Kâinatın Odak Noktası…

Bundan milyarlarca yıl önce bu kâinat, bir elektron bulutundan ibaretti. Sonra “olmazlar” “oldu”, bugün bildiğimiz bütün termodinamik prensipler tersine işledi, yani herşey sıfırdan, yoktan var edildi. Yoktan yaratılan bu zerreler yer yer toplanıp bir araya geldi, yıldızlar, onların etrafında gezegenler teşekkül etti. Bunlardan yalnız bir tanesi, milyarlarca milyar adet uzay cismi içinde toz zerresi kadar bile yer işgal etmeyen bir teki, bütün yaratılmışların en şereflisi olan misafirini barındırmaya yeterli şartları, gene milyarlarca sene içinde, hazırladı. Etrafı, o misafiri için en uygun özellikleri taşıyan ve atmosfer denen bir gaz tabakası ile çevrildi. Böylece bir yandan da insanoğlunu uzaydan gelen tehlikeli ışınlara karşı koruyacak bir kılıf meydana geldi. Dünya güneşten 149 milyon kilometre uzaklıktaki yörüngesine, gene bütün fizik prensiplerini alt üst edercesine, 23 derecelik bir eğiklikle oturdu. Bu yörüngede saniyede 30 kilometre hızla yol alırken misafiri için en uygun ve mevsimler şeklinde değişen iklim şartlarını sağladı. Gelecek misafirini ağırlamak için çeşitli bitkiler ve hayvanlarla bezendi. Ve her şey tamam olunca Yaratıcısının kendisine bahşettiği akıl, zekâ ve irade ile emirlerini icra etmek ve muhatap olmak üzere varlıkların en şereflisi, kâinatın odak noktası, Rahmanın aziz misafiri insan, bu dünyaya gönderildi.[1]

Bu dünyaya misafirhanesine gönderilen insan, “şu dünya hanında aziz bir yolcudur Bu yolculukta öyle bir Kerîme misafir olmuş ki, nihayetsiz rahmet hazinelerini ona açmış ve hadsiz bedî (sınırsız derecede eşsiz ve güzel) masnuâtını (sanat eserlerini) ve hizmetkârlarını ona musahhar etmiş (emrine vermiş); ve o misafirin tenezzühüne (gezintisine) ve temâşâsına (seyrine) ve istifadesine öyle büyük bir daire açıp müheyyâ etmiştir (hazırlamıştır) ki, o dairenin nısf-ı kutru (yarıçapı), gözün kestiği miktar, belki hayalin gittiği yere kadar geniştir ve uzundur.” [2]

Varlığı, Hz. Âdem (a.s) ile başlayan insan, hayatı boyunca bu yolculuğu devam edecektir. Evet, “İnsan bir yolcudur. Sabâvetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede (sonsuza) kadar yolculuğu devam edecektir.”[3]

Bu dünya yolcusu ve misafiri hakkında çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı, ancak halen mahiyeti tam olarak anlaşılmış değildir. Kâinatın detaylarına inmeye çalı­şan bilim adamları, küçük bir kâinat olan insanın özüne inip, henüz ona tam bir tanım ve tarif getirebilmiş değiller.

O halde insan nedir?

İnsan: “Âleme bakış açısıyla, varlıkları anlama yeteneğiyle, geniş düşüncesiyle, ilmiyle, iradesiyle, varlıklar üzerindeki idarecilik yönüyle, sonsuza uzanan arzu ve istekleriyle, küçücük kalbindeki sınırsız sevgi, merhamet, öfke, düşmanlık ve bunlar gibi daha nice duygularıyla kendi varlığından çok, yaratıcısının varlığını gösteren ve ifade eden, kâinatın odak noktası, gözbebeği ve bütün varlıkların gözdesi olan en şereflisi bir varlıktır.”

İnsan, şu âlemde yaratılan en değerli, en üstün, seçkin ve mükemmel bir var­lıktır. Çünkü Yüce Allah, bu kâinat sarayını onun için halk etmiş, yaratmış, onun yaşaya bileceği şekilde tanzim etmiş, düzenlemiş sonra istifadesine sunmak üzere bu saraya aziz bir misafir olarak davet etmiş. Yüce Allah Bakara suresinde; “Yeryüzünde ne varsa hepsini insan için yarattığını”[4] açık olarak belirtmektedir.

Kâinatı bir büyük ağaca benzetecek olursak, bu büyük ağacın meyvesi insandır. Cenab-ı Hak, bu kâinatı bir tertip ve düzen içerisinde itina ile yaratması, onun meyvesi olan insan içindir.

“İnsan, kâinatın küçültülmüş bir örneği, yaratılış ağacının bir meyvesi ve şu âlemin bir çekirdeğidir. İnsan, âlemdeki nevilerin, türlerin ekser numunelerinin bir özetidir. Güya insan, bütün kâinattan gayet hassas mizanlarla (ölçülerle) süzülmüş bir katre, bir damladır.”[5] İnsan, “kainatın küçük bir örnrği ve fihristesidir.”[6] “İnsan, camiiyeti yani kapsamlılığı itibarıyla kâinatın küçük bir fihristesi, İlahi isimlerin ayrı ayrı nakışlarını gösteren bir numunesi ve aynasıdır.[7] İnsan, kâinatın özü, ilahi isimlerin tecelligahı (tecelli ettiği yer) ve varlıkların gözbebeğidir. Şeyh Galib’in Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen” Yani ‘Ey insan! Zatına, kendine iyi bak, değerini bil, çünkü sen bu âlemin özüsün’ mısraında insanın ne kadar kıymetli bir varlık olduğunu ifade etmektedir. Bu itibarla insan, kâinattaki hikmet cevherlerini ve sırlarını fark edebilecek ve anlayacak Cenab-I Hakkın bir sanat mucizedir.

Bundan dolayı, Yüce kitabımızda insana verilen öneme ve insanın tanıtılmasına gayet geniş bir yer verilmektedir. Pek çok ayette onun yaratılış sürecinden, psikolojik hallerinden, fıtratının değişen ve değişmeyen yönlerinden bahsedilmektedir. Kur’an, insanı hem olumlu, hem de olumsuz yönleriyle elealmakta, tanıtmakta ve değerlendirmektedir. Çünkü Kur’an’ın indirilmesideki asıl hedef ve muhatab insandır. Çünkü insanı en iyi bilen ve tanıyan şüphesiz Cenab-ı Haktır. Bu nedenleYüce Kitabında insanın huzurlu ve mutlu bir hayat yaşaması için nelere dikkate edilmesi gerektiğinin ipuçlarını, kural ve kaidelerini sürekli hatırlatmaktadır.

Bakara Suresinde insanın, “Cenab-ı Hakkın kainatta tecelli eden bütün isimlerin tecellisine mazhar çok kapsamlı bir nüsha” olduğu zikredilmektedir.[8] Bunun sebebi ise, insana verilen zengin istidat, kabiliyet ve yeteneklerin oluşudur. Çünkü insan, görünen ve görünmeyen duyu ve duygularıyla kâinatı kapsayacak istidat ve kabiliyette yaratılmış harika bir varlıktır.

Yine Bakara Suresinde geçen "Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti."[9] Ayetiyle Cenab-ı Hakkın insana verdiği önemi belirtirken, aynı surede geçen “Ben bir insan yaratacağım ve onu yeryüzünde halife kılacağım.” Ayetiyle insanı yeryüzünde halife kılmakla, hükümlerini icra ve kanunlarını uygulamak için yüklediği görev ve sorumlulukla insana ne kadar değer verdiğini ifade etmektedir.”[10]

Yüce Allah’ın Kâinatta tecellî eden binbir ismi var. Bu isimlerinden biri de Kayyum ismidir. “Kainatta tecellî eden kayyûm isminin bir cilvesi, kâinatın odak noktası, yaratılış sebebi ve şuurlu meyvesi olan insanda da tecelli etmektedir. Nasılki kâinat Ceneb-ı Hakkın kayyûm ismiyle ayakta dururyor; bir cihette kâinat dahi Kayyûm isminin en mükemmel mazharı olan insan ile, kıyam bulmakta ve ayakta durmaktadır. Yani, kâinatın bir çok hikmet, maslahat, fayda ve gayeleri insana baktığı için, güya insandaki kayyûmiyet cilvesi, kâinata bir direktir. Çünkü kainat o direkle bir mana kazanmaktadır. İnsanı kainattan çekip alsak kainatın bir değeri kalımaz. Çünkü, kainat insanla güzeldir.

Evet, Hayy ve Kayyum olan Yüce Allah, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmıştır denilebilir. Çünkü İlahi isimlerin çoğu insanın mahiyetinde tecelli ettiğinde, İlâhi isimlerin bütününü anlayacak ve zevk edebilecek bir özellikte yaratmıştır. Özellikle rızıkta aldığı zevk cihetiyle İlahi isimlerin pek çoğunu anlayabilir. Ancak meleklerde böyle bir özellik bulunmadığı için o zevki bilemezler.”

İşte, Hayy ve Kayyum olan Yüce Allah, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir nimet sofrasını insana açmış ve kâinatı insanın emrine vermiş. Bu nedenle “Kâinatta bulunan bütün nimetleri insanla tanzim etmiş, düzenlemiş insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi dizmiş, nimetlerin iplerinin uçlarını da insanın başına bağlamış ve rahmet hazinelerinin bütününe bir liste hükmüne getirmiştir.”[11]

Cenab-ı Hak, görünen ve görünmeyen bütün âlemlerden birer örnek insanın fıtratına ve yaratılışına bırakmış, koymuştur. İnsan, cisim itibarıyla küçük olmakla beraber, bütün âlemleri içinde barındıran kapsamlı bir varlık, bir santral, bir merkez ve bir odak noktası durumundadır. Yüce Allah, insana verdiği bu özellikler sebebiyle yeryüzüne koyduğu kanun ve kurallarını uygulaması için seçtiği tek varlık insandır. İşte insanı halife kılan yegâne sebep de budur.

Evet, insan Cenab-ı Hakk'ın yeryüzündeki halifesi, yani; Onun yeryüzündeki hükümlerini icra edecek tek vekilidir. Kendisine verilen bu görevle, yeryüzünde faaliyet gösterecek, varlıkların hikmetlerini araştıracak, çeşitli ilimleri keşif ve imar edecek liyakatte yaratmıştır. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık."[12] Ayetiyle de insana bu özelliklerin verildiği ifade edilmektedir.

Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere Yüce Allah, yeryüzünün idaresini insana bırakmış, hür bir irade vermiş ve belirli ölçülerde serbest bırakmıştır. Bunun sebebi ise daha önce de belirttiğimiz gibi, insanın yeryüzünde halife kılınmasıdır. Bu özelliğinden dolayıdır ki, göklerin, yerin ve dağların kaldırmaktan çekindikleri ve aciz kaldıkları büyük emaneti tereddüt etmeden yüklenmiş bulunmasıdır. Bu emanet ise, insana verilen ‘ene’dir yani ‘ben’dir, egodur. Bu ego gizli hazineler olan İlahi isimlerin anahtarı olduğu gibi, aynı zamanda kâinatın kapalı, gizli ve anlaşılması zor olan meselelerini ve sırlarını açan bir anahtarıdır. İnsana verilen bu ‘ene’ benlik; Geometrideki farazi hatlar ve çizgiler gibi, bir ölçü birimi olarak, Cenab-ı Hakkın isim ve sıfatlarını tanımak için verilmiş bir anahtardır. Onunla Rabbini, kendisini ve kendine verilen görev ve sorumlulukları bilmek ve anlamak içindir.[13]

Sonuç olarak:

İnsan, sadece maddeden ibaret bir varlık değildir. Akıl, kalp, ruh, vicdan ve binlerle hissiyat, istidat ve kabiliyet, yetenek ve duygularla donatılmış, harika ve eşsiz İlahi bir sanat eseridir. Kâinatın zübdesi özü, çekirdeği, odak noktası ve gözbebeğidir. Yüce Yaratanın yeryüzünde emir ve kanunlarını icra eden temsilcisi ve halifedir. Onunla kâinat ve tüm varlıklar bir mana bir anlam kazanır.

[1] Enerji ve Hayat, Prof.Dr. Ayhan Songar Yeni Asya Yayınları
[2] Sözler, 2012, Söz Basım yayın İstanbul, (s:434)
[3] Mesnevî-i Nuriye , 2012, Söz Basım yayın İstanbul, (s:290)

[4]Bakara Suresi Ayet 29.
[5] Lem'alar 2012 Söz Basım yayın İstanbul, (s:634)
[6] Lem'alar 2012, Söz Basım yayın İstanbul, (s:587)
[7] Lem'alar 2012, Söz Basım yayın İstanbul, (s:634)
[8] Bakara Suresi Ayet 31.
[9] Bakara Sûresi, Ayet, 31.
[10] İşârâtü'l-İ'câz, 2012 Söz Basım yayın İstanbul s:438. (s:355)
[11] Lem'alar, 2012, Söz Basım yayın İstanbul, s:438. (s:632)
[12] Tin Suresi Ayet 4.
[13] Sözler, 2012, Söz Basım yayın İstanbul, (s:724)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.