Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kırkıncı Hoca’nın nasihati

A+A-

Her şeyin ilk adımla başladığını bilmeyenimiz yoktur. Bir insanın da başarılı olması için yaptığı işe inanması gerektiğini de biliriz. Bal kavanozunu dışarıdan yalamakla da tatlanmayız herhalde… Günümüz araçları çoğumuzu o hale getirdi ki her şeyi hazır bulmayı, emek vermeden elde etmeyi ister olduk. Herkes için değil ama kısa yoldan bir yere gelmek, hemen netice almak, belki de fıtratımız oldu. Bir de aceleciliğimiz var. Aceleciliğimizi doğru kullansak aslında güzel bir şey… Mesela hayırda, vaktin evvelinde namaz kılmakta, günlük okumalarımızda, istiğfar ve tevbede aceleci olmayı çok isterdim. Bir dostum benim aceleciliğim ile ilgili ‘Habip hocaya kıyametin saatini versek, aceleciliğinden hemen koparır’ derdi. Bu aceleciliğimizden ve dildeki yozlaşmadan olacak ki seksen binden fazla kelimesi olan güzel dilimizin, günlük hayatta kullandığımız üç yüz civarındaki kelimelerini bile pek kullanamaz olmuşuz. Bunu, çoğu sorulara verdiğimiz ‘yani’ cevabından bile anlayabiliriz. Günlük hayatta bile bu kadar boğarak kullandığımız bu kelime dağarcığı ile bir fikir kitabını okumak ya da okutmak mümkün mü? Dildeki bu yozlaşmaya karşı bu hakikatleri, muhtaçları bulup onlara ulaştırmanın değişik çarelerini araştırıp bulmak zorundayız, diye düşünüyorum.

Birkaç aceleciliğimden de memnun olduğumu söylemeliyim. Lise yıllarında yatılı okuldaydık. Ders bitince hemen günlük ödevlerime oturur, yarınki derslere hazır hale gelmeye çalışırdım. Sınıf nöbetçileri ile çok tartışmalarım olmuştur bu yüzden… İkincisi ise, bir konu aklıma takılınca hemen onunla ilgili ya kitap alır ya da öğrenmeye çalışırdım. Lise sonda yüzlerce kitabım olmuştu.

Risale-i Nurları okumaya başlayınca baktım ki kafamdaki sorular cevaplarını bulmuş, o zaman kitap almayı azaltmıştım. Fakat başka bir hastalık çıkmıştı ortaya: "Okuduğum risaleleri hemen anlamalıyım ve hemen birine anlatmalıyım." Bunun neresi hastalık diyeceksiniz, değil mi? Eğer doğru yönlendirilmez  ise tecrübe ile sabit ki bu anlayış insanı ‘O ki her yeri tam anlayamıyorum, o zaman bu anlamadığım eserleri ne için okuyayım’ noktasına getiriyor. Şükür ki o noktaya gelmedim ama gelenleri de gördüm. Az önce belirttim ya dil meselemiz ya da aceleciliğimiz, bizi bazen hazinenin önünden çeviriveriyor. Çok şükür aceleciliğimizi yönlendirdik ve sabırla zorlukları aştık ve baktık ki sebat ve sabrın aşamadığı bir engel yoktur. Bunca yıldır okumaya ve anlamaya çalıştığım eserlerin 13. Lema’daki bir cümlesini daha geçen ders yaparken yeni çözdüm.

Böyle okundukça açılan bir eser külliyatını birden anlamak mümkün mü? Öyleyse haddimizi bilip, girdiğimiz bir bahçenin yüksek dallarındaki meyvelere hemen ulaşmaya çalışmayacağız. Merdivenleri kurdukça zaten farkında olmadan o meyvelere de ulaşacağız. Sabır ve devamlılıkla on beş seneyi on beş haftaya, belki de kırk seneyi kırk dakikaya indiren bir yol için değmez mi bu emek?

Medrese görmemiş bizim gibi ami insanlar, kaderin en derin meselelerini oturup konuşuyorsa, ene ve zerrenin mahiyetini çözüp büyük kafaların anlayamadığı haşri, yarının gelmesi katiyetinde anlıyorsa, bu asrı sarsan fenni dalalete meydan okuyup, kâinatı bir kitap kolaylığında okuyabiliyorsa bu bir keramet değil midir? Keramet deyince aklıma geldi. Mehmet Fırıncı abi anlatmıştı. Fırıncı abi, ehl-i ilim bir zatla sohbet ederken o zat bir ara ‘Yahu bu Said Nursi iyi ama bir kerametini de göremiyoruz’ deyince, Fırıncı abi ‘Benim gibi bir fırıncıyı senin gibi bir alimle bir araya getirmek bir keramet değil midir?’ diye mukabele ediyor ve onu ilzam ediyordu.

Daha talebelik yıllarımdı. Bir ilçeye uğrayıp esnafı ziyaret ediyorduk. Bir esnafa uğradığımızda yaşlı ve olgun bir insan, etrafına birkaç kişiyi toplayıp ‘Ey cemaat!’ şeklinde de hitap ederek ahir zaman olaylarını anlattığına şahit olmuştuk. Anlattığı şeyler doğruydu fakat izah ve tevillere muhtaçtı. Öyle anlaşıldığı takdirde, imtihan sırrını bozuyor ve bir kısım şüphelere sebep oluyordu. Konuşması bitince, sonradan emekli müftü olduğunu öğrendiğim bu zata ‘Hocam bu anlattığınız rivayetleri Said Nursi öyle izah etmiyor’ diyerek tevillerini de anlatıp imtihan sırrını izah etmiştim. O hakperest zat cemaate dönerek "Ey cemaat! Bu çocuk doğru söylüyor. Üstad bu konuları izah etmiştir. Ben yanıldım ve yanılttım, beni değil onu dinleyin" itirafında bulunmuştu. Sonra da kaderle ilgili sorular sorarak benim gibi daha 19-20 yaşlarında bir gençle bu önemli konuları konuşmuştu. Demek ki Nurların kerameti ilmi idi ve ispat tarzındaydı ve bu hal bu asra uygundu. Çünkü bu asır ispat ve delil asrıydı, şahsı manevi asrıydı.  

Nurları okuyup anlamamda şunu da unutamam. Yine Mehmet Kırkıncı Hoca bir gün bana dönerek: "Habip kardeş sana bir sır vereyim mi" dedikten sonra "Bir yerde ders olarak okuduğun yeri birkaç yerde yine oku. Ben burayı daha önce okumuştum, ders yapmıştım, deme. Orayı derslerde okudukça artık senin malın olur ve gittikçe açılır" deyişini unutamam.

Yine bir arkadaşımdan dinlemiştim çok hoşuma gittiği için size de bildirmek istiyorum. Bir müftü efendi bir köye gider. Köyün girişinde bir çobanın Risale okuyuşuna şahit olur. Çobana ne okuyorsun diye sorunca ‘Risale-i Nur okuyorum' cevabını alır. "Yahu ben müftüyüm, bu kitapları okuyorum anlayamıyorum sen nasıl anlayabiliyorsun" deyince çoban şu manidar cevabı verir: "Hocam ikindi vakti kuzuları emsin diye koyunları köye getirirler. Eğer koyuna yanlışlıkla yabancı bir kuzu gelse ona sütünü vermez, kendini kasar. Ancak kendi kuzusu gelince sütünü verir. Nurlar koyun gibidir, siz onun kuzusu olursanız o sütü alabilirsiniz.’’ Müftü efendi takdir eder ve "dersimi aldım" der.

Nurları ilk tanıdığım yıllarda yine merhum Kırkıncı Hocanın ‘Hikmet Pırıltıları’ kitabını okumuş ve çok faydasını görmüştüm. Oradaki temsil ve misaller Nurları anlamama çok faydalı olmuştu. Nasıl ki Üstad koyun misali yavrusuna süt veriyorsa, merhum hocam da nurlardan aldığı dersin hakikatlerini koyun misali hazır süt haline getiriyordu. Rahmete vesile olması temennisiyle kitaptan daha önce notlarımı aldığım bazı kısımları sizinle paylaşmak isterim.

-Maymundan insana döndük iddiasına karşı:

Maymun kelimesi insana dönmüyor da maymunun kendisi insana döner mi?

-Gurura kapılmamayı izah için:

İnsan bir cam parçası olsa, ben güneşim diyemeyeceği gibi insanda tecelli eden cüzi ilim, iktidar ile gurura kapılmaya hakkı yoktur.

-Şirketi maneviyenin önemi için:

Her bir kardeşimiz, bizim sevap fabrikamızdır. Onları darıltıp terk etmeyelim.

-Kudret ve ilmin mucizelerini anlatmak için:

İnsanların bir güneş yapıp, kuşluk vaktini getirmeleri mümkün olmadığı gibi Şems suresini, Vedduha suresini yapmaları da mümkün değildir.

–İnsana kıymet kazandıran şeyleri anlatmak için:

Bir ağaç dahi sadece kendini beslemek ile kalmayıp başkalarınıda beslemek için harici meyveler uzatıyor ve bu meyvelerle kıymet kazanıyor. Elbette ki bir insan da ancak, kendi ihtiyaç dairesinin dışına taştığı ve başta iman ve ibadet olmak üzere, ilim, fazilet, lütuf ve ihsanlarla dolduğu takdirde kıymet kazanacaktır.

-İnsanın ömür boyu okuması gerektiğini izah için:

Ağaç olmak isteyen ve olabileceğini de inanan bir çekirdeğin, bu inanca müteakip yapacağı şey derhal bir vadide çalışmaya başlamaktır. İşte böyle bir çekirdek bu çalışması ve gayreti sonunda yeryüzüne çıkıp fidan olduğu takdirde, ‘artık ben dal budak saldım, bundan sonra havaya, suya, ziyaya ne ihtiyacım var’ dese kendini kurumaya terk etmiş olur.

-Sabrın neticesini anlatmak için:

Dünyada bir arpa tanesinin sabrı ile bir elma çekirdeğinin sabrı bir değildir. Arpa tanesini fıtrat kanunları ile elmaya nispeten daha kısa bir sabırla mükellef kılan Mutasarrıf-ı Hakim, ona netice olarak bire on veya bire yirmi ücret vermektedir. Elma çekirdeği ise uzun sabrının neticesi olarak yüzlerce, binlerce çekirdek verme lütfuna mazhar olmuştur.

Ne dersiniz dostlar? Biz de muhataplarımıza hakikatleri koyun gibi süt olarak mı veriyoruz yoksa kuş gibi kay olarak mı veriyoruz?

Selam ve dua ile…

Yazarın görüntülü sohbetleri: https://www.youtube.com/channel/UClcxDfhJE-MJhh_KbhrKqfQ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum