Mehmet Ali KAYA

Mehmet Ali KAYA

Kavram kargaşası

Birbirinin dilini anlamayan Arap, Türk ve Rum bir seferde yol arkadaşı olurlar. Yolda beş dirhem bulurlar. Bir kasabadan geçerlerken bununla yiyecek meyve almak isterler. Türk “üzüm” alalım der. Arap ise “ineb” isterim diye tutturur. Rum ise, ben “engürü”den başka bir şey yemem der. Bir türlü anlaşamazlar. Münakaşa büyür ve iş kavgaya kadar gider. Bu esnada oradan geçmekte olan ilim ve irfan sahibi birisi kavganın sebebini sorar. Her biri bir şey söyler. Birbirlerinin dillerini bilmediklerinden anlaşamadıklarını anlayan arif kişi onlardan beş dirhemi alır ve siz beni bekleyin der. Pazara giderek üzüm alır gelir ve “Sizler boşuna münakaşa ve kavga ediyorsunuz. İstediğiniz şey budur” der ve üzümü önlerine koyar. Arap, Türk ve Rum her biri kendi istediği şeyin üzüm olduğunu anlarlar ve kavga ettiklerine pişman olurlar.
Bu hikâyede görüldüğü gibi çoğu zaman insanlar birbirlerinin dillerini anlamadıkları için münakaşa eder dururlar.
**
“Tarif” kelimesi bir şeyin mahiyetini, sınırlarını ve şumûlünü göstermek, yani onun resmini çizmek demektir. Tarifler bir şeyi tam olarak göstermelidir. Tarif kavramlar için olursa, kavramın niteliklerini eksiksiz olarak tanıtmalıdır. Tarif, “efradını câmî, ağyarını mânî” olmalıdır.

Mantıkta “tarif ya had veya resim ile olur.” Bir şey somut/maddi ise resmini göstermekle onu tarif etmiş olursunuz, şayet bu kelime zihnen anlaşılması gereken soyut bir kavram ise o zaman sınırlarını iyi belirlemek icap eder ki bir başka soyut kavram ile karışmasın.
Soyut kavramlar tariflerle birbirinden ayrıldığı ve anlaşıldığı için dilciler/nahivciler gerek kelimeleri gerekse kavramları açıklamak için “Sözlük/Lügât” yazmışlar ve kavramlara açıklık getirmek için de “Deyimler Sözlüğü” şeklinde “Kavramları” açıklayan eserler ve Ansiklopediler oluşturmuşlardır. Bu babda Seyid Şerif Cürcânî’nin “Ta’rifât” isimli Kavramlar Ansiklopedisi günümüzde dahi referans olarak kabul edilen “Dini Kavramlar Ansiklopedisi” sayılabilir.

Her ilmin kendisine has dili, yani kavramları vardır ki buna “İlim dili” denir. Hukuk terminolojisi, Tıp terminolojisi, Felsefi Deyimler ve Kavramlar, Din dili denilen “Fıkıh, Tasavvuf, Tefsir, Hadis, Akaid Terimleri” açıklama ve tarif gerektirdiği için bu sahada yüzlerce kitap yazılmıştır. Siyasetin de Edebiyatın da kendisine has terimleri ve tariflerle anlaşılabilen kavramları vardır. İhtisas gerektiren bu gibi hususlar ehli olmayanlar tarafından anlaşılmayabilir. Zaman zaman da bilmeyenler tarafından tenkit konusu olmaktadır. İlim denizi ne derece büyük ise cehalet sahili de o kadar geniştir.
**
Tarif kelimesi “irfan”dan gelir. İrfan ise bilmek öğrenmek anlamındadır. Arap dilinde bilinen bir şeyi ifade etmek için kelimenin başına “El” yani “elif-lâm” takısı getirilir. Başında harf-i tarif, yani “el” takısı varsa bu kelimeye “marife” denir. Yani bilinen bir şey demektir. “Er-Racül” dediğiniz zaman bilinen bir adam demektir. Şayet kelimede bu takı yoksa böyle bir kelime “Nekra” kelimedir ve “Racül” kelimesi “herhangi bir adam” anlamını ifade eder ki genel bir anlam kazandırır. Herhangi bir hususta ihtisas sahibi olan kişiye “ilim sahibi” dendiği gibi, anlayış ve kavrayışı kuvvetli olan ve bilmediği hususlara girmeyen ve ihtisasa saygı duyan kişiye de “irfan sahibi” denir. İlim sahibi olmak yeterli değildir, kişi irfan sahibi de olmalıdır ki olgun ve kamil bir insan olabilsin. Zira her ilmi bilmek ve her konuda ihtisas sahibi olmak mümkün değildir. Şayet ilim sahibi olan kişi kendi sahasını çok iyi bilir, tarifleri çok iyi yapar, kendi sahası dışında kalanları da o konuda ihtisas sahibi olana bırakır ve insanları ihtisas sahiplerine yönlendirirse böyle bir insan hem ilim, hem de irfan sahibidir.
Böyle bir durumda kavram kargaşası da ortadan kalkar.
**
Tarif kelimesinin çok geniş anlamları ve buna göre de farklı açılımları vardır. Tarifin amacı, doğru olanı ortaya koymak, aklı ikna, kalbi tatmin etmek, zihni gerçeği anlamaya sevk etmek ve gafilleri de hidayete yönlendirmektir. Fıkıh ıstılahında kavram olarak tarif “hak ve hakikati arayan kimseye mürşid-i kâmilin sırat-ı müstakimi göstermesidir.” Bu kelam sahasında olursa imanı kuvvetlendiren ve inkişâf ettiren tahkikî ve yakînî deliller ile hak ve hakikati talim ve tedris etmesi anlamına gelir. Şayet bu kelime hukuk sahasında ele alınacak olursa, derin ve ince bir anlayışla hakkı batıldan ayırmak, tartışmaya ve ihtilafa konu olan bir hükmün künhüne vakıf olmak ve bu konudaki dini hükümleri edile-i tafsiliyesi ile bilerek ahkâm-ı şer’iyeden istinbat edebilmek anlamına gelir. Şayet tarif “muamelata” ait bir konuda olursa anlamı, kişinin lehinde ve aleyhinde olan hususları bilebilmesidir. Burada da fıkıh kelimesinin kökü olan “f-k-h” ile tarifin kökü olan “a-r-f” yan yana gelerek “ilim ve irfan sahibi kişinin ağzından çıkan gerçeği ifade eden söz” manasını ifade eder.

Bu gerçeği atalarımız “Arife tarif gerekmez” şeklinde ifade ederek tarife cahilin muhtaç olduğunu en güzel şekilde belirtmişlerdir.

Bir de şu hususu unutmamak gerekir. “Hissiyatımız tarife gelmez.” Hislerle anlaşılan hususlar tarif edilemezler. Tarif ilim ve irfanla, akılla anlaşılan hususları içerdiği için “ma’kulattan”dır. Mahsusatı ise hislerimiz anlayabilir. Hissiyatla anlaşılan hususları akılla anlamaya çalışmak da kavram kargaşasına götürür. Renkler, tatlar ve sesler akılla değil, salim olan göz, kulak ve burunla bilinebilir. Hissettiğimiz şeyler tarife sığmaz. Bütün bunlardan anlıyoruz ki “Tevfik refik olmazsa tarif bir işe yaramaz.”

Sonuç olarak siz ne kadar tarif etseniz, muhatabınızın bakış açısı ve kavramları değerlendirmesi ve anlayışı gerçeğe farklı bir renk ve şekil verebilir. Siz ne kadar bilseniz bilginiz muhatabın anladığı kadardır. Buradan anlıyoruz ki “Hidayet Allah’tandır.” Allah kim ne arıyorsa ona onu verir. Kişi hidayeti aramıyorsa bulduğu zaman da değer verip almaz. Çünkü onun hidayet olduğunu bilmez. Yine her şey marifete ve tevfike bağlıdır. Herkes her şeyi doğru anlamış olsaydı kavram kargaşası olmazdı. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kişinin Allah katında derecesi aklına ve anlayışına göredir” buyurmuşlardır. Bunun içindir ki Bediüzzaman “Bir kelâmda, her fehme gelen şeylerde mütekellim muahaze olunmaz” buyurmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.