1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Libya krizinin arkasındaki güçler
Libya krizinin arkasındaki güçler

Libya krizinin arkasındaki güçler

Mısır ve BAE'nin Libya'ya yönelik müdahaleleri, Kaddafi sonrası dönemde kaotik bir süreçten geçen ülkedeki krizi daha da derinleştiriyor.

A+A-

Bölgesel ve küresel aktörlerin farklı tehdit algılarından hareketle farklı yerel grupları, askeri ve siyasi alanlarda desteklemesi, Libya krizinin derinleşmesinde başlıca faktör. 

Bu aktörlerin başında, Arap Baharı sürecinde Ortadoğu’da meydana gelen demokratik dönüşümden rahatsız olan Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) geliyor. Her iki aktör de 2012’de Libya’da gerçekleştirilen Milli Genel Kongre (MGK) seçimlerinde Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi uzantısı olan Adalet ve İnşa Partisi’nin elde ettiği başarıyı ve yine bu hareketin büyük ölçüde tabanını oluşturan kentlerin sahadaki askeri varlığını tehdit olarak algıladılar. Haziran 2014’teki tartışmalı seçimlerin ardından siyasi arenada yaşanan kırılma ve yine aynı tarihlerde Halife Hafter liderliğinde Bingazi kentine yönelik başlatılan “Onur Operasyonu” ile birlikte söz konusu ülkeler Libya’daki güç mücadelesine yön verebilecekleri fırsatlar elde ettiler.

Mısır ve BAE’nin Libya krizindeki pozisyonlarının ne denli belirleyici olduğunu anlamak için bu iki aktörün siyasi ve askeri arenada yaşanan çatışmalardaki etkisine bakmak gerekir. Her iki ülke de Libya’nın siyasal alanda yaşadığı parçalanma sonrasında, Tobruk’taki hükümeti ve Temsilciler Meclisi’ni (TM) muhatap alarak bu hükümetin meşruiyet krizini aşması konusunda uluslararası arenada diplomatik destek verdi. Bu bağlamda gerek Mısır gerekse BAE, TM Başkanı Ukeyla Salih ve Başbakan es-Sini’nin ziyaretlerinde ikili ilişkilerini güçlendirmek amacıyla askeri ve ekonomik alanlarda çeşitli anlaşmalar imzalamakla birlikte Arap Birliği ve Afrika Birliği gibi bölgesel örgütlerin çatısı altında Libya’daki siyasi krizi çözüme kavuşturmak için kurulan ve bu iki ülkenin de yer aldığı destek misyonlarında Tobruk hükümetinin uluslararası meşruiyet elde etmesi için siyasi baskı kurdular.

Tobruk yönetimine askeri ve diplomatik destek

Bu diplomatik desteğin en çarpıcı örneklerinden biri Şubat 2015’te Afrika Birliği bünyesinde gerçekleştirilen Uluslararası Libya Bağlantı Komitesi toplantısında yaşandı. Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Katar’ın yanı sıra Afrika Birliği ve Avrupa’dan temsilcilerin katıldığı toplantıda Mısır, BAE ve Tobruk hükümeti, Katar’ı Libya’da “İslamcı gruplara” destek vermekle suçlayarak toplantıyı boykot etti ve yapılan görüşmeler neticesinde Doha temsilcileri toplantıdan çekilmek zorunda kaldı.

Mısır ve BAE’nin Tobruk hükümetine sağladığı diplomatik destek, BM öncülüğünde yürütülen diyalog süreci neticesinde Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin (UUH) kurulmasıyla kısmen azalmakla birlikte hâlihazırda yerel aktörlerin Libya Siyasi Anlaşması (LSA) ve UUH’nin meşruiyeti konusunda uzlaşmaz yaklaşımları nedeniyle varlığını sürdürdüğü söylenebilir. Kahire ve Abu Dabi yönetimleri, bir taraftan Tobruk’taki siyasilere Aralık 2015’te Fas’ın Süheyrat kentinde imzalanan LSA’nın kabulü konusunda ikna girişimlerinde bulunurken diğer taraftan ise söz konusu anlaşmanın tartışmalı maddelerinde değişime gidilmesi konusunda UUH’ye baskı kurarak gerek TM’nin ve gerekse Onur Operasyonu altındaki askeri birliklerin yeni sistemdeki pozisyonunu güçlendirme gayretindeler.

Mısır ve BAE’nin siyasal zeminde yaşanan bu mücadelede sahip oldukları etkinin ardında, “Onur Operasyonu” koalisyonuna sağladıkları askeri destek yatmaktadır. Her iki ülke de Arap isyanlarıyla birlikte bölgede kendini hissettiren yapısal boşluklardan ve “terörle mücadele” gibi gerekçelerden faydalanarak iç savaşının belirleyici aktörlerinden biri oldular.

BM’nin 1970 sayılı kararıyla Libya’ya uygulanan silah ambargosuna rağmen askeri mühimmatların bölgeye ulaştırılmasında kilit rol üstlenen Mısır, 4 Eylül 2014’te bu yardımların kapsamı konusunda Tobruk hükümetiyle gizli bir anlaşma imzaladı. Anlaşma metninde yer alan “taraflardan herhangi birine veya onun askeri birliklerine yönelik doğrudan veya dolaylı tehdit ve saldırganlık diğerine yapılmış saldırı olarak addedilir. Bu durumda taraflar saldırıya maruz kalana askeri güç kullanımı içeren desteği sunmakla yükümlüdür” ifadesi, Kahire’nin Libya krizinde üstlendiği rolü açıkça ortaya koymaktadır. 2014 yılından itibaren söz konusu anlaşma kapsamında içerisinde, MiG-21MF, Mi-8 ve MiG-21F tipi askeri hava araçlarının da yer aldığı çok sayıda askeri sevkiyat gerçekleştirdi. Her ne kadar bu yardımlar, Kahire tarafından inkâr edilse de Mayıs 2015’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’nin Özel Kalemi Abbas Kamil ile dönemin Mısır Genelkurmay Başkanı Mahmut Hicazi arasında geçen ve basına sızdırılan konuşmalar, askeri yardımları doğrular niteliktedir. Söz konusu kayıtta geçen ifadelerden Kamil ve Hicazi’nin, Libya istihbaratından Muhammed İsmail ile Libya’ya gönderilecek silah ve mühimmatın içeriğini tartıştığı ve BAE’nin de sevkiyatın bir parçası olduğu anlaşılmaktadır.

Hafter muhalifleri hedef alındı

Sisi yönetiminin Hafter liderliğindeki koalisyona desteği yalnızca askeri mühimmat tedarikiyle sınırlı değil. Mısır hava kuvvetleri Hafter muhaliflerinin bulunduğu bölgelere sınır ötesi operasyonlar düzenleyerek yereldeki güç dağılımının değişiminde önemli roller üstlenmekte ve bunu yaparken “terörle mücadele” kılıfını kullanmaktadır.

2015 yılında Sirte kentinde yirmi bir Mısırlı Kıpti’nin DEAŞ tarafından öldürülmesinin ve yine Mayıs 2017’de otuza yakın Kıpti’nin yaşamını yitirdiği terör saldırısının ardından, Mısır hava kuvvetleri Derne kentine operasyonlar düzenledi. Bu operasyonlarda dikkat çeken unsur, söz konusu saldırılarla Derne kentinin bir ilişkisi olmamasına rağmen Mısır ordusu tarafından hedef alınmasıdır. Çünkü Derne, DEAŞ’ın Libya’da varlık göstermeye çalışıp, en ciddi dirençle karşılaştığı bir kenttir. 2014 yılında Derne Mücahitleri Şura Konseyi, bölgedeki DEAŞ varlığına yönelik kapsamlı bir operasyon yürüterek terör örgütünün alan bulmasını engelledi. Dolayısıyla Mısır’ın gerçekleştirdiği operasyonların hedefinde DEAŞ’la mücadeleden ziyade Hafter karşıtı cephenin zayıflatılması ve yereldeki güç dağılımının Hafter lehine yeniden kurulması çabası yatmaktadır.

Libya krizinin derinleşmesinde en az Mısır kadar etkili olan BAE ise “Onur Operasyonu” koalisyonunda yer alan milislere sağladığı silah ve askeri mühimmatla sıkça gündeme gelmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin yıllık raporlarına yansıyan bu yardımlar, uzun süre Arnavutluk, Ermenistan ve Ukrayna gibi ülkelerdeki aracı şirketler devreye sokularak, üçüncü taraflar üzerinden gerçekleştirildi. Son dönemlerde ise askeri yardımların karşılığı olarak Libya’da elde ettiği el-Hadim hava üssüne, aralarında IOMAX USA şirketinden temin edilen Archalgel tipi savaş uçaklarının da yer aldığı çok sayıda askeri mühimmat, doğrudan bölgeye sevk edilmekte ve Hafter’e bağlı birliklerin kullanımına sunulmaktadır.

Her ne kadar söz konusu askeri yardımlar resmi makamlarca reddedilse de Ahmet el-Kasımi adındaki bir BAE diplomatı ile BM Daimi Temsilcisi Lana Nuseybe arasında geçen ve basına sızan yazışmalar, BAE’nin Libya krizindeki etkisini kanıtlamaktadır. El-Kasımi, ülkesinin Libya’da “İslamcı” gruplarla mücadele eden milislere askeri mühimmat gönderdiğini ve ciddi boyutlara ulaşan sevkiyatın BM ambargosunun ihlali olduğunu belirttiği mailde, bu konuda BAE’ye gelebilecek tepkiler nedeniyle ihtiyatlı davranılması gerektiğini tavsiye etmektedir. Aynı şekilde Kasım 2015’te BAE’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed ile Hafter yanlısı Ulusal Güçler İttifakı’nın Özel Kalemi Nureddin Ebu Saiha arasındaki başka bir yazışmayada ise Saiha, başta Bingazi olmak üzere muhalif kesimlerin güçlü olduğu kentlerde kontrolün sağlanması için daha fazla askeri yardım talebinde bulunmaktadır. Bu talebin yerine getirileceği sözünü veren Zayed, o dönem siyasi bloklar arasında yürütülen diyalog görüşmeleri konusunda Saiha’ya direktifler vererek kurulması planlanan Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin başına Faiz Sirac’ın getirilmesini önemi vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, Libya krizinin derinleşmesinde dış müdahaleler son derece etkilidir. 2011 yılında BMGK’nın Libya’ya uyguladığı silah ambargosuna rağmen Mısır ve BAE’nin “Onur Operasyonu” koalisyonuna sağladıkları askeri destek çatışma yoğunluğunun artmasına ve krizin çözümü konusundaki barışçıl girişimlerin sonuçsuz kalmasına yol açmaktadır. Zira bu ülkeler Libya’daki mücadeleyi sıfır toplamlı bir oyun olarak görmekte ve siyasi düzlemdeki kazanımların yalnızca askeri yöntemlerle elde edileceği yaklaşımıyla hareket etmektedirler. Bu noktada “terörle mücadele” gibi yapısal normlardan beslenen Kahire ve Abu Dabi yönetimleri, DEAŞ ve el-Kaide gibi terör örgütlerinden ziyade demokratik dönüşümü savunan yerel aktörleri hedef almaktadır. 

[Furkan Polat, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Libya masasında araştırma görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir]

AA

Etiketler : , , ,

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.