Şanlıurfa 70’ler–2

Çocukların odada, avluda, damda ya da sokakta; mevsime ve imkânlara göre oynayacakları oyunlar vardı.

Oldukça mutlu, beklentisiz, olanla yetinen çocuklardı.

Sorumlulukla saygıyı birlikte, sevgi ortamından alan bir kuşaktı.

Çoğu fakirdi.

Büyük oranda köyden kente alışmaya çalışan ailelerin çocuklarıydı.

Şehirde sadece üç ortaokulun olduğu bir eğitim altyapısı vardı.

Gelirin çoğu, tarıma dayalı ve köyle bağlantılıydı.

Aileler tutunmaya çalışıyordu.

Ağalık ve toprak zenginliği vardı.

Kentte belirli bir gelir düzeyine sahip şehirli kesim de bulunuyordu.

Ancak dönemin harcama imkânları ve üretim potansiyeli sınırlıydı.

Sanayi altyapısı henüz oluşmamıştı.

Bu nedenle ortalama hayat ve geçinebilirlik çok farklı değildi.

Yine de zengin ya da varlıklı olan, farkını nezaketle yaşardı.

Evine bir mutfak ihtiyacı aldığında, kese kâğıdı denilen; içindeki yiyecekleri göstermeyen bir itinayla taşırdı.

Böylece alamayan komşusunun göz hakkına girmezdi.

Rahatsız etmezdi.

Buğday bulgura, köfteliğe dönüşürdü.

Mercimek; çorbaya, kısırdan mercimekli köfteye evrilirdi.

Süt yoğurda, yoğurt ise yoğurt çorbasına sofrada yer açardı.

O soğuk meze çorba, lebeni olarak bilinir ve baslangıç olarak servis edilirdi.

Yemeğe bambaşka bir arkadaşlık ederdi.

Sofra adabında ev sahibi kapı eşiğinde otururdu.

Misafirlerini gözetirdi.

Her an ikram jestleri yapardı.

Tebessümüyle davet çıkarırdı.

Söz, ayrı bir duygu ikramı olarak yemeğe sevgi katardı.

Mütevazı sofralar kurulurdu.

Olanın en iyisi sunulurdu.

Organik gıdalar, maharetli ellerle ve aşçısıyla birlikte pişerdi.

Ev sahibi için ikramda bulunmak, nail olmakla şükredeceği bir lütuftu.

Sofra sahibi kendini çok şanslı hissederdi.

Bu gönül sofralarında hayatın içinde güncel çözümler üreten kıvrak zekâ vardı.

Kavrayış, marifet ve halden anlama bulunurdu.

Erişilmez bir empati ve sempati hâkimdi.

Kuşaklar arası köprüler kurulur, önceki kuşak sonrakine hazırlık yapardı.

Genç, usta–çırak ilişkisi içinde hayata hazırlanırdı.

Meslek edinirdi ya da okula giderdi.

Esnaf olacaksa askerliğini yapar, yavuklusunu arardı.

Daha doğrusu, münasip olan düşünülürdü.

Çekirdek aile, çevre ve sıra geceleriyle bu tasavvuru beslerdi.

Mürüvvet hayalleri demlenirdi.

Büyükler meclisinde sessiz tezekkür olurdu.

Sakin değerlendirmeler yapılırdı.

İş, aş ve eş ile hayat, üst kuşak tarafından modellenirdi.

Bir rehberlik iklimi oluşurdu.

Bu iklim geliştirir, olgunlaştırır, usul ve adapla takviye ederdi.

Kuşaklar; düğünlerde, cenazelerde, davetlerde ve diğer sosyal ortamlarda birbirine doğal rehberlik yapardı.

Gözleme dayalı bir hal dili vardı.

Davranış ve sezgisel bakışla sorunlar çözülürdü.

Suskunluk, sükûta terfi ederdi.

Hayat becerilerine servis edilen temel eğitimler böylece ikmal edilirdi.

Arkadaşlık bu süreçte duyarlılıkla harlanırdı.

Abi otoritesi, babanın vekili modunda güven telkin ederdi.

Kardeşler arası tekmil ve tedbir böylece mayalanırdı.

Anne, anaçtı.

Sözün periferisindeydi.

Duruşun sahne arkasındaydı.

Beyinin yanındaydı.

Etkili ama tamamlayıcıydı.

Eşine söz ve icra önceliği verirdi.

Aslında şefkat ve sevgiyle yuvayı yuvalayan bir paratonerdi.

Senaristti.

Uygulayıcıydı.

Eşiyle paylaşılan ve beyan edilen karşılıklı destekle bu denge kurulurdu.

"Mahallenin şenikleri" vardı.

Mahalle sakinleri sokağın çığlığını, derdini, tasasını bilirdi.

Komşunun yürüyüşünü, selamlaşmasını takip ederdi.

Bir sıkıntı varsa resmeder, özel bir hassasiyetle ortak çözüm aranırdı.

Sükûn bulurdu herkes.

Meydana ya da çarşıya açılan sokak başında bazen bir çay ocağı olurdu.

Fırından taze alınmış bir yarım ekmekle gelirdi sakinler.

Çayla birlikte dertleşme ve sohbet demlenirdi.

Karşılıklı duygu ve düşünceler paylaşılırdı.

Hasta, yaşlı, engelli, çocuk ve kadın mahallenin ortak hassasiyetiydi.

Korunaklıydılar.

Güven duygusu yüksekti.

Sevgi ve saygı içinde edep ve usul, mahallenin temel parametresiydi.

Bilgeler, eğitimciler, imamlar ve cemaat kültürü vardı.

Toplumsal hafızanın öncüsü rehber şahsiyetlerdi bunlar.

Mahallenin manevi direkleriydi.

Karanlık noktalara bu direkler üzerinden geçen insanlık ve maneviyat telleriyle ışık taşınırdı.

Sabah imsak sonrası, akşam yatsı çıkışı; cami, sokak ve iletişim hatları devrede olurdu.

Zihinler ve kalpler nöbetteydi.

Gündüzün aktif mesai saatlerinin manevi bataryaları şarj edilirdi.

Nöbetçi kuleleri gibi çalışılırdı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum