MİSAFİR KALEM
İrlandalı Postacılardan Gazze Direnişine Bir Yolculuk
Selçuk Şirinoğlu
Muhterem Okurlar,
Boykot kelime itibari ile "Boycott" isminde bir toprak ağasının İrlandalı çiftçilere yaptığı haksızlığa karşı ve buradaki yerel halkın verdikleri tepki ile müsemma olmuş bir kavramdır. Vakanın yaşandığı yerde öyle bir reaksiyon gösterilmiş ki bu beldedeki postacılar bile bu zatın mektuplarını taşımamışlardır. Sosyolojik bir kuram olan "kolektif davranış ve etkililik" boykotu daha sistematik hale büründürmüştür. Bu davranışı ortaya çıkaran gelişme de sosyal hoşnutsuzluktur. Ancak kitle ruhu ile sürdürülebilir olabilecek bu tepkiler, yine bu ruh korunarak muhatapların üzerinde caydırıcı bir müeyyide olabilir.
Asıl sadede gelmek istiyorum: Bir müslüman için boykot nedir ve nasıl olmalı?
İnşallah bir farkındalık getirmek niyetiyle; 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana soykırıma tabi tutulan Gazze'li kardeşlerimizin çektiği, kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı büyük bir açlık, elim bir sefalet ve misalsiz bir tecrit ile arkası kesilmeyen bombardımanlarla yaşam mücadelesi vermektedir. Daha son günlerde Gazze'de kocası ölen bir kadının, saldırılar yüzünden onuncu kez başka bir bölgedeki çadıra göç ettiğini hepiniz duyduk. Bu yazıyı kaleme aldığımda 1000. gün geride kalmaktaydı.
7 Ekim öncesinde cılız kalan İsrail ve destekçilerine karşı boykot çağrıları, bu tarihten sonra "Boykot" kavramına daha anlamlı ve derin bir mahiyet kazandırmıştır. Bu kavram başta müslüman toplumlar olmak üzere bütün dünya halkları ve vicdan sahibi duyarlı kesimler tarafından hayatımızda daha uygulanabilir ve daha yerleşik bir davranış olmasına vesile oldu. Adeta savaşı başka bir cepheye taşımıştır. Boykota arzu edilen seviyede katılım olmasa da, kabul edilsin edilmesin bugüne kadarki en etkili ve en büyük çaptaki boykot reaksiyonu gerçekleşmiştir ve büyüyerek devam etmektedir. Hem de 1000 günlük mezalime karşı 1000 yıl devam edecek bir kararlılık çoklar tarafından şimdiden göze alınmıştır.
Yazımdan niyetim, büyük bir infiale neden olan bu soykırım girişimini niteliği bakımından değerlendirmek değildir. Zira bu canilerin yaptıklarını anlatmak veya yazmak ile bitmeyecektir. Değerli okuyucularıma yeni bir karşı koyma tarzı olan ve sistematik ve doğru kullanıldığında çok tesirli bir darbe, aynı zamanda uzun vadede siyonist emelleri altüst edecek arz-ı mevud hayaline karşı sille-i mevud (vaad edilen sille) hakikatinin gelmesine ve vuku bulmasına yardımcı olacak boykottan bahsetmek istiyorum.
Boykotta en dikkat edilecek ve en önemli husus, en evvel Yahudi/Siyonist/İsrail ve frengmeşreb çevre destekçilerinin düşünce tarzı ile davranış biçimlerini boykot etmek ve kendinizden başlamaktır. Bu noktada Bediüzzaman hazretlerinin 4. Mesele'de örnek verdiği sıralama tasnifi önemli bir ölçü sunmaktadır; benzer bir sıralama takip etmeliyiz diye düşünmekteyim:
"Her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev'-i beşer dairesinden tut.. tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var." (1)

En dar dairede de en ehemmiyetli boykot şekli düşünce yapımız ile olmalıdır. Bu boykot nasıl olmalı diye başlarsak, İslami inanç, usul ve esaslara aykırı hatta zıt olan anlayışları benimsememek, bunlara karşı mümkün mertebe hem kalben hem fiilen tavır almak ile başlar. Örneğin eyyam-ı mübarek gün ve bayramlara alternatif çıkarılan kutlama ve anmalara ilgi göstermemeli; tebriklerimizi, iyi niyet mesajlarımızı bu günlerde yapmamalıyız. Ömrünü manevi tahribata adamış dehşetli şahısların ikame ettikleri günler, özellikle de bu amaç ile kutlanması gerekli günler olarak belirlenmiştir. Bu günler ve gelenekler toplum hafızasını bozmak için ihdas edilmiştir. İzlenen film, dizi ve sosyal medya içerikleri, aynı zamanda dinlenen müzikler bu bağlamda filtreden geçirilmelidir. Bununla beraber paylaşımlarımızda, paylaşılanların beğeni butonlarına basmak da bu mikyas ile kıyaslanmalıdır.
Bir diğer önemli boykot ise söylemler ve kavramlarla yapılan boykottur. Misal verirsek bu zalimlerin "kendini koruma hakkı" gibi safsatalarını yok etme bahanesinden, yıkımı meşrulaştırma çabalarından başka bir şey olmadığını fikir derinliğimize yerleştirmek ile olur. 70 yılı aşkın süredir işgal, öldürme ve saldırma hakkını kendinde görenler nasıl kendilerinde savunma hakkı görebilir? Bu yüzden sorgulanması ve yargılanması gereken bu propagandaya karşı teyakkuzda olmamız her vicdan sahibinin vazifesidir.
Birkaç örnek verecek olursak: Gazze'deki elim durum için "savaş" yerine soykırım-katliam-mezalim tabirini kullanmalıyız. Zira birçok insanın kanaatine göre Gazze'de yaşananları sadece "savaş" olarak nitelendirmek, yaşanan insani acıları ve felaketlerin boyutunu tam olarak yansıtmamaktadır. Klasik anlamda savaş, genellikle iki organize silahlı güç arasındaki çatışmayı ifade eder. Oysa Gazze'de yaşananlar, çoluk çocuk demeden çok sayıda masum sivilin hayatını kaybettiği, yerinden edildiği ve ağır insani sonuçlar doğuran büyük bir insanlık trajedisidir. Bu nedenle "savaş" kelimesinden ziyade "insanlık trajedisi", "insani felaket" veya "insani kriz" ve en önemlisi soykırım-mezalim gibi ifadelerin yaşananları daha doğru yansıttığı gün gibi ortadadır.
Açık cezaevi yerine "toplama kampı" denmesi daha uygun olur; çünkü cezaevlerinde bile bir yaşam düzeni ve bir yeme içme saati vardır. Burada ise tamamen insanlar açlık ile ölüme terk edilmiştir. "Yahudi yerleşimciler" yerine "Yahudi silahlı teröristler" ya da "silahlı sivil milisler" demek gerekmektedir. "Tahliye" yerine "zorla yerinden edilme" bu trajediyi daha iyi tarif etmektedir. Burası çok ehemmiyetlidir ki, Düşünce ve söylemlerin içinde olduğu boykottan daha tesirli bir boykot yoktur. Ancak bu tarzı benimseyerek klasik boykotu daha etkin bir hale getebiliriz.
Klasik boykotta ise doğrudan veya dolaylı hedefe odaklı, başta sembolik anlamı olan büyük markalardan başlayarak kapsamlı bir "harb-i iktisadi boykotu" düzenine geçmemiz gerekmektedir. Bediüzzaman Hz. Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserinde az ve öz bir sözle şöyle ifade etmiştir:
"Siz, Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz, hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise, bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulâtını giyiyorum" (2)
Burada zikredilen manevi mamulat; maneviyatımızı, geleneklerimizi, ahlakımızı hadis ve Kur'an'dan ilham alan takva libasını simgeler. Klasik, herkesçe bilinen boykota gelince, burada da en başta içinde dinimizce haram muhteviyatlar içeren gıda, içecek ve tüketim mallarından uzak durarak başlamalıyız. Velev ki yerli malı bile olsa, boykot, savaş olsun olmasın haramın boykotundan başlar. Daha sonra yahudi sermayesi olan market zincirleri, aynı zamanda alkol satışı yapan müesseseler de zaruret halleri dışında alışverişlerde tercih edilmemelidir.
Bu hususta aşağıdaki gibi bir öncelik sıralaması yapabiliriz:
1. Açıkça soykırıma destek verenler
2. Doğrudan bağış yapanlar
3. İsrail menşeli ürünler
4. Doğrudan İsrail'e üretenler
5. Sponsor ve lobicilik gibi destek verenler
6. Sessiz kalanlar (tarafsızlık kisvesi altında sessizliğini koruyan kesimlere karşı yaptırım derecesi zaman zaman kişi ve kuruluşlara göre vicdani inisiyatife bırakılabilir.)
Bu bağlamda Müslüman Amerikalı meşhur bir boksör olan Mike Tyson tarafından söylendiği iddia edilen ve kendi alanından boykot için örnek vererek getirdiği bu metafor, gayemizin boşuna olmadığını anlatır nitelikte olup aynı zamanda "1- Benim almamla bir şey olmaz", "2- Herkes alıyor" diyen süper ikili bahanecilerin ağızlarına bir şamar vuruyor. Metafor şöyledir: "Attığımız her yumruk, onu yere yıkacağımız son yumruğa hizmet ediyor." Bu söz ona ait olmasa da bir adetullah hakikatini bizlere tekrar hatırlatıyor.
2000'li yılların başlarında klişe ve menfi anlamda kullanılan "içimizdeki İrlandalılar" yerine, fiillerimizle boykot hareketinin tarihteki hüsn-ü misal, numune-i imtisal duyarlı "İçimizdeki İrlandalı Postacılar" olmaya ne dersiniz? Neden olmasın, yeter ki manevi heybemizde ve maddi sepetimizde ehli dünyanın muzır mamulatı olmasın. Postacılıklarını da yapmayalım.
Son olarak şunu da önemle belirtmek isterim ki, tanımlama değişirse anlam düzeyleri değişir; anlam düzeyleri değişirse davranışlar değişir ve bu sayede de neticelerin değişmesine de ihsan-ı ilahi tarafından inşallah müyesser oluruz ümidindeyim, sizler de ümitvar olunuz. Cenabı Hak (c.c) Zat-ı Akdes, Kadir-i Külli Şey, Rabbül Alemin, Erhamür Rahimin'den niyazımız; cihad-ül ekber olan manevi mücahedemizde ve cihad-ül asgar olan harb meydanlarında muvaffakiyet nasip eylemesiyle beraber, belki de cihadeyn (ekber-asgar) yerine geçebilecek harb-i iktisat olan boykotta da bizleri maksut olan neticeye ulaştırsın. Amin.
Kaynakça:
1. Asa-yı Musa, 20
2. Divan-ı Harb-i Örfi, 16
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.