Mehmet Abidin KARTAL
Yangın var… İtfaiyeciler nerede?
Bu dünya hikmet dünyasıdır. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Yaratılan her şey fıtratına uygun olarak işletilmektedir. Ateş yakıyor. Yağmur ıslatıyor. Güneş kurutuyor, ısıtıyor, toprak üzerinden sayısız bitkiler çıkarılıyor…
İnsanlık tarihinin en büyük keşiflerinden biri ateştir. Kontrol altında tutulduğunda hayatı kolaylaştırır, yemekler ateşte pişirilir. Aynı ateş kontrolden çıktığında, dikkatsizlik veya kötü niyetle kullanıldığında yangına sebep olur, saniyeler içinde bir yuvayı, koca bir ormanı ya da bir şehri küle çevirebilir.
Apartmanın üst katında yaşıyorsunuz. Siz yatakta uyurken gece alt katta yangın çıkıyor. Duman, gürültüler, feryatlar sizi uyandırıyor. Ne yaparsınız? Hemen itfaiyeyi arayıp yangını haber verirsiniz. İtfaiyenin görevi yangını büyümeden kontrol altına almak ve söndürmektir.
Maddi yangın, dünya hayatımızı, dünyalıklarımızı, sahip olduklarımızı yakar. Telafisi mümkün. Yanan şeyler yerine getirilebilir. Manevi yangın ebedi hayatımızı tehdit etmekle kalmaz, ebedî hayatı ve ebedî saadeti yakıp kül eder. Telafisi mümkün değil.
Bir annenin bütün muhabbeti, sevgisi çocuğuna süt vermektir. Çocuğuna olan şefkat ve merhameti sebebiyle; kendinden vazgeçer, rahatını düşünmez, fakat çocuğuna süt verir, onun sağlığı için elinden gelen bütün fedakârlıkları yapar.
Eğer bu annenin evinde bir yangın çıksa, çocuğuna süt vermeyi bırakıp derhâl onu söndürmeye koşar. Ateşleri söndürmek için çırpınır. ‘Elimden ne gelir ki!’ demez, bir kova su dökmek imkânı varsa, onu döker. Çocuğunu o ateşten korumak için, gerekirse canını bile verir.
Süt vermek, çocuğun maddî ihtiyacıdır. Yangın ise, kendisinin ve çocuğunun manevi dünyasının alevlerle tutuşmasıdır. Sinesi şefkat dolu bir annenin en büyük vazifesi, çocuğunu cehennem ateşinden koruyabilmesidir.
Karşımda müthiş bir yangın var…
İnsanlık tarihi hak ile bâtılın bir mücadele sahnesi olarak sürmektedir. Tarihe son ilahi müdahale, De ki: “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (isra suresi, 81. Ayet) ile ‘insanlık’ yeniden uyarılmış, dünyaya geliş ve gidiş amacı kendine hatırlatılmıştır. Bu hatırlatma Efendimizin (sav) hayatıyla örneklenmiş hakkın kaim kılınması bâtılın yok oluşu tekraren gösterilmiştir.
Hak-bâtıl mücadelesi Hz. Âdem (as) ile başlamıştır. Gerçekten de imtihan dünyasında; iman ve küfür, hidayet ve dalâlet, tevhid ve şirk, hayır ve şer, ihlâs ve nifak, salâh ve fesat, şükür ve nankörlük şeklinde birbirinin zıddı olarak ikiye ayrılmış mefhumlar ve onların mensupları daima var olagelmiştir. Peygamberler hakkın temsilcisidirler. Hakkın temsilcilerinin görevi bâtılın tutuşturduğu manevi yangınları söndürmektir.
Hak - bâtıl mücadelesinde, iblise (şeytana) karşı ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (as); zalim Nemrut’a karşı, Hz. İbrahim (as); halkına kendini tanrı olarak kabul ettiren Firavun’a karşı, Hz. Musa (as) ve nihayet kendi elleriyle yaptıkları cansız putlara tapan Mekke Müşriklerine karşı da Peygamber Efendimiz (sav.) “imanın, hakkın, tevhidin, doğrunun, adaletin ve Allah rızasının” yanında yer alarak manevi yangınları söndürmüşlerdir.
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."
Her asrın insanı hastalıklarına şifa bulmak için o asırdaki müceddide uyması en doğru davranıştır.
Kur'an, en büyük hazinedir, bu hazinenin kilidi vardır. Her asırda gelen müceddid en büyük hazinenin, en büyük hakikatin kilidini açacak anahtarı taşır. Bu anahtar olmadan hazine açılmaz. Hazine her asrın ihtiyaçlarına cevap verir. Manevi yangınları söndürür. Her asrın anahtarı farklıdır. Asrımızda hazineyi açacak anahtar Risale-i Nur tefsiridir.
Risale-i Nurlar, ahir zamanın manevi yaralarına ilaçlar sunan, dinsizlik, imansızlık cereyanlarına, yangınlarına karşı delil metodunu kullanarak ispat ve izah eden, tereddüt ve şüpheleri bertaraf eden; isyanlara, zulümlere ve toplumda meydana gelen ekonomik, sosyal problemlere Kur’an’dan, Sünnetten çözümler sunan bir devalar manzumesidir.
Ahirzaman müceddidi manevi yangını gördü, hayatı bir itfaiyeci gibi yangını söndürmek için mücadeleyle geçti.
“Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var… Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler…”
İmanı ve ona bina edilen bütün manevî ve ahlâkî değerleri yakıp kavuran manevî yangın, hayatın bütün alanlarına sirayet edip dünyayı çekilmez ve yaşanmaz hale getirirken, ebedi hayatı da yakıp kül ediyor.
Çağımızda bütün insanlık manevi yangınlarla karşı karşıya, yangınlar iman tutuşturularak başlıyor. İmanı tutuşan insan Allah ile bağını koparıyor. Böylece insan fıtratından uzaklaşarak manevi yangınların içinde buluyor kendini.
21. asırda dünya, internet ve teknoloji harikaları ile küçüldü bir avuca sığdı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlık, sınırların kalktığı ve iletişimin anlık hale geldiği dijital bir çağda yaşıyor. Bu çağda uzak yerler yakın oldu, görülemeyen yerler görülür hâle geldi. Dünya sanal âlemle evimize girdi cebimize yerleşti. Sanal ağlarda korku, öfke, kutuplaşma körükleniyor. Dünya küçük bir köy haline geldi. Dijitalleşmenin getirdiği hız ve kontrolsüzlük nedeniyle, sosyal medyanın birçok platformlarında, yanlış, yalan, haksız, dayanağı olmayan bilgiler, algılar ve sapık içeriklerle, sanal ağlardaki körüklemelerle insanın ruh dünyasına benzin dökülerek manevi yangınlar bütün dünyaya yayıldı. Evlerimizin odalarına, çocuklarımızın dünyalarına cep telefonuyla girdi.
İnsanların, kurumların veya devletlerin dijital sistemlerine, ağlarına, verilerine ya da elektrik, haberleşme, sağlık, eğitim, finans gibi kritik altyapılarına zarar vermek, ele geçirmek veya hizmet dışı bırakmak amacıyla yapılan sınırı olmayan siber saldırılar savaşın şeklini değiştirerek hayatın her alanına müdahale ediliyor. Müdahale edilen yerler yakılarak yok edilmek isteniyor. Katil İsrail’in siber saldırısı sonucu çağrı cihazları ve el telsizleri patlatılarak 2024 yılında Beyrut’ta 37 kişinin öldüğünü binlerce kişinin yaralandığını, yangınların çıktığını hatırlayalım.
Küçük bir köy haline gelen dünyada en büyük manevi yangınlar devam ediyor.
Köyde yangın var. Mahallede yangın var. Sokakta yangın var. Evde yangın var.
Nedir manevi yangın?
İmansızlık, küfür en büyük manevi yangındır. İnsanı esfel-i sâfilîn seviyesine düşüren manevî yangınlar, dünya ve ahiret hayatını yakıp kül ediyor.
Ailede, toplumda haram ve helale dikkat edilmemesi, haram kazancın ve haramın yenmesinin normalleşmesi manevi yangındır. Alkol, uyuşturucu, zina, fuhuş, faiz, kumar, siber saldırılar, internetin zararları, şans ve bahis oyunları, kamu ve özel sektörde yapılan usulsüzlükler, yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırmalar, rüşvetler, tacizler, tecavüzler, borsada fiyat manipülasyonları yapılarak fon dolandırıcılığının ortaya çıkması manevi yangın değil midir?
Zenginlerle fakirler arasında uçurumun olması, zekâtın verilmemesi, emeklinin içler acısı durumu, lüks, israf ve sefahatin zirveye çıkması, toplumda sosyal adalet olmaması, zenginlerin alabildiğine saçıp savururken fakirlerin zaruret içinde inleyip sürünmesi manevî yangın değil midir?
Yangın var!
Maddi, fizikî yangın en fazla insanın fani dünyadaki ömrüne son verebilir.
Manevî yangın ebedî hayatı ve ebedî saadeti yakıp kül eder.
Yangını söndürmeye evimizden başlamalıyız. Bırakın başkalarını kendimiz de yanma tehlike ve tehdidi ile karşı karşıyayız. Bari kendimizi, çoluk çocuğumuzu kurtarmak için canla başla çalışalım. Cep telefonuyla, sosyal medyayla evler çocuklarımız manevi yangın tehdidi altında, çoğu evlerde insanların, çocukların imanı yanıyor. Hiç kimse bunun farkında değil. Bu yangını nasıl söndüreceğiz? Bu yangın ancak kaynağı Kur’an ve sünnet olan Nur çeşmesinden akan suyla söndürülebilir. Evlerimizde Nur Çeşmesi var mı?
Manevi yangını çıkaranların metotları
Manevi yangınları çıkaranlar her devirde insanları hakikatlerden uzaklaştırmak; küfrün, dalâletin, nefsin, şehvetin çıkmaz sokaklarına sokmak için hep aynı metotları kullanmışlardır. Mekanizmalar değişmiş ama metot, tavır ve söylemler değişmemiştir.
İngiliz gazeteci Lauren Booth, 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumunda Kur’an’da yer alan Hz. Musa (as) ve Firavun kıssasını günümüz dünyasına uyarlayarak, "Firavun'dan cep telefonlarına, operasyon devam ediyor!" derken geçmişteki Firavun zihniyetinin modern dünyada algı yönetimi, sosyal medya, dijital araçlar, cep telefonları üzerinden insanları etki altına almaya ve manipüle etmeye devam ettiğini vurgulamıştır.
Firavun’un kendi döneminde toplum üzerindeki mutlak kontrolü ve Hz. Musa’nın (as) tebliğ ettiği hakikatleri engelleme ve perdeleme çabaları, bugün dijital dünyanın sunduğu bazı araçlarla benzerlik göstermektedir. Birçok sosyal medya platformu Kur’an’a ve sünnete savaş açarak insanlığı hakikatlerden uzaklaştırarak manevi yangının içine çekmektedirler.
Firavun, halkı etkilemek ve kendi sahte gücünü meşrulaştırmak için sihirbazları kullanıyordu. Bugün ise akıllı telefonlar ve sosyal medya algoritmaları, insanlara yapay, sanal gerçeklikler sunarak, bot hesaplarda sahte gündemler, organize paylaşımlarla insanların dikkatlerini hakikatlerden uzaklaştıran, yalan ve yanlışları doğruymuş gibi gösteren modern birer "sihirbaz" görevi görmektedir.
Firavun insanları fiziksel olarak köleleştirirken, bugün akıllı telefonlar insanları ekran bağımlılığı, ekran kaydırma bağımlılığı, dopamin sarmalları ve sürekli tüketim arzusu ile zihinsel olarak köleleştirmektedir.
Firavun’un istihbarat ve baskı ağı, bugün ceplerimizde taşıdığımız cihazların veri toplama, algı yönetimi, konum takibi ve kullanıcı profilleme özellikleriyle dijital bir gözetim toplumuna dönüşmüştür.
Bütün peygamberlerin ve son Peygamber Efendimiz (sav)’in getirdiği ilahi mesajları itibarsızlaştırmak için yapılan propagandalar, bugün sosyal medyadaki bilgi kirliliği (dezenformasyon), linç kültürleri ve algoritma filtreleri ile imanın, hakikatin sesini kısmak şeklinde kendini göstermektedir.
Firavun ve tarihteki bütün küfür temsilcilerinin manevi yangın çıkarmak için sergilediği tavırlar günümüzde sosyal medya ve cep telefonları ile devam ediyor. Büyük bir nimet olan internet ve cep telefonları beşerin bulaşık elinde manevi yangın operasyonlarına devam ediyorlar.
Firavun dünyayı geziyor, cep telefonlarıyla evlerimizin içine giriyor.
Bu operasyonları durduracak temiz eller, manevi yangınları söndürecek itfaiyeciler nerede?
İtfaiyeciler nerede?
"Gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş."
Bediüzzaman, bu dehşetli asırda, Kur'an’a ve imana hizmet vazifesinin, Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanı ve ikramı olduğunu ifade ediyor. Nur talebelerinin bu iman ve Kur'an hizmeti, bu asrın müceddidlik vazifesini görüyor.
Bediüzzaman ne diyordu?
“Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler…”
“Bu azîm (büyük) yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur’a ve Risale-i Nur’un günün en büyük mutfîsî (söndürücüsü), en büyük tahassüngâhı, en büyük melcei, penahı (sığınağı) ve onun şahs-ı manevîsinin dualarının, Bârigâh-ı Ehadiyette kabul olduğuna sarih bir işaret var.”
Bu ifadelerde, çağımızda bütün insanlığın karşı karşıya olduğu manevî yangına dikkat çekiliyor ve gerek söndürücü, gerek kurtarıcı olarak, Kur’an’ın bu çağa hitap eden tefsiri olarak Risale-i Nur’un misyonu vurgulanıyor
Manevi yangınlarla mücadele fedakârlık ister, feragat ister, samimiyet ister, liyakat ister, mesuliyet ister, teslimiyet ister, yardımlaşma ve dayanışma ister, ortak hareket ister, devamlılık ister.
Risale-i Nur talebelerinin omuzlarında manevi yangınları söndürme mesuliyeti var. Risale-i Nur cemaatlerinin hizmetlerini, Risale-i Nurların okunması, yazılması, anlaşılması, insanlara ulaştırılması, müspet hareket etmek, Medresetüzzehra Üniversitesinin kurulması ve idarecilerin uyarılması olarak ifade edebiliriz. Nur talebelerinin hizmette yol haritası İhlas risalesidir, Uhuvvet risalesidir.
Yukarıdaki satırlarda manevi yangınları çıkaranların dijital çağın imkânlarını, sosyal medyayı, cep telefonunu kullanarak yangını evlerimizin içine kadar soktuklarını öğrendik.
Dijital çağın imkânlarını, kullanmada beşerin bulaşık ellerinin izlerini her alanda görüyoruz. Dünyada giderek artan İslam inanç, kültür ve medeniyet değerlerine yapılan saldırılar artık dijital dünyada, sosyal medyada yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sinema filmlerinde, haberlerde, çizgi filmlerde, bilgisayar oyunlarında, müzik videolarında ve reklamlarda propaganda ve bilinçaltı teknikleriyle yoğun bir şekilde gerçekleştirilen bu saldırılar, dinimize, imanımıza, ahlakımıza ait değerlere karşı önyargı, olumsuz algı ve düşmanlık oluşturmak ve bunu dünyaya empoze etmek amacıyla yapılıyor.
Dünyanın her yerindeki nur cemaatleri kendi metotlarıyla hizmete devam ederken, Risale-i Nur cemaatlerinin, Nur talebelerinin, vakıflarının, iş adamlarının, ilim adamlarının bu çağda yapması gereken temel ortak strateji, maddi ve manevi imkânlarını birleştirerek dijital dünyada yapılması gerekenleri yaparak, iman ve Kur’an hakikatlerini insanlara ulaştırmak olmalıdır. Çünkü manevi yangın internet ile sosyal medya ile bütün dünyaya yayıldı. Nasıl bir ülkede büyük bir orman yangını, deprem meydana geldiğinde, komşu ve diğer ülkelerden yardım isteniyor, ortak hareket ediliyorsa, dünya ya yayılan manevi yangını söndürmek için Nur talebelerinin ortak hareket etmesi elzemdir. Bunun için işin ehli nur talebelerinden meydana gelen bir komisyon kurularak, kararlar alınarak işe başlanabilir. Komisyon ihtisas ekipleri kurarak teklifler, projeler getirmelerini isteyebilir. Risale Haber sitesi bu ortak hareketi gündeme getirebilir. İlk toplantının yapılmasını sağlayarak bu hayırlı, güzel hizmetin başlamasına vesile olabilir. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Başlamak, tohum ekmektir. Haydi, o zaman tohumu ekmeye! Düşmanın silahıyla silahlanmamız gerekiyor. Düşman sosyal medya araçlarını ele geçirmiş silah olarak kullanıyor, ürettiği sahte, yanlış, müstehcen, sapık içeriklerle, algıyla dünyayı yakıyor. Yerli ve milli sosyal medya araçlarımızın, platformlarımızın olması yangını söndürürken engellerle karşılaşmamızı önler. Yangını nur çeşmesinden söndürecek itfaiyecileri, temiz elleri insanlık bekliyor.
Günümüzde en tesirli tebliğ metodu dijital dünyaya hayırlı malzemeler vermektir. Herkesin elinde cep telefonu, evinde bilgisayarı var. İnsanlar dijitalleşmiş. İnsanlar cep telefonu ekranına elleriyle dokunup istediği filmi, istediği içeriği izliyorlar. İnsanlara hakikatin mührünün vurulduğu filmlerin, dizilerin, içeriklerin takdim edilmesi bugünün dünyasında en tesirli tebliğ metodudur. İnsanların, hayatlarına tesir edecek, vicdanlarını uyaracak filmlerin, dizilerin yapılması elzemdir.
Manevi yangınları söndürecek filmlerinin, dizilerinin, belgesellerin çekilme zamanı gelmedi mi? Ben bu konuda ‘Hür Adam’ filminden başka film bilmiyorum. Bunun yanında yapılan çalışmalar var ama yetersiz. İnsanları bu çağda iman hakikatleriyle tanıştırmanın en tesirli yolu filmleridir, dizilerdir. Risale-i Nur eserlerinden etkilenerek “Benim Küçük Sözlerim” isimli bir film çeken Yönetmen Bekir Bülbül, “Ben Risale-i Nurları okuduğumda büyük bir şok ve hayranlık yaşadım. Risale-i Nurlar bir cevher. Yani bir hakikat, bir cevher var elimizde ve farkında değiliz…” diyor. İnsanları bu çağda bu cevherlerle, Risale-i Nurlarla tanıştırmanın en tesirli yolu filmleridir, dizilerdir. Risale-i Nurları okuyan, anlayan senaristlere ihtiyaç var. Risale-i Nur senaryo yarışması düzenlenerek ilk adım atılmış olabilir. Her alanda olduğu gibi dijital dünyada da hayrın, iyiliğin, güzelin ortaya konması elzemdir. Sinema, dijital dünya, sosyal medya imana, hakka, sevgiye, adalete, yardımlaşmaya, merhamete hizmet ederse, manevi yangınlar sönmeye başlar, insanlar Kur’an’la, sünnetle, Risale-i Nurlarla tanışır, huzur ikliminde yaşamaya başlarlar.
Manevi yangınları söndürecek itfaiyeciler görev başına!
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.