Hz. Hüseyin’in hayatı Mehdi’nin cemaati ile devam edecekti!

Hz. Hüseyin’in hayatı Mehdi’nin cemaati ile devam edecekti!

Dilin anmadığını, gönlün unuttuğunu kavrayamadık.
Ellerimiz karışmadı bari dillerimiz karışmasın sözünün, onları unutun anlamına gelmediğini anlayamadık!
Ne göz yaşının anlamını ne inleyen bir kalbdeki yangının acısını, ne yanık bir mersiyenin Kerbela toprağına benzeyen tadını duyabildik!
Oysa onları unutmak “Ben sizden Ehl-i beytime karşı sevgiden başka bir ücret istemiyorum de!” buyuran ilahî fermanın unutulması olacaktı.

Onları unutmak kalp ülkesinden hüznün ebediyen sürgün edilmesi anlamına gelecekti!
Hüznü bilmeyen bir kalbin bir değeri olur muydu!
Arşın sahibinin “Çok ağlayın az gülün” emrini vermesinde bu acıların rolü yok muydu!
Ya da  kucağına her alışında Kerbela’nın kanlı gömleğini Hüseyin’in üzerinde gören Şefkat Peygamberi’nin göz yaşlarına yabancı olunur muydu?
İtiraf ediyorum Kerbela’yı anmadıkça acıyı unuttum!
Acını unuttukça sevgili hiç hatırıma gelmedi!

ŞEFKAT PEYGAMBERİ SEVEN KALPLERİ TESELLİ ETMİŞTİ

Ali b. Ali el- Mekkî babasından nakletti:

Vefatı hastalığında Resulullahın yanına girdim. Başı ucunda kızı Fatıma ağlıyordu. Bir ara sesini yükseltti. Resulullah ona döndü:
“Babasının sevgilisi niçin ağlıyorsun?”
“Senden sonra değersiz biri olmaktan, aşağılanmaktan korkuyorum.”
“Sevgili kızım bilmiyor musun? Allah yeryüzüne baktı onların içinden babanı seçti ve onu peygamber olarak gönderdi. Sonra tekrar arza baktı onların içinden senin kocanı seçti ve bana seni ona nikahlamamı emretti.
Ey Fatıma Allah biz Ehli Beyte yedi haslet vermiştir. Bu hasletler ne bizden önce ne de sonra başka hiç kimseye verilmemiştir.
Ben son peygamberim.
Allah katında nebilerin en kerimi benim.
Yaratılmışlar içinde Allah’a en sevgili olanı benim.
Ben senin babanım.
Benden sonra bana ait işleri görecek olan senin kocandır.
O vasilerin en hayırlısı ve onların Allah’a en sevgili olanıdır.
Bizim şehidimiz, şehidlerin en hayırlısı ve onların Allah’a en sevgili olanıdır.
Hamza b. Abdülmuttalib benim de amcam, senin de amcandır. Ve senin kocayın da amcasıdır.
İki yeşil kanadı olan ve Cennet’te meleklerle beraber dilediği gibi uçan şehid babanın amca oğlu ve kocayın kardeşidir.
Bu ümmetin iki seyyidi bizdendir. Onlar senin iki oğlun Hasan ve Hüseyin’dir ve onlar Cennet gençlerinin efendileridir.
Beni Hak ile gönderen Zat’a yemin ederim, onların babaları onlardan daha hayırlıdır.
Ey Fatıma beni Hak ile gönderen Zat’a yemin ederim bu ümmetin Mehdisi onlardan (Hasan ile Hüseyin’nin neslinden) olacaktır.
Dünya karışıklığa düştüğünde,
Fitneler ortaya çıktığında,
Yollar kesildiğinde,
İnsanlar birbirlerine hücum ettiğinde,
Büyükler küçüklere merhamet etmez,
Küçükler büyüklere değer vermez olduğunda,
Allah onların neslinden dalalet kalelerini fethedecek, kalplerin kilitlerini açacak, ahir zamanda dini, asrı saadette olduğu gibi yeniden ikame edecek, zulümle dolduğu gibi, yeniden dünyayı adaletle dolduracak birini gönderecektir.
Ey Fatıma!
Ağlama ve hüzünlenme!
Allah senin üzerine benden daha merhametli ve daha çok acıyandır. Bu senin, benim kalbimdeki yerinden kaynaklanır.
Seni kocana Allah eş yaptı. O ehli Beyt içerisinde makamca en yükseği, soyca en şereflisidir.
Raiyyetine karşı çok merhametli ve ihtiyaçlarını görmede ve adaletle davranmada en ileri mertebededir.
Ben Rabbime ‘ehli beytim içinde bana en evvel kavuşacak olanın sen olman için dua ettim.”

Hz. Ali der ki : Fatıma, Allah Rasülünden sonra dünyada 75 günden daha fazla kalmadı, Allah onu babasına kavuşturdu” (Mu’cemü’l Kebîr, 3/57)

BELA TOPRAĞININ SON AKŞAMI

İbni Ziyad askerlerini, Hüseyin’in konduğu sahra ile Fırat suyu arasına yerleştirdi. İmam Hüseyin’in üzerine gönderdiği askerlerin büyük bir kısmı firar ediyordu. Bunu önlemek için firarilerden birini idam ettirdi. Diğerleri geri dönüp saflardaki yerlerini aldılar. Ömer b. Sa’d’a kesin emrini verdi. “Hüseyin Yezid’e biat ederse onları Kufe’ye huzuruma gönder, yoksa başını bana getir!”

İmam son olarak bir teklifte daha bulundu. “Üç yoldan birini bana açın! Beni bırakın Medine’ye döneyim. Yol verin Şam’a Yezid’in yanına gideyim hakkımdaki hükmü o versin. Önümü açın Rum diyarında sınır köylerinden birine yerleşeyim.” İmam’ın bu teklifleri İbni Ziyad’a fayda etmedi. İleri sürdüğü şartlarda ısrar etti.

İmam Hüseyin kendi maiyetinde olanları serbest bıraktı. “Ailelerinizi alın bu gece burayı terk edin. Onlar benden başkası ile ilgilenmezler geri vatanınıza dönün!” buyurdu. Bu teklifi İmam’ın kafilesinde bulunanlardan hiç biri kabul etmedi.
İbni Ziyad’ın öncü birliği başında İmam Hüseyin’i Kerbela sahrasına indiren Hur b. Yezid vardı. O sırada Allah kalbini düzeltti kendi safını terk edip İmam’ın huzuruna geldi. Özür dileyip biat etti.

Hicretin 60. yılı Muharrem ayının onuncu günüydü. İmam Hüseyin’in etbaı üç gündür su alamıyordu.  Artık söz tükenmiş kılıçlar çekilmişti. Hüseyin’in yolunda baş koyanlar birer ikişer kendilerini kuşatan Yezid askerlerine hücum etiler. Her biri saatlerce çarpıştılar. Susuzluktan kavrulan bedenleri ancak şehadet şerbeti ile suya kanmaktaydı.

Saatlerce çarpışan İmam’ın kendi oğlu Ali b. Hüseyin yaralarından kanlar akarak gelmiş “Ey babacığım susuzluk beni öldürdü” diye feryat etmişti. Günün sonunda İmam’ın etrafındakilerin tamamı şehit oldu. Ehlibeyt neslinden on iki erkek ve İmam’ın safına katılan 60 kadar Müslüman’dan Hüseyin’in çadırında ağır hasta olarak yatan oğlu Zeynel Abidin ve torunu Ömer’den başka kimse kalmamıştı.
Abdullah b. Cafer’in çocukları, Müslim b. Akil’in çocukları, İmam Hasan’ın çocukları, birer birer şehadet şerbetini içtiler.

Artık  Necef sahrasında şehadetin en uzun günü başlamış, kızıl bir şafakta batmak için son şehidin kanını bekler olmuştu.
“Ben Züheyr’im! Ben Kayn’ın oğluyum! Düşmanlarını Hüseyin’in üzerinden def ederim” diyen bir ses vaktin yaklaştığını hissettiği anda Hüseyin’in yanına geldi. Elini omuzuna koydu:
“Yürü! Doğru yol gösterilmiş ve doğru yol göstericisi olarak yürü! Bu gün Peygamber dedene, kardeşin Hasan’a baban Ali Murtaza’ya, çift kanatlı yiğit amcan Cafer’e, Allah’ın arslanı diri şehit Hamza amcana kavuşacaksın!” dedi.

Etrafındaki herkesin şehit olduğunu gören İmam Hüseyin, at üzerinde son nefesini verene kadar çarpıştı. Yeni bir hamleye gücü kalmayınca elleri yanlarına düştü. Sinan b. Evs ve Zür’a b. Şerik İmam’ın üzerine gelip onu şehit ettiler.
İbni Sa’d, Beşir b. Malik ve Havli b. Yezid ile Hz. İmamın mübarek başını İbni Ziyad’a gönderdi.
Beşir, İbni Ziyad’a bu şiiri okudu:
“Benim sırtımı altın ve gümüşle doldur.
Kendisine sığınılanların seyyidini katlettim.
Çocukluğunda iki kıbleye karşı namaz kılan
Ana ve baba yönüyle
İnsanların en hayırlısını öldürdüm
Necid’de Harra’da ve Medine’de
Kadınların andıkları insanların en hayırlısını..!”

İbni Ziyad bu şiire çok öfkelendi. “O’nun bu kadar iyi bir insan olduğunu biliyordun da niçin öldürdün hain!” dedi ve Bişr’in boynunu vurdurdu.
Ehlibeytin kadın ve çocukları ile İmam Hüseyin’in mübarek başı Şam’a gönderildi. Yezid Ehlibeyt’in ev halkını Mekke’ye gönderdi.

MAZLUM ŞEHİD’İN İNTİKAMI

İmam Hüseyin Kerbela sahrasında son anlarında şöyle dua etmişti.
“Ya Rab kullarınla halimi görüyorsun! Allahım onların topluluklarını dağıt, birer birer katleyle. Allahım yeryüzünde onlardan hiçbir fert bırakma onları ebediyen affetme!”
“Mazlum’un duası ile Allah arasında perde bulunmaz” hükmü tecelli etti. Hüseyin’in katlinde Kufe’de bulunan Sakifli Muhtar’ın babası Ebu Ubeyde, Hz. Ömer döneminde Irak komutanıydı. Muhtar’ın iki kız kardeşinden biri Abdullah b. Ömer diğeri Sa’d b. Ebu Vakkas’ın hanımıydı. İmam Hüseyin’in katlinden sonra  Mekke’de hilafetini ilan eden Abdullah b. Zübeyr’in hizmetine girdi. Ondan beklediği iltifatı görmeyince Ehlibeyt’in intikamını almak için Allah tarafından görevlendirildiği iddiasıyla Kufe’ye gitti. Malik Eşter’in oğlu İbrahim’in yardımıyla Kufe’den Medayin’e kadar olan bölgeye hakim oldu.

Muhtar Kufe’de İmam Hüseyin’in kuşatmasına katılanlar hakkında defter tutturdu.
Ömer b. Sa’d başta olmak üzere Şimri Zülcevşen ve Kays İbni Eş’as ile beraber Kerbela’da Hüseyin’i kuşatan askerlerin tamamına yakın bir kısmı teker teker yakalanıp katledildiler. Muhtar bu görevini tamamladıktan kısa bir süre sonra Abdullah b. Zübeyr’e bağlı kuvvetlerden tarafından öldürüldü.

Hac günlerinden biriydi adamın biri, Abdullah b. Ömer’e  sivri sineği öldüren ihramlının durumunu sordu.
Bunun üzerine İmam:
“Sen kimlerdensin?'
“Irak ehlindenim!"
“Adama bakın! Peygamber sallallahu aley¬hi ve sellem'in haklarında: 'Bu ikisi benim öpüp kokladığım dünya çiçeklerimdir' buyur¬duğu oğlu Hüseyin'i öldürdüler,  bir de bana kalkmış sivri sineklerin kanını soruyor' dedi."( Rudanî, nr. 8783)

Seni seviyoruz Efendim!
Ehl-i beytini seviyoruz!
O gün işlenen büyük cinayet, onüç asır boyunca milyonlara varan Müslüman kanının dökülmesine sebep oldu.
Herhalde bize düşen unutmak değil, bu acıyı sahiplenmek ve Risale-i Nurların en mümtaz vasfı olan uhuvvet-i imaniye ve ittihad-ı İslam kuvveti yıkılan yerleri onarmaya çalışmak olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum