugün kolayca ulaştığımız hakikatlerin arkasında, işte böyle sessiz fedakârlıklar vardır. Bizlere düşende o dönemde yaşamadığımız için araştırıp öğrenip kendimizi küfür ve sefahete karşı hizmetle aktif tutmaktadır.
Bununla alakalı tavsiye yazı:
Nurculuğun Mazisini Bilmek
https://www.risalehaber.com/nurculugun-mazisini-bilmek-19327yy.htm
Belki de onun en dikkat çekici yönlerinden biri, ihtilafsız bir hayat sürmesidir. Tartışmaya girmemiş, kırgınlık üretmemiş, nefsini öne çıkarmamıştır. Hizmeti her şeyin üstünde tutmuş; “ben” demek yerine daima “hizmet” demiştir. Kapısında “Burada gıybet etmek kat’i surette yasaktır” manasında bir yazı yazması da kulluğu içinde bir sultan olan Tahirî Ağabey’in hassasiyetini göstermektedir.
Ömrü ya medreselerde ya da zindanlarda geçmiştir. Fakat o, bulunduğu yeri değiştirmeye çalışmamış; bulunduğu yeri hizmete çevirmiştir. Çünkü onun için mekân değil, vazife mühimdi. Belki sıkıntılı ortamlar hizmete daha çok gebeydi onun için.
Ve belki de en ince tarafı: duâ insanı oluşudur. Sadece yazmamış, sadece koşmamış; aynı zamanda kalbiyle taşımıştır bu davayı. İnsanları unutmamış, isim isim dua etmiştir.
Bugün onun hayatına baktığımızda kendimize şu soruyu sormadan edemiyoruz:
Biz hizmette yer mi arıyoruz, yoksa hizmette görünmek mi?
Tahirî Mutlu’nun sessiz ama derin cevabı hâlâ kulaklarda yankılanıyor:
“Hizmette istihdam olmak isterim.”
Belki de asıl büyüklük, bilinmekte değil; bilinmeden yürümektedir. Görünmekte değil; kaybolarak çoğalmaktadır.
Ve belki de en büyük makam, makam istememektir… Yani öyle bir makam ki: hiçlikte sonsuzluk bulan bir makam.” Tıpkı Ebû lâ şey olarak imza atan Üstâd Bediüzzaman hazretleri gibi.
Destanlaşan ve Kur'an davasının ahirete irtihâl eden tüm neferlerine selâm olsun. Ruhlarına el-fatiha.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.